May 21st, 2008 at 6:41 pm (Mahrem)
Yudit Namer
Sevgili,
Dudakları ne aradığını bilmezdi gece karanlığında; bulunca benimkileri her seferinde şaşırır, taptaze bir tutkuyla öperdi uykuya dalarken yüzünün gerisi. Mahmur, hınzır gözleri hiç ele vermezdi dudaklarımın unutulmuşluğunu sabahları; yeni dudaklar bulmaya hazır, çıkardı hayatımdan her gün aceleyle.
Her geri dönüşü sürpriz, Sevgili,
Dünü, yarını yoktu. Anlamazdı dünlerimi, yarınlarımı. Bir boşlukta yaşar, elimi uzattığımda hiçbir şey sormadan düzlemime gelir, yorulunca kirpikleri, gözlerini kırpıştırmadığı boşluğuna geri dönerdi. Onu özlerdim dünlerimde, yarınlarımda. Gidişi boşluğum olurdu. eserin devamı »
Popularity: 18% [?]
yorumlar
March 11th, 2008 at 8:05 am (Mahrem)

Yazan: Kerem Kandemir
Çok emin değilim ama sanıyorum lise ikinci sınıftaydım. Pek çok ergen gibi, annemle sorunlar yaşıyordum. Zaten yatılı okuduğum için, hali hazırda parçalanmış/eksilmiş aileme (sekiz yaşında yetim kalmıştım zira) ziyadesiyle yabancılaşmış durumdaydım ama ne gariptir ki, hafta sonları iki günlüğüne olsun, cennet mekanı evimize (orman fidanlığında, müstakil bir lojmanımız vardı) gidip annemle ve kız kardeşimle karşılaşmak bile bana fazla geliyordu. Olabildiğine uzaklaşmak istiyordum, ailemin geri kalanından. Çünkü babanız öldüğünde, annenizin de içinde bir şeyler ölür. Çünkü babanız öldüğünde, anneniz de ölür… Annenizden yerini alan nevrotik varlık da, sizi hayatının merkezine oturtur; sizin dolayımınızla yaşama dönmeye çalışan bir zombi haline gelir. eserin devamı »
Popularity: 42% [?]
3 yorum
November 11th, 2007 at 3:02 am (Mahrem)

Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman
“… Mutlu yaşlı yaşında ölendir, daha mutlu genç yaşta ölendir, en mutlu doğum sırasında ölendir; bunların arasında en mutlu olan ise hiç doğmamış olandır…” (Kierkegaard, Either/Or, cilt 1, sf. 220)
Hâlâ varolup ne yapacaktın ki? Her zaman yaptığın gibi bundan da kıl payı kurtuldun: 21. yüzyılda genç yetişkinliğini ve yetişkinliğini ve yaşlılığını yaşamak zorunda kalan bizlerin kaderinden. eserin devamı »
Popularity: 20% [?]
yorumlar
August 9th, 2007 at 9:03 am (Nefesler)

Yazan: Babilli Emmanuel
“Haddini, nefes vermeye kalkışacak denli yukarılara çeken biri ya mecnundur ya da aşkın ruhların piri.”
Farkındayım; zamane insanı, nefeslere itibar etmeyi bilmiyor. Daha ziyade, televizyonda gördüğü sadist, psikopat dizi kahramanlarının ağzından dökülen, çirkefe bandırılmış sözlerden müteessir oluyor. Zayıf kişiliği yüzünden, hayatın ona biçtiği kronik kurban rolünü taşıyabilmek için, gücetaparlığı, bir savunma mekanizması olarak geliştirmek durumunda kalıyor.
O halde, bu nefeslerin, bu devirde, kendilerini gerçekleyecek bedenler bulamayacağı -bu denli- aşikarken, neden üflüyoruz onları, -kös develeri gibi- kulakları mühürlenmiş ruhlara doğru? eserin devamı »
Popularity: 17% [?]
yorumlar
March 7th, 2007 at 2:12 am (Mahrem)

Yazan: Özgür Erbaş
Anne! Ben Kimim?
Öncelikle, bu sorunun muhatabının hala annem olması, benim anamın kızı olduğumu gösterir. Bunu geçersek, ülkede, kuşaklar siyasi olarak aktif oldukları yıllar ya da doğum yıllarıyla anıldığı için, annem ve babam 68’li ben de 77’liyim. Ayrıca ikisi de öğretmen, yani ben de öğretmen çocuğuyum (bunun sınıfsal açıklamaları mevzuumuz dışında kalıyor). eserin devamı »
Popularity: 25% [?]
1 yorum
March 7th, 2007 at 1:39 am (Mahrem)

Yazan: Murat Baç
Ben genç bir asistandım, o deli bir hocaydı. Yıllar önce öldü. Ölüm haberini denizler ötesindeyken bir arkadaşımın i-meyili ile öğrendim. Geçenlerde, geçmişin elektronik kayıtları arasında gezinirken, o arkadaşımın mektubuna yazdığım yanıt çıktı karşıma. Haber verdiğin için sağol. Dediğin gibi, söylenecek pek bir şey yok. Aslında benim için söylenecek epeyce şey var. En önemlisi, hayatımda tanıdığım ilk ve tek feylezof artık yaşamıyor. eserin devamı »
Popularity: 38% [?]
7 yorum