Yanlış Sevmişim Özür Dilerim

soney-ve-zekeriya

    Soney ve Zekeriya için… Yanlış sevmişim özür dilerim Ayıp varmış günah varmış Onur yokmuş namus varmış Baban utancından kahveye çıkamazmış Kanımız aynıydı ya, kütüğe başka yazmışlar bilemedim Sevmeden kütüğün ne soramadım, diyemedim Sen sırtında kurşunla doğmuşsun, göremedim Elimi verdim, tuttun ya, ötesini dinlemedim Sonra kurşun, kafandan, Surp Kevork’a Sonra kurşun, kafamdan, Sümbül Efendi’ye, yanına Ben yokmuşum sen yokmuşsun Ayıp varmış günah varmış Baban utancından kahveye çıkamazmış Sırtındaki kurşun senden de benden de ağırmış Sevdim, öldün, özür dilerim. Coya

Mavi

mavi

SillyPoet Kızımın kaşları keman(1), ayakları mavi(2); Kızıma etek(3) vermiş, neresi kani (4) Kan döktü aylarca; yılları fânî (5)… Peki… Daha oldu da olacak ne var ki yani, Gözleri kör ölümü ani; Anne’den konuşmiyim, babanız tali (6)… Kızımın gözleri çiçek, elleri beyaz; Kızıma vız gelir, boş gider ayaz; Fakat tiksinişi pek, vicdani saki(9), Kaçmasam yahut sus(a)masam bari… Kızımın karnı sıkı, nevri dolu; Kızıma değmesin her şeyin sonu; Saçlarım demirden, acıtmış onu; Sussa ne, susmasa bitmiştir kulu… Kızımın eteği, sonunda ati (7); Laf sözle imana gelecek sanki Yastıkla boğmalı bu ise fani (5); Kızım dur! Torbayla kurtarsan bari…

Ne bileyim…

desert-car-1

kılına zarar gelmesin diye, ruhumu satardım umacılara, gittim duruşunu incittim. kim ne derse desin böyle bir dersi haketmişim. ondan  *öteki hayata kadar*  mahrum kalmak *fikrimde ve gönlümde oturduğu, her biri, gitmesin diye ayaklarına dolaşmak isteyen yerlerin kutsallığından sanırım*  ödemek zorunda kaldığım en büyük bedel şimdi. dahası yok gibi geliyo ama, umarım daha ağırını görmem asla. aklımdan kelimeler geçiyor hep, söylemeye direndikçe söz, düşünmemeye çalıştıkça kabus oluyo. çok beklersin; bu deyişte; gramer gramer’e karşı; eksik yazcam fiileri; sentaks sallanıyor. semantik içimde büyüyo. üç nokta da kullanırsam ne olayım. ünlem de. onu çok seviyorum, öyle ki, demogoji, yapmak istediğim en son şey … Eserin devamı

İlk Çıkacak Şarkı Benim Olsun

stranger-in-the-mirror

Özgür Erbaş Ona, onunla tanışmadan çok önce, bir arkadaşımın “Zekası ölçülemeyecek kadar yüksektir;” dediği anda aşık olmuştum. O, bende olmayan her şeydi. Başta zeka ve diğerleri. Aynı anda birden fazla yetenek, birkaç kişiye yetecek kadar güç… Zekamın ortalama olduğunun, yeteneklerimin geçici heveslere ve ardından gelen başarısızlıklar için söylenmeye yettiğinin farkındaydım. Hiçbir işi sonuna kadar götüremezdim. Başlangıçlar iyi, sonlar hep berbattı. Bağlama kursum için alınan aletin re sesini kötü çıkardığını hocamdan önce fark etmem, aletten, kurstan, hocadan ve içinde bağlama olan tüm müziklerden uzak kalmama yetmişti. Gitar çalmaya parmaklarım kısa geldi, ud almaya param. Ama karşımdakinin bilgisinin benden az olduğunu fark … Eserin devamı

Terk-e Tariz

terketariz

Özgür Erbaş  Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki: “Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu. Yalvarırım beni terk etme.

