Gregor Samsa Size Bakıyor

   Ceren Suntekin* Bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğünü gören Gregor Samsa, tüm olağan günlük işlerini bu haliyle yapmaya çalışır. ** Biz bir gün uyandığımızda kent yerle bir olmuş, insanlar gitmiş, mahalle dönüşmüş mü olacak? Emlakçıya gittim ta şurdaki ev için. Adam dedi, ev sahibi hırkızdır, bi de akrep varmış çok. Şu yan köşedeki ev olsa, girişin de altı biliyo musun, üç tane odası var sadece, 400 diyor; 300 dese, 350 dese bile geçerim ama 400 çok. Bazı ev vardır pahalı, bazı ev vardır içi çok kötü, bazısı vardır komşuları iyi değil, hep bekâr, hep hırkız…

Paso Doble

  Coya Patlak bisiklet lastiğini bile eğretileyen, dizginini kendi istediğinde sadece kendi istediğinin eline kendi istediği kadar veren, ruhunu gömleği sanan adamla, hala eski otobüs biletlerinin arkasında şiirler bulan ve bulduklarından küstahça medet uman, zamanı kayık, çekirdeği çürük, ruhu kaçak kadın, bir tek yalnız uyuyamadıklarında soyarlarsa ruhlarını birbirlerinin önünde, bunun sonu ancak felaket olur. Fakat ne adam vazgeçer biçim vermekten tedbirli teslimiyetine, ne de kadın kıymet verir dizginlerin ellerinde bıraktığı kesiklere.

Yokluğumun Seyir Defteri

Coya karanlığımın yüzüme yakıştığı saatler – bazen şehrin karanlığına denk düşer, saçmalarcasına ıskalar ya bazen, şahitsin – ben yine inimde yurtsuzluğumla bozmuşum yerde haritalar, fotoğraflar ve biletler bu kez, yosma memleketlerden, metres ikamelerden, bir de su bardağından bozma şarap kadehi, başka türlü olmaz ya aidiyetlerimden vazgeçmişim elde kibrit hazır beklerken, dimağım halka halka, is is lekeli, kutunun içi darmadağın – söylenecekse bu saatte söylenmeli dinleyeceksin bu yüzden, elin mahkum -

Paris brulé-t-il?

  Ebru “Şebzindedâr” Akman Biliyorum ki derin bir kuyunun içindesin, biliyorum ki kuyu dışında, kuyuda olduğun gerçeği dâhil hiçbir şeyin bir önemi yok. Karanlık duvarları seyretmekten ve yâd edişte boğulmaktan başka bir şey istemiyorsun. Geleceği yâd edip durmak istiyorsun, kaybedildiğinden emin. Geçmişi umut edip durmak istiyorsun, yaşanacağından emin. Öylece durmak ve hayatının -rivayet bu ya- ölüm anında geçtiği gibi gözlerinin önünden geçişini seyretmek istiyorsun.

Allah Yazdıysa Bozsun!

Pınar Elmasoğlu Ben üniversitede öğrenciyken, bir mühendislik öğrencisi ile flört etmek, kız yurdunda -özellikle de Sosyal Bilimler okuyan kızlar arasında- ikinci sınıf muamele görmeye neden olan bir hadiseydi çok afedersiniz. Evet, öyleydi. Felsefecilerin çok popüler olduğu bir dönemde öğrenciydim ben. Felsefeci sevgili sahibi olmak epey bir şey demekti; adam aşkın tarifini yapana kadar siz öbür tarafa geçmiş olurdunuz; bir nevi beden dışı deneyim. Vardı benim de felsefeci bir sevgilim, günlerimiz bu sandalye var mı yok mu, varsa benim gördüğüm gibi mi var, o sandalyeyi benim gördüğüm gibi yapan şey, yani benim algım hangi gerçeklikte filan tartışarak geçerdi.  Ağzından bir kere … Eserin devamı

