Terk-e Tariz

Özgür Erbaş 

Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki:

“Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu.

Yalvarırım beni terk etme.

Ben seni ehlileştirmeyi başarmışım, ama evcilleştirememişim. Benim evimde, benim yanımda, benim istediğim oyunları oynamışsın sadece. Benimle olmayı istememişsin. Böyle mi demiştin, tam hatırlayamıyorum. Kafamın içinde o kadar çok döndü ki sözler, bazı yerleri silinmiş olabilir. Tıpkı yüzünü hatırlayamadığım gibi…  Sen bu sözleri saçıp dökerken, evin orasına burasına attığın giysilerini topluyordun. Ben iki elimle kulaklarımı tıkamıştım. Avazım çıktığı kadar, “Dala çıkmış bir kiraz, kirazlı yar, cilveli yar” şarkısını söylüyordum! Neden acaba? Hiç de sevmem.
 
Yalvarırım… Senin hatıramda kalmanı, bu hatıranın yasını tutmayı, bununla bir kere daha büyümeyi, büyürken eksilmeyi, eksildikçe suskunlaşmayı ve bir adım sonrasında aşka imansız kalmayı istemiyorum. Şirk koşmadım ben. Sana kendimi eş koşmadım. Biat ettim. Gittiğim yoldan döndüm; yoluna girdim. Yalvarırım beni bırakma.
Tanıştığımız günü anımsa. Neden her söylediğime güldüğünü… Kiminle geldiğimi sorduğun o sıkıcı toplantıdan el ele nasıl kaçtığımız anımsa. O günkünden daha mı yabancıyız şimdi birbirimize? Her söylediğime kaşlarını çatarak yanıt vermen bundan mı? Ben aynı benim. Değil miyim? Senin oldum. Sen olmadım, ama seninim. Nefesini içime çektim.

Bak, biz artık nereye gitsek birlikteyiz. Nereye gitsen nefesin bana emanet. Zarları tekrar atalım. Kartları yeniden dağıtalım. Hatta oyunu ortadan kaldırıp kendi oyunumuzu kuralım; oturup tüm kuralları yeniden yazalım. Her yeri birlikte bir kez daha keşfedelim. Bir kere de biz görelim. Bu kez de biz bilelim.

Sana yalvarırım, beni kendi çukurumda bir başıma bırakma.”

Popularity: 5% [?]

Annem, “Biraz selenyum ye!” dedi.

selenyum.jpgYazan: Özgür Erbaş

Annem, ‘bilir ama ne bildiğini bilmez’ tiplerdendir. Ona göre bildikleri normaldir; herkesin bilmesi gerekenlerdir. Oysa onunla büyümüş olmama karşın, ne neleri bildiğini ne de tüm bunları nasıl bilebildiğini anlamışımdır.

Örneğin annem, psikolojik gibi görünen, hatta kimi zaman öyle olması umut edilen sorunların, kötü beslenmeden kaynaklandığına yürekten inanır. Hani, günümüzde “depresyondayım” demek, aslında “azıcık şefkate ihtiyacım var” demektir ya; işte bu anneme sökmez. eserin devamı »

Popularity: 10% [?]

JR Kadar Gerçek, Şehrazat Kadar Sahte!

jr.jpg

Yazan: Özgür Erbaş

Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum. eserin devamı »

Popularity: 9% [?]

Tangram

kedicik.jpgYazan: Ayşegül Sütçü

Mecburi hizmet anıları askerlik anıları gibidir, anlat anlat bitmez. Bir bakıma bir mecburi hizmet anısı bir bakıma da bir aşk hikâyesi burada anlatacağım…

Yıllarca koyu bir kedisever olup, babamın sevmediğini açıkça beyan etmesi ve annemin “aman kızım, baban bir gün ters davranır hayvanlara, atar evden, günaha girer” tarzı caydırmaları nedeniyle eve kedi sokamamış olan ben, Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasında ailemle iki şeyin kavgasını yaptım:

1. Kesinlikle mecburi hizmete gideceğim, kuraya uzak bir yer yazacağım ve kesinlikle siz peşimden gelmeyeceksiniz (tek çocuğum ya, biliyorum başıma gelecekleri).
2. Evime istediğim kadar kedi alacağım, hatta garantilemek için kediyi buradan beraberimde götüreceğim. eserin devamı »

Popularity: 11% [?]

