Laiklik Meselesi

Yazan: Ayhan Ulusoy Etimoloji “Laik” ve “laiklik” sözcükleri bize Fransızca’dan girmiştir. Laik sözcüğü Fransızca “laïc” ve “laïque” diye yazılan iki sözcüğün karşılığıdır. “Laïc” Latince “laicus“‘dan, o da eski Yunanca “laikos” sözcüğünden gelmektedir. Orijinal anlamı “halktan olan, halka ait olan” dır. İlk önceleri (12. ve 13. yüzyıllarda) Katolik kilisesinin kendi içinde çalışanlardan din adamı olmayanları ayırt etmek için kullanılmıştır. Daha sonraları halk arasında da “din adamı olmayan” anlamında kullanılagelmiştir.

TARTIŞMA (3): PKK Ekseninde Terör Sorunu

  PKK ekseninde ortaya çıkan terör sorunu, Kürt sorunundan bağımsız ele alınabilir mi ya da alınmalı mı? Bu tür bir analiz, sorunun çözümünde yeni olasılıkların belirmesine yardımcı mı olur; yoksa, çözümsüzlüğü besleyecek entelektüel rasyonalizasyonlar listesine bir çentik daha atmakla mı ibaret kalır etkisi? Soruları uzatmak mümkün. Konuyu, Yorumlayanlar’ın TARTIŞMALAR gündeminin üçüncü sırasına taşıyan sizlersiniz. O halde buyrun… Görelim, kanayan bir yaraya merhem olacak nitelikte ne tür tahlilleriniz, teşhisleriniz ya da önerileriniz var.  

TARTIŞMA (2): Türban Ekseninde Laiklik

Anlaşılan, aylardır, hatta yıllardır, yerel entelijensiyamızın tartışmaktan usanmadığı türban konusuna sizler de bir türlü doyamıyorsunuz. Belki de, bunu Yorumlayanlar’ın gündemine taşıyarak, gazetelerde, radyo ya da televizyonlarda karşınıza çıkanlardan daha farklı bir şeyler okumak, duymak ya da yazmak arzusundasınız. O halde buyrun… Bir de sizlerin zihinlerinizin dolayımından geçmiş halini görelim, türban konusunun.    

Kimlik, Vatandaşlık ve Anayasa

Yazan: Ayhan Ulusoy [Editörün Notu: Bu yazı, Ayhan Bey'in, "Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye'nin Kürt Sorunu" adlı eserinden alınmış ve Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.] Malum, parlamentomuz yeni bir anayasa hazırlığı içerisinde. Bugün sizlerle, bu yeni anayasanın kimlik ve vatandaşlık hususlarında nasıl olması gerektiği üzerine düşüncelerimiz paylaşacağız. Kimlik, bugünün dünyasında karmaşık ve iç içe geçmiş bir yumak haline gelmiştir. Ataları İrlanda’dan Amerika’ya göçmüş birisi, kendini hem İrlandalı, hem Amerikalı, hem kadın, hem gazeteci, hem katolik, hem New York’lu, hem Brooklyn’li, hem Yale’lı, hem demokrat, hem çevreci, hem de yalnızca bir insan olarak tanımlayabilir. Eğer isterse de bunlardan bir veya birkaçını diğerlerinden öne … Eserin devamı

19 Ocak’ta Ne Olmuştu?

Yazan: Özgür Erbaş Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatıralarınız(mız)dan başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı. Başka ne oldu? Hep birlikte yürümüştük, hava ısırsa da sıcaktı. Ne kadar kalabalık olduğumuzu görmüştük; vesilesinden bağımsız olarak iyi gelmişti niyeyse. Hrant’ın ayakkabısının altındaki delikten, öldürülmüş olduğu gerçeğinden fazla konuşmuştuk. Rakel’in konuşmasının ne kadar da duygulu olduğundan, bizleri ne kadar etkilediğinden söz ettik. Ama bizlerden başka kimleri etkilediğini pek sormadık.

