Terk-e Tariz

terketariz

Özgür Erbaş  Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki: “Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu. Yalvarırım beni terk etme.

Somut Çözüm Önerileriyle – Türkiye’nin Kürt Sorunu

kurt_sorunu

Yazan : Ayhan Ulusoy<ulusoy@yorumlayanlar.com> KISA TARİHÇE   Osmanlı’nın sonu Osmanlı imparatorluğunun sonunu başlıca altı unsur getirmiştir: Fransız ihtilaliyle yayılan milliyetçilik akımları; Osmanlının önceleri ıskalayıp, sonrasında da marjına düştüğü endüstri devrimi; Yine Osmanlı’nın ıskaladığı, daha sonra da Tanzimat’tan başlayarak, dağılana dek yakalamaya çalıştığı modernleşme ve demokratikleşme hareketi; Son zamanlarda devlet yapısındaki kokuşmuşluk; Bağnazlık; Dış güçlerin oyunları.

Ermeni Meselesi (I): Özür Dilemek

tehcir01

Yazan: Kerem Kandemir 1915′te yaşananlara ilişkin başlatılan özür dileme kampanyası, Ermeni Meselesi’ni kendi perspektifimizden masaya yatırmak için güzel bir vesile oldu. Bu yazıyla, özür dileyenler kervanına ben de katılmış olacağım. Lakin, tam olarak ne için özür dilediğimi, kampanyada kullanılan standart metinden bağımsız olarak kendim ifade etmek istiyorum.

Zaman İçindeki Kar

snow01

Melih Özuysal Kar denizine doğru gülümseyerek uçarken mutluluktan başı dönen ve keyifle aşağıya bakıp “Yere inmeme daha var;” diye düşünürken birden bir yere konuveren bu kar tanesinin adı Lin idi. Konduğu yerden aşağı bakınca bir sürü neşeli insan gördü, çünkü burası bir panayırdı ve kendisi de sirk çadırının tam tepesindeydi. İlk gördükleri çok eğlenceliydi: Bazı kar taneleri insanların şapkalarında dolaşıyor, bazıları insanların elindeki sıcak içeceklerin içine atlıyor, bazıları ise meraktan gözlerine giriyordu. Hatta atkıyla örtünmemiş olanların kulaklarına girip onları gıdıklayan kar taneleri bile vardı.

-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a

SillyPoet  -renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a Zorunlu hareketler: Rumuz: …sayfa sayfa okuyacam, lakin gücüm yetmiyor…. oğlum! Kavuşmak lakırdısını uzatmasan bu gece! anasonla çiğerleri şişirmişsin bir kere… oOo dostum! bakın kimler gelmişler, Belki bizi sevmişler, O’ndan erken dönmüşler. Resim diye şiir vardı içindeyim bu gece, içinde bir hatun vardı; sokulmuşum sessizce. Siz burada garsonsunuz, unutmuşum içince, sesinizi duydum ama ölmüştünüz beş kere, Sokak görse tanır mı ki yamacıma gelince. Serbest program: Bakın size ne anlatıcam,

Hakir

Pelin Topçu Sırtınızda el örgüsü hırkanız Yüzünüzde kırkbeş günlük sakalınız Kaba saba sözleriniz Reddedişiniz Sevilmeye izin vermeyişiniz Bağırarak sevişmeniz Alay edişiniz Doğru sözleri söylemeyişiniz İnsanlığı sevişiniz İnsanları sevmeyişiniz Lütuf saydığınız sözleriniz Hayata ara verişleriniz Gidişleriniz Geri gelişleriniz Puslu gözleriniz Kibar elleriniz İle tezat olan hantal bedeniniz İle tezat olan yürümeniz Bir hayalet gibi Ve siz Bu halinizle Beni nasıl sevdiniz?

Yazamasam İstiyorum

Neslihan Öztürk buldum! ben yazabilmek değil başkalarının hayatlarını yaşamak istiyor olabilirim. görüyorum, sonra gördüğüm en içime değiyor, sonra yazmak istiyorum, sonra kelime yetmeyince yazmayıp sinirleniyorum ya… işte o. ben başkaları olmak istiyorum. bir başkası olmak değil. başkaları olmak, sonra da nesli halime geri dönmek… edepsizlik etmek istiyorum yani. edepsizlik edip başkalarının olduklarını varsaydığım, gördüğümü ve anladığımı sandığım hallerini dillendirip orgazm olmak, sonra insanların sağa sola bulaşan menilerini temizlerken yazdıklarımı unutmak istiyorum. unutarak, tecavüz ettiğim insanların hayatları gibi kendi hayatımı da katletmek istiyorum.

Gece Okulu

Melih Özuysal Bu küçük şehirde ne çok anısını bırakıp gitmişti. Şimdi yıllar sonra yine bir yaz gecesi bu şehrin sokaklarındaydı. Üstelik yine saatlerin en acımasızı, en duyarsızı ve en sıkıcısı olan gecenin 10uydu. Yürüdükçe, bir zamanlar hayallerini paylaşacak hiç kimseleri bulamamış olan ayak izlerine rastlıyor ve onların hala için için kanayışını duyuyordu. Hazır canı yanmışken, izler onu gençlik yıllarını geçirdiği mahalleye getirdi ve sokağın başında onu, yalnızlıkla ilk tanıştıran şey, kısa kambur gölgesi karşıladı.