Yıllar Sonra Uyuyan Güzel’in Ülkesindeyim…

sleepingbeauty.jpgYazan: Lenore

Seneler, senelerce önce bir kız vardı. Video’da bir sürü peri masalı filmi izlerdi. (Çok masalsı oldu bu cümle, çok) Yıllar sonra o filmlerden biri tekrar eline geçti: Uyuyan Güzel. Heyecanla karşısına geçip izlemeye başladı filmi. Ama her şey çok değişmişti…

Masalları bilirsiniz. Kim bilmez ki. Küçükken her hafta tekrar “Çirkin”e aşık olurdu “Güzel”, saçlarını uzatırdı Rapunzel. Uykuya dalardı güzel bir kız. Erkek kardeşini kurtarırdı Gretel. Ben de izlerdim. İzlemek ayrı bir zevkti: Rengarek, büyülü bir atmosfer vardı bu filmlerde dış dünyada rastlayamayacağınız. Peri masalları küçükken çok etkileyiciydi. eserin devamı »

Popularity: 18% [?]

Fevkalâde mühimim… Sen de ol!

diz01.jpgYazan: Özgür Erbaş

Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit:
-demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı? eserin devamı »

Popularity: 8% [?]

“Kardeş, Beyinciğin Görünüyor!”

beyincik01.jpgYazan: Özgür Erbaş

Geçen yaz, İstanbul’un sulu sepken nem ortamında neredeyse erimeye yüz tutmuştu asfaltlar. Herkes bürosunun/evinin içini soğuk tutmak için, sokağı daha da ısıtma pahasına iklimlendiricilerini roket ayarına getirmişti. Benim gibi işi sokakta olmak olan amele kısmına da iklimlendiricilerin damlattığı sularla duş almak kalıyordu.
İşte o günlerden birinin bitiminde, bir türlü kestirmeye kıyamadığım saçlarımı kurşun kalemle ensemde topuz yapmış, üzerimde keten elbise, ayağımda sandalet (tüm serinletme araçları tamam olarak) İstiklal Caddesi’nde yürüyordum. O kadar perişan eserin devamı »

Popularity: 9% [?]

Yeraltından Notlar: Dilenci

yeralti01.jpgYazan: Selim Mansur

Köprü üzerinde vakit geçirmek öyle hoşuma gitmişti ki bir türlü oradan ayrılamıyordum. Sert rüzgâr ve yüzüme çarpan kar taneleri bile keyfimi kaçıramamıştı. Nehrin üzerindeki tekneler, sivri külahlarıyla onlarca kulenin süslediği şehir manzarası, hediyelik eşya satıcılarının rengârenk tezgâhları ve bir sokak laternacısının neşeli müziği ortalığı panayır yerine çevirmiş, bana da neşeli bir ruh hali vermişti. eserin devamı »

Popularity: 5% [?]

Orantısız Güç Kullanan Yalnız Kalır

mudfight01.jpg

Yazan: Özgür Erbaş

Çocukların çocukluk yapabildikleri bir mahallede büyüdüm. Bahçelerden meyve çalmanın meşru bir hırsızlık olduğu, aşırdıklarımızın “göz hakkıdır” denilerek ikram edilenlerden bile tatlı geldiği zamanlar… Onlarca çocuk, günün hemen her saatinde bir arada, arkadaş, dost… Büyüklere karşı ağız birliği eden, kendi sırları olan, o sırlar üzerine yeminler eden, oyunlar oynayan, kurallar koyan, kurallara uymayanlara verilecek cezaları birlikte belirleyen, yargılamasını yapıp infazını birlikte üstlenen çocuklardık. Sosyolojide bu sürece toplumsallaşma deniliyor bildiğim kadarıyla, ama ben meslek gereği hukuksallaşma diyorum. eserin devamı »

Popularity: 6% [?]