Cihan’a…

cihana

Özgür Erbaş Biri ölür, eksilirsin. Biri gider, özlersin. “Helal olsun;” der, titreyen sesin, ardından. Beyaz bir bohça olmuştur sevdiğin. Kundaklamışlardır onu, yıkamışlardır. Toprağa emanet bırakır evine gelirsin. Yüzü gözünün önünden gitmez. Sesi kulaklarında… O kadar çok resmi vardır ki kafanın içinde hangisini seçeceğini bilemezsin. Sonra tüm resimler silinir. Gece yatağa girersin. Yorganına sarılırsın, için üşür. Bir türlü ısınamazsın. Aklına sıcak şeyler gelsin diye yataktan kalkarsın. Bir sigara yakarsın belki ya da başka bir şey… Bir elma yersin belki, çekirdek çitlersin. Hiçbir yerde olanlara seslenirsin, hepsini birden çağırırsın. Hepsi gelir. Sırayla ya da bir arada. Ne çok olduklarını görünce aralarına katılmak … Eserin devamı

Yazamasam İstiyorum

Neslihan Öztürk buldum! ben yazabilmek değil başkalarının hayatlarını yaşamak istiyor olabilirim. görüyorum, sonra gördüğüm en içime değiyor, sonra yazmak istiyorum, sonra kelime yetmeyince yazmayıp sinirleniyorum ya… işte o. ben başkaları olmak istiyorum. bir başkası olmak değil. başkaları olmak, sonra da nesli halime geri dönmek… edepsizlik etmek istiyorum yani. edepsizlik edip başkalarının olduklarını varsaydığım, gördüğümü ve anladığımı sandığım hallerini dillendirip orgazm olmak, sonra insanların sağa sola bulaşan menilerini temizlerken yazdıklarımı unutmak istiyorum. unutarak, tecavüz ettiğim insanların hayatları gibi kendi hayatımı da katletmek istiyorum.

Paso Doble

  Coya Patlak bisiklet lastiğini bile eğretileyen, dizginini kendi istediğinde sadece kendi istediğinin eline kendi istediği kadar veren, ruhunu gömleği sanan adamla, hala eski otobüs biletlerinin arkasında şiirler bulan ve bulduklarından küstahça medet uman, zamanı kayık, çekirdeği çürük, ruhu kaçak kadın, bir tek yalnız uyuyamadıklarında soyarlarsa ruhlarını birbirlerinin önünde, bunun sonu ancak felaket olur. Fakat ne adam vazgeçer biçim vermekten tedbirli teslimiyetine, ne de kadın kıymet verir dizginlerin ellerinde bıraktığı kesiklere.

Yokluğumun Seyir Defteri

Coya karanlığımın yüzüme yakıştığı saatler – bazen şehrin karanlığına denk düşer, saçmalarcasına ıskalar ya bazen, şahitsin – ben yine inimde yurtsuzluğumla bozmuşum yerde haritalar, fotoğraflar ve biletler bu kez, yosma memleketlerden, metres ikamelerden, bir de su bardağından bozma şarap kadehi, başka türlü olmaz ya aidiyetlerimden vazgeçmişim elde kibrit hazır beklerken, dimağım halka halka, is is lekeli, kutunun içi darmadağın – söylenecekse bu saatte söylenmeli dinleyeceksin bu yüzden, elin mahkum -

Paris brulé-t-il?

  Ebru “Şebzindedâr” Akman Biliyorum ki derin bir kuyunun içindesin, biliyorum ki kuyu dışında, kuyuda olduğun gerçeği dâhil hiçbir şeyin bir önemi yok. Karanlık duvarları seyretmekten ve yâd edişte boğulmaktan başka bir şey istemiyorsun. Geleceği yâd edip durmak istiyorsun, kaybedildiğinden emin. Geçmişi umut edip durmak istiyorsun, yaşanacağından emin. Öylece durmak ve hayatının -rivayet bu ya- ölüm anında geçtiği gibi gözlerinin önünden geçişini seyretmek istiyorsun.