Şehir

Coya Yağmur yağdı, şehir çağırdı, pabucum yarımdı, uzaktaydım, çıkamadım dışarı, oynayamadım… Güzelsindir şimdi sen. Kimselere koklatmadığın hanımellerini saklamışsınıdır bana, bir tek benim ayağımı kaydırmayan kaldırım taşlarıyla döşemişsindir gizli geçidimi. Pazarlarını kurmuşsundur, her gün gök delindiği halde her düşen damlaya ağzı açık bakan, içine bir türlü almadığın göçebe ruhlar ordan oraya kaçışırken sükunetime güvenip tezgah altlarını doldurmuşsundur benim için. En sevdiğim kahveyi yıkıp yerine en sevmediğim dükkanı dikmişsindir beni sınamak için kesin; her köşeni ezbere bildiğimi sansam da en ummadığım yere bir köy şöminesi yerleştirmişsindir gönlümü almak için kesin. Yaptığının sahtekarca olduğunu bilirim, şaşkınlığımın sahtekarca olduğunu bilirsin, dükkanı gezer çıkarım, şöminenin dibine kıvrılırım, sesim çıkmaz, … Eserin devamı

Bir Kentin ‘Yer’leri ve ‘Mekân’ları

Özlem Yalçınkaya 19 Mayıs 2008 tarihli elektronik posta. Buraya dün geldim. Bu coğrafyaya henüz bahar yetişememiş. Son bir haftadır en çok hissettiğim şey, soğuk. Yalnız, dün gördüklerim bana başka şeyler de hissettirdi. İlk defa, bundan 40-45 gün önce gelmiştim buraya. Çok kasvetli bulmuştum. Dün sabahın erken saatlerinden bu sabaha kadar buradaki proje grubuyla kenti keşfettim. Aslında keşfettiğim şey kent değil bir grup gencin kendi alanını nasıl yoktan var ettiğinin hikâyesiymiş. Galiba doğru kelime keşif değil ya neyse. Birçok Anadolu kenti gibi burada da kadınların arkadaşlarıyla akşamları gidebileceği, içip eğlenebileceği bir mekân yok. Öğrenci evlerine karşı cinsten ziyaretçi gelmesi söz konusu … Eserin devamı

Falıma Baktım, Sen Yoktun

Özgür Erbaş Haklısın. Kim inanır başka birini senin için bıraktığıma! Haklısın elbet. Kim seni – nihayetinde milyarlarca kişi arasından biri- dünyadaki herkese tercih eder ki? Hem niye etsin ki! Yarışır vaziyette, içerde sevişirken dışarıda kim bilir neler kaçırıyorum diye endişe edilen bir zamanda, kim kimi umuda ihtiyaç duymadan bekler ki! Niye yapsın ki! Haklısın evet. Ben yaptım. Yaptım ve bunun ne vicdan yükünü ne karşılıksızlığını ne de imanının bedelini bir başkasının sırtına yıktım. Ben bekledim, ben kaybettim, ben kazandım. Yıllar sonra bugüne yeniden baksam, yine aynılarını yaparım. Biliyorum. Ben, iman sahibi insanım. İman edenin, yolundan dönme şansı yoktur. İhtiyacı da.

Seyrek Kül

Belgin Zorlu Magmayı çözüyorum. Odacığını da işgal ediyor püskürmelerim. Medeniyetimi de sınırsız tatmin ediyorum. Hayal edilenin aksine, duman ya da ateş değil ki. Bu, Sicilya’da kireç taşı katmanlarının arasında sıkışmış olandan. Şöyle bir geriye doğru itele bedenini, kollarını iki tarafa yasla. Tozu göreceksin. Aman kavuşturma ellerini ha. Sen şimdi ateşten de korkarsın. Dur dur! Daha kavuşturma ellerini, kal öyle.

Malzeme

Coya Dönüştüremediklerinden ne çabuk vazgeçiyorsun. Eğretileyemediklerini ne kolay gözden çıkarıyorsun. Bozamadığın, bozduramadığın, iyileştiremediğin, yanında iyileşmediğin, söndüremediğin, şişiremediğin, boyayamadığın, güzelleştiremediğin dostlardan, düşmanlardan, sevgililerden, metreslerden, şehirlerden, kıyılardan, köşelerden ne de erken sıkılıyorsun. Bir şeyin hayatında kalma olasılığı = tanrıcıklığının oranı = dönüşümü/parmağın. Biçim vermiyorsan denklem çözümsüz. Malzeme çıkmıyorsa denkleme değmez.