Zaman İçindeki Kar

snow01

Melih Özuysal Kar denizine doğru gülümseyerek uçarken mutluluktan başı dönen ve keyifle aşağıya bakıp “Yere inmeme daha var;” diye düşünürken birden bir yere konuveren bu kar tanesinin adı Lin idi. Konduğu yerden aşağı bakınca bir sürü neşeli insan gördü, çünkü burası bir panayırdı ve kendisi de sirk çadırının tam tepesindeydi. İlk gördükleri çok eğlenceliydi: Bazı kar taneleri insanların şapkalarında dolaşıyor, bazıları insanların elindeki sıcak içeceklerin içine atlıyor, bazıları ise meraktan gözlerine giriyordu. Hatta atkıyla örtünmemiş olanların kulaklarına girip onları gıdıklayan kar taneleri bile vardı.

-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a

SillyPoet  -renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a Zorunlu hareketler: Rumuz: …sayfa sayfa okuyacam, lakin gücüm yetmiyor…. oğlum! Kavuşmak lakırdısını uzatmasan bu gece! anasonla çiğerleri şişirmişsin bir kere… oOo dostum! bakın kimler gelmişler, Belki bizi sevmişler, O’ndan erken dönmüşler. Resim diye şiir vardı içindeyim bu gece, içinde bir hatun vardı; sokulmuşum sessizce. Siz burada garsonsunuz, unutmuşum içince, sesinizi duydum ama ölmüştünüz beş kere, Sokak görse tanır mı ki yamacıma gelince. Serbest program: Bakın size ne anlatıcam,

Hakir

Pelin Topçu Sırtınızda el örgüsü hırkanız Yüzünüzde kırkbeş günlük sakalınız Kaba saba sözleriniz Reddedişiniz Sevilmeye izin vermeyişiniz Bağırarak sevişmeniz Alay edişiniz Doğru sözleri söylemeyişiniz İnsanlığı sevişiniz İnsanları sevmeyişiniz Lütuf saydığınız sözleriniz Hayata ara verişleriniz Gidişleriniz Geri gelişleriniz Puslu gözleriniz Kibar elleriniz İle tezat olan hantal bedeniniz İle tezat olan yürümeniz Bir hayalet gibi Ve siz Bu halinizle Beni nasıl sevdiniz?

Gece Okulu

Melih Özuysal Bu küçük şehirde ne çok anısını bırakıp gitmişti. Şimdi yıllar sonra yine bir yaz gecesi bu şehrin sokaklarındaydı. Üstelik yine saatlerin en acımasızı, en duyarsızı ve en sıkıcısı olan gecenin 10uydu. Yürüdükçe, bir zamanlar hayallerini paylaşacak hiç kimseleri bulamamış olan ayak izlerine rastlıyor ve onların hala için için kanayışını duyuyordu. Hazır canı yanmışken, izler onu gençlik yıllarını geçirdiği mahalleye getirdi ve sokağın başında onu, yalnızlıkla ilk tanıştıran şey, kısa kambur gölgesi karşıladı.

Allah Yazdıysa Bozsun!

Pınar Elmasoğlu Ben üniversitede öğrenciyken, bir mühendislik öğrencisi ile flört etmek, kız yurdunda -özellikle de Sosyal Bilimler okuyan kızlar arasında- ikinci sınıf muamele görmeye neden olan bir hadiseydi çok afedersiniz. Evet, öyleydi. Felsefecilerin çok popüler olduğu bir dönemde öğrenciydim ben. Felsefeci sevgili sahibi olmak epey bir şey demekti; adam aşkın tarifini yapana kadar siz öbür tarafa geçmiş olurdunuz; bir nevi beden dışı deneyim. Vardı benim de felsefeci bir sevgilim, günlerimiz bu sandalye var mı yok mu, varsa benim gördüğüm gibi mi var, o sandalyeyi benim gördüğüm gibi yapan şey, yani benim algım hangi gerçeklikte filan tartışarak geçerdi.  Ağzından bir kere … Eserin devamı