Nezaket

Coya İş yoktu, okul yoktu, ev yoktu; ağaç vardı, toprak vardı, ay vardı. Topraklıydın, nemliydin, aydınlıktın, güzeldin, kıyamadım. Oturdu kokunsuz yaşama olasılığı göğsüme, dayanamadım; dedim ki, “Önce ben öleyim”. “Ölme”, dedin aceleyle, batıllıktan, alışkanlıktan, ama korkmadı gözlerin, alıştı fikrin, dinmeyen çocuk inadınla “Önce ben” demedin, sıranı savmayı yeğledin, kalan olmayı sevdin. Centilmendin zaten, kapıyı tuttun bekledin.

Fevkalade Sağlıksızım; Sen de Ol!

Özgür Erbaş Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görün. Ne var bunda? Kim bunun bir yalan olduğunu söyleyebilir? Kim senden çıkan bir senin, sen olmadığını iddia edebilir? Kim, senin gibi, öylece durarak ve durduğu için belki de ışıldayabilir? Senin yüzüne her baktığımda, içine bükülmüş bir ip görüyorum. İçine, kendisine… Oysa, o ipin benim boynumda olması lazım. Biliyorum.

İtirazım Var Bu Zaman-Mekâna

Pelin Topçu Madem bilmediğim güçler tarafından isteğim dışında zalimce fırlatıldım dünyaya, neden yaşayacağım yeri ve zamanı seçme özgürlüğü verilmedi bana? Pekala kabarık eteklikler giyip ortalıklarda dolaşabilmeli, Napolyon’un karşısına geçip “ne kasıntı adamsın sen de be!” diyebilmeli, Einstein’la karşılıklı çay içip, “eee, var mı bu aralar aklında yeni bir şeyler?” diye sorabilmeliydim. Ya da bundan çok daha önce henüz gökyüzünün dev binalarla karartılmadığı, hayvanın hayvanlığını, insanın insanlığını bildiği çağlardan birinde yaşamak isteyebilirdim. Ama ne fayda! Bana isteğim sorulmadı.

Jurassic Park IV: Tuncblake’i Öldürmek…

Yazan: Kerem Kandemir Devrim Kendi Dinazorlarını Yer Yazımızın içeriği, muhataplarımız tarafından sindirilmesini güçleştirecek öylesine unsurlar içerecek ki, okurlarımızın tahammül sınırlarını genişletebilmek amacıyla, üslubumuzu -bu kez- olabildiğince lakayt ve mizahi kılmaya çalışacağız. Bu eserimizde, devrimciliği masaya yatırıyoruz. Devrimcilik ne idi? Kendilerini devrimci olarak niteleyenlerin insanlık tarihine katkıları ne oldu? Bugünün dünyasında devrimcilere yer var mı ya da yarının dünyasında onlara yer olacak mı? İşte tüm bu suallere, birlikte yanıt arayacağız…

İki Ses, bir Necati, bir de Kurufasulye

Pınar Elmasoğlu Bir sabah, ev. Zorlanıyorum, içim dışıma çıkıyor unutmaya çalışırken seni. Her gün her gün yeniden daha keskin bir bıçağın üzerinde ip cambazı gibi yürüyorum, ileriye bakarak ve düşmemek için, kendinden emin. Fakat sonunda, kan içinde kalıyor tabanlarım. Düz yolda yürüyemez oluyorum; kanımı dindirmek için güneşli bahçelerde mor çiçekli yollardan yürümem gerekiyor, bir avuç toprak bulamıyorum. Şehir, zaten betona bulanmış.

