Mavi

SillyPoet

Kızımın kaşları keman(1), ayakları mavi(2); Kızıma etek(3) vermiş, neresi kani (4)
Kan döktü aylarca; yılları fânî (5)… Peki… Daha oldu da olacak ne var ki yani,
Gözleri kör ölümü ani; Anne’den konuşmiyim, babanız tali (6)…

Kızımın gözleri çiçek, elleri beyaz; Kızıma vız gelir, boş gider ayaz;
Fakat tiksinişi pek, vicdani saki(9), Kaçmasam yahut sus(a)masam bari…

Kızımın karnı sıkı, nevri dolu; Kızıma değmesin her şeyin sonu;
Saçlarım demirden, acıtmış onu; Sussa ne, susmasa bitmiştir kulu…

Kızımın eteği, sonunda ati (7); Laf sözle imana gelecek sanki
Yastıkla boğmalı bu ise fani (5); Kızım dur! Torbayla kurtarsan bari…

Kızım ki baktıysa bana bir ayaz (10); Bu adam eksikmiş elleri beyaz,
Kızım sen olurken ölürsem bu yaz, toprağım çamurken çamurum baki,
Fikre meydan okuyan sözse bu ta ki, sessizliğinle sone’ne değerse gider…
Maymunlar aynayı görünce biter… Boyunu kavrasam enin afakî,
Mürüvvetin görüp de kapında bitsem; Maşuka aşığı biçseler gitsem;
İçim ekşimez mi? bulduysam haki (8).

Hiçliğin fark ettirmediği zamanlarda tutmuştun beni,
Dibin nar kokar mı(?)(ş) ellerin taze(;)(!) Gönüm neyse lakin: bezgin,  kepaze…

Ağlardın sen de,
Bilirim çok gelir neşenin zehri tene…
Eskiden yıllarca,
Bilmem kaç ay, belki on Beş sene
Duruşu söz,
Sesi
Küfre kaçan
Yanağında nadir gamzelerin açtığı bir çocuk,
Gülerdi yaş dökmekten dönmüş nevrine… hakkını bayram ettiler (11).

Yağmur yağarken kirlenirmiş O,
Her sevinç nöbetinde susmak sunuldu O’na,
Eskiden saat kulelerinin akrebini bozmuş mu dili?
Yeniden sesinin yelkovanına ayarlanmak istedi…

Fakat olmaz!
Zor gelir şeytan icadı ikrar,
İnsan icadı karşılık sevmek; tırnakları sökmek!
Bilemek…
Çiçeği bitkiyi kanatmak, yeniyken eskiyi aratmak,
Gözlerini
Yamacında
Yatık görmektense
Sevda suçlarından hüküm gitmek istedi,
Sonlu laflara karnın toktu, çatlayasın istedi…

Büyük kelimeleri şairlere sattım şimdi,
İhanetin kokusunda buharlaşıyor şiir…
Duvarların sustuğu gecelerde artık,
Ben yağarken irkiliyor kar;
Sanki tam o an ve o kertede,
Yanağında gamzelerin nadir açtığı bir çocuk
Yaş dökmekten deliye dönmüş, gülüyor nevrine…

(1) Yaylı bir çalgı
(2) Bir renk, genellikle batikon yahut metil mavisi cinsinden sterilizanlar kuruduktan sonra bu rengi alır…
(3) İç üstü alta giyilen
(4)  İnanmış
(5) Ölümlü
(6) İkinci derecede
(7) Gelecek
(8) Topraktan, toprakla alakalı…
(9) Su veren…
(10) Rüzigar, yel…
(11) Geberttiler, katlettiler…

Popularity: 6% [?]