Olur mu hiç üç kulak? Dön de aynaya bak!

Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman Her gün eylemlerimize n kadar olasılık arasından karar verip yapıyoruz. Örneğin tesisatçıyı bugün değil de yarın arıyoruz, ekmek almaya sigaramız da bitince gidiyoruz ya da belki eve bir gelen varsa ikisini de ona ısmarlıyoruz. Bu n kadar olasılık yapacağımız eylemin ya da vereceğimiz kararın ehemmiyetine* göre değil de yaratabildiğimiz alternatiflere, müdahil olan kişi sayısına, aciliyetine göre ve şimdi aklıma gelmeyen başkalarına bağlı olarak belirleniyor. Yapmak zorunda olduğumuzu biz düşünüyoruz, hâlbuki bu hayatta hiçbir şeyi yapmak zorunda değiliz. Nihayet toplum parametrelerinin değiştiği varsayılan bir çağda yaşıyoruz. “Sonuçlarını göze alabildiğimiz sürece…..” diye başlayan bir cümle kurmama bile gerek … Eserin devamı

Irak’ın İşgali -2- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)

Yazan: Kerem Kandemir Irak’ın İşgali -1- için klikleyin Yalan Balonları Patlıyor tefrikasının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü 11 Eylül Sonrası: Altın Yılların sona ermekte olduğunun emarelerinden biri de, yeni binyılın ilk Amerikan başkanlık seçimini, Al Gore yerine oğul Bush’un kazanması olmuştu, diyebiliriz. Lakin, o dönemdeki endişeler (11 Eylül’den önce), Cumhuriyetçiler’in iktidara gelişiyle, A.B.D.’nin yine izolasyonist bir dış politikaya geri döneceği, dünyada olup bitenlere sırtını dönerek, kendi iç meselelerine yoğunlaşacağı yönündeydi. El Kaide hariç kim bilebilirdi ki, bizi bambaşka bir gelecek bekliyor.

Irak’ın İşgali -1- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)

Yazan: Kerem Kandemir Yazının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü Yalan balonlarını patlatma metaforuyla lanse ettiğimiz yazı dizimizin bu son bölümünde, şu ana kadar söylediklerimizle çelişir gibi görünen ve bu yüzden de ısrarla açıklamamız, kendi paradigmamızın içine oturtmamız istenen Irak’ın işgalini masaya yatıracağız. İlk iş olarak, ad hoc bir tez ortaya atalım: 11 Eylül olmasaydı, Irak işgal edilmeyecekti. Yani, siyasi anlamda, Irak’ın neden işgal edildiği sorusuna yanıtlar ararken, bu faaliyeti, 11 Eylül saldırıları sonrasında oluşan bir bağlam (context) içerisinde yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Nasıl ki dinazorlar, dünyaya dev bir meteor çarpmasaydı, belki milyonlarca yıl daha, egemen bir tür olarak yeryüzünde dolanacak … Eserin devamı

Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Deyip Geçme!

Yazan: Ayhan Ulusoy Yusyuvarlak Küreselleşme denen fenomen aslen neolitik çağdan beri yavaş yavaş oluşmaktaydı. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler, taşıma, ulaştırma ve iletişim gibi alanlarda yeni bir çığır açarak bu fenomeni belirgin bir trend haline getirdiler. Soğuk savaşın bitmesiyle de bunun önündeki siyasal engeller kalktı ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde bundan bahsedilmeye başlandı. Küreselleşme esasen dünya üzerindeki mesafelerin pratikte kısalmasıdır (daha kolay katedilmesidir). Hal böyle olunca, malların, bilginin ve sermayenin akışı nispeten kolaylaşmaktadır. Bunu mümkün kılan bir diğer etken de -siyasi olarak- gümrük duvarlarının yıkılıyor oluşudur. Aslen insanların akışı da kolaylaşmaktadır ancak bunun önünde belirgin siyasi engeller vardır bugün.