Falıma Baktım, Sen Yoktun

Özgür Erbaş Haklısın. Kim inanır başka birini senin için bıraktığıma! Haklısın elbet. Kim seni – nihayetinde milyarlarca kişi arasından biri- dünyadaki herkese tercih eder ki? Hem niye etsin ki! Yarışır vaziyette, içerde sevişirken dışarıda kim bilir neler kaçırıyorum diye endişe edilen bir zamanda, kim kimi umuda ihtiyaç duymadan bekler ki! Niye yapsın ki! Haklısın evet. Ben yaptım. Yaptım ve bunun ne vicdan yükünü ne karşılıksızlığını ne de imanının bedelini bir başkasının sırtına yıktım. Ben bekledim, ben kaybettim, ben kazandım. Yıllar sonra bugüne yeniden baksam, yine aynılarını yaparım. Biliyorum. Ben, iman sahibi insanım. İman edenin, yolundan dönme şansı yoktur. İhtiyacı da.

Malzeme

Coya Dönüştüremediklerinden ne çabuk vazgeçiyorsun. Eğretileyemediklerini ne kolay gözden çıkarıyorsun. Bozamadığın, bozduramadığın, iyileştiremediğin, yanında iyileşmediğin, söndüremediğin, şişiremediğin, boyayamadığın, güzelleştiremediğin dostlardan, düşmanlardan, sevgililerden, metreslerden, şehirlerden, kıyılardan, köşelerden ne de erken sıkılıyorsun. Bir şeyin hayatında kalma olasılığı = tanrıcıklığının oranı = dönüşümü/parmağın. Biçim vermiyorsan denklem çözümsüz. Malzeme çıkmıyorsa denkleme değmez.

Megalomani

Coya Sevgili, Dudakları ne aradığını bilmezdi gece karanlığında; bulunca benimkileri her seferinde şaşırır, taptaze bir tutkuyla öperdi uykuya dalarken yüzünün gerisi. Mahmur, hınzır gözleri hiç ele vermezdi dudaklarımın unutulmuşluğunu sabahları; yeni dudaklar bulmaya hazır, çıkardı hayatımdan her gün aceleyle. Her geri dönüşü sürpriz, Sevgili, Dünü, yarını yoktu. Anlamazdı dünlerimi, yarınlarımı. Bir boşlukta yaşar, elimi uzattığımda hiçbir şey sormadan düzlemime gelir, yorulunca kirpikleri, gözlerini kırpıştırmadığı boşluğuna geri dönerdi. Onu özlerdim dünlerimde, yarınlarımda. Gidişi boşluğum olurdu.

ODTÜ’den Kaçışım

  Yazan: Kerem Kandemir Çok emin değilim ama sanıyorum lise ikinci sınıftaydım. Pek çok ergen gibi, annemle sorunlar yaşıyordum. Zaten yatılı okuduğum için, hali hazırda parçalanmış/eksilmiş aileme (sekiz yaşında yetim kalmıştım zira) ziyadesiyle yabancılaşmış durumdaydım ama ne gariptir ki, hafta sonları iki günlüğüne olsun, cennet mekanı evimize (orman fidanlığında, müstakil bir lojmanımız vardı) gidip annemle ve kız kardeşimle karşılaşmak bile bana fazla geliyordu. Olabildiğine uzaklaşmak istiyordum, ailemin geri kalanından. Çünkü babanız öldüğünde, annenizin de içinde bir şeyler ölür. Çünkü babanız öldüğünde, anneniz de ölür… Annenizden yerini alan nevrotik varlık da, sizi hayatının merkezine oturtur; sizin dolayımınızla yaşama dönmeye çalışan bir … Eserin devamı

Ağıt ya da Bir Tebrik Mesajı

Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman “… Mutlu yaşlı yaşında ölendir, daha mutlu genç yaşta ölendir, en mutlu doğum sırasında ölendir; bunların arasında en mutlu olan ise hiç doğmamış olandır…” (Kierkegaard, Either/Or, cilt 1, sf. 220) Hâlâ varolup ne yapacaktın ki? Her zaman yaptığın gibi bundan da kıl payı kurtuldun: 21. yüzyılda genç yetişkinliğini ve yetişkinliğini ve yaşlılığını yaşamak zorunda kalan bizlerin kaderinden.