Megalomani

Coya Sevgili, Dudakları ne aradığını bilmezdi gece karanlığında; bulunca benimkileri her seferinde şaşırır, taptaze bir tutkuyla öperdi uykuya dalarken yüzünün gerisi. Mahmur, hınzır gözleri hiç ele vermezdi dudaklarımın unutulmuşluğunu sabahları; yeni dudaklar bulmaya hazır, çıkardı hayatımdan her gün aceleyle. Her geri dönüşü sürpriz, Sevgili, Dünü, yarını yoktu. Anlamazdı dünlerimi, yarınlarımı. Bir boşlukta yaşar, elimi uzattığımda hiçbir şey sormadan düzlemime gelir, yorulunca kirpikleri, gözlerini kırpıştırmadığı boşluğuna geri dönerdi. Onu özlerdim dünlerimde, yarınlarımda. Gidişi boşluğum olurdu.

Ş(ik)AYET(name)

SillyPoet Geçgek(1) verdim, gâvur değildir deyi almadılar. Kimlik gösterdim, bıyıkları var deyip iltifat etmediler. Eğerçi (2) görünürde her çil lale Firuzan’mış gibi davrandılar lakin tüm seslerime hal diliyle karşılık verdiler. Dedim: – Ey zabitler, Avrupaperest ilimde, her gün ağraz dilimde, vermezler kimlik aynı gününde, yarın olmak gerek gâvur elinde. Dediler: – Gavur takmaz imliğini, biz bakarız kimliğini; biz vermeyiz geçgeğini. Dedim: – Benim riayetimi (3) gerekli görmüşler ve bana hizmet geçgeki (4) vermişler ki ondan her zaman serbest dolaşımda olam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam. Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, … Eserin devamı

Annem, “Biraz selenyum ye!” dedi.

Yazan: Özgür Erbaş Annem, ‘bilir ama ne bildiğini bilmez’ tiplerdendir. Ona göre bildikleri normaldir; herkesin bilmesi gerekenlerdir. Oysa onunla büyümüş olmama karşın, ne neleri bildiğini ne de tüm bunları nasıl bilebildiğini anlamışımdır. Örneğin annem, psikolojik gibi görünen, hatta kimi zaman öyle olması umut edilen sorunların, kötü beslenmeden kaynaklandığına yürekten inanır. Hani, günümüzde “depresyondayım” demek, aslında “azıcık şefkate ihtiyacım var” demektir ya; işte bu anneme sökmez.

İLMİHAL

Yazan: Tuncblake AKP’nin üniversitelerde türbanın serbest bırakılması amacıyla değiştirdiği anayasa maddesi, cumhuriyet savcısının, AKP’nin kapatilmasiyla ilgili düzenlediği iddianameye de girdi. Dolayısla, yorumumuzu, derli toplu halde yenileme ihtiyacı oluştu. Bu tartışmanın çerçevesi, sadece, kadınların üniversiteye türbanla girmesi değil; onun ötesine geçen bir noktaya geldi. Yani, bu soyut tartışmaya giren bütün aktörler, argümanlarını kurarken, bu meselenin ötesinde konulara da referans vermeye başladılar. Böylece, tartışmanın bir sürü boyutu oluştu. Tekrar pozisyon belirliycek olursak:

TARTIŞMA (4): Türkiye’nin Geleceği

Türban ekseninde laikliği irdelediğimiz tartışma, başlangıçta belirlediğimiz bağlamın dışına taşma eğilimine girdi. Biz de, bu gelişmeyi fırsat bilerek, yeni bir tartışma başlatmayı uygun gördük: Türkiye’deki siyasi aktörlerin ajandalarında neler var? Türkiye’nin geleceğine ilişkin nasıl tasavvurlara, vizyonlara sahipler? Türkiye’yi nereye götürmek istiyorlar? Özgürlükler, yasaklar, liberalizm, muhafazakarlık, din, ideoloji, demokrasi ve laiklik gibi kavramlar üzerinden, bu sorulara yanıt aramak istiyoruz. Tabii, bireyler, vatandaşlar, yurttaşlar olarak, ülkemizin yarınlarına ilişkin kişisel beklentilerimizi de paylaşacağız.