Ne bileyim…

kılına zarar gelmesin diye, ruhumu satardım umacılara, gittim duruşunu incittim. kim ne derse desin böyle bir dersi haketmişim. ondan  *öteki hayata kadar*  mahrum kalmak *fikrimde ve gönlümde oturduğu, her biri, gitmesin diye ayaklarına dolaşmak isteyen yerlerin kutsallığından sanırım*  ödemek zorunda kaldığım en büyük bedel şimdi. dahası yok gibi geliyo ama, umarım daha ağırını görmem asla. aklımdan kelimeler geçiyor hep, söylemeye direndikçe söz, düşünmemeye çalıştıkça kabus oluyo. çok beklersin; bu deyişte; gramer gramer’e karşı; eksik yazcam fiileri; sentaks sallanıyor. semantik içimde büyüyo. üç nokta da kullanırsam ne olayım. ünlem de. onu çok seviyorum, öyle ki, demogoji, yapmak istediğim en son şey bile değil; en son. i used to think that i was the man for her.. i am trying to be a man right now.. zaman çok ağır. sanki aylar geçtiydi, en son bir kırgınlık nöbetinde gözlerimi seçtiydi. ayrılık bize.. ayrıldık biz.. bırakmadı beni, bana katlanıyo.. sormadım bişey söylemedi o da; sanki beni avutuyo.. her şeye kadir, bense bir bebeğim, anlamam etmem, ne bileyim.. ne bileyim, tapıyom dedim sana, kendine tap dedi bana; hıçkırma nöbetlerim azalmaya başlar yakındır.. bilir o, kabuslarını gördüm, rüyalarını böldüm; sevdim hepsini, alıştım, sessizliğine karıştım.. susuyom öyle.. sevdiğine içten inanmışın, rüyalarına sakin, karışmışım; bilir beni; uzatmıcam, etmicem, güle güle demeden gitmicem; yanıyorum, ışık.. in search of a light, how many nights, should i have to torch myself, before letting her go.. gitmek ister mi ki, bıraktı beni.. bırakmadı beni, arada bir halim hatrım soruyo, hüsn-ü tahlil etmiyim böyle, belki bi gün, belki bi yerde durursam söyle; şairin dediği gibi: a truth that told with bad intent beats all the lies you can invent.. çok tatlısın dedi bana, çok mu geçti gece, yoksa kulaklarım istediğini mi seçti, bilmiyorum.. artık şımarmam ben.. boynunu eğmesin diye, ruhumu satardım şaşırma.. gittim.. duruşunu incittim…

SillyPoet

Popularity: 6% [?]

İlk Çıkacak Şarkı Benim Olsun

Özgür Erbaş

Ona, onunla tanışmadan çok önce, bir arkadaşımın “Zekası ölçülemeyecek kadar yüksektir;” dediği anda aşık olmuştum. O, bende olmayan her şeydi. Başta zeka ve diğerleri. Aynı anda birden fazla yetenek, birkaç kişiye yetecek kadar güç…

Zekamın ortalama olduğunun, yeteneklerimin geçici heveslere ve ardından gelen başarısızlıklar için söylenmeye yettiğinin farkındaydım. Hiçbir işi sonuna kadar götüremezdim. Başlangıçlar iyi, sonlar hep berbattı. Bağlama kursum için alınan aletin re sesini kötü çıkardığını hocamdan önce fark etmem, aletten, kurstan, hocadan ve içinde bağlama olan tüm müziklerden uzak kalmama yetmişti. Gitar çalmaya parmaklarım kısa geldi, ud almaya param. Ama karşımdakinin bilgisinin benden az olduğunu fark ettiğim anların hiçbirinde, orkestra şefi olmama bir sömestr kala konservatuarı terk etmiş numarası yapmaktan geri durmadım. Konservatuarda okuduğum yalanını söylemediysem de!

Gerçi başka yalanlar söyledim. Ben yalan söylerim zaten; işime öyle geldiği için, gerçeklerden sıkıldığım için, gerçek karşı tarafın işine yaramadığı için, eğlenceli bir akşam geçirmek için… Örneğin bir akşam, sırf taksici kısa mesafe gitmemize kızmasın ve bizden korksun diye üç kişilik sivil polis ekibi numarası yapmıştık. Bir barda tanıştığım bir adama, ismim dahil her şey hakkında yalan söyledim. Tam beş saat sürdü. Tüm sorularına ve kurduğu tuzaklara rağmen açık vermedim. Beni bulmaya çalışmış mıdır acaba? Santralleri arayıp “Zeynep Köse… Evet… İstanbul… Beykoz… Yok mu? Peki. Köse soyadında … … ” konuşmaları yapmış mıdır? Çünkü beni bulabilecek misin bakalım deyip son içkimi yuvarladığımda kendinden çok emin bir ifadeyle “Yarın sabah telefonun çalar;” demişti.

Başka yalanlar da söyledim. İlkokuldan beri “Babam vefat etti öğretmenim;” demekten sıkıldığım için —ve öldü demenin vefat etti demekten daha kaba olduğuna inandırılmama rağmen öldü demek için içimden yükselen sese inat olsun diye— üniversitede tanıştıklarıma babamın mezar bekçisi, pilot, paraşütçü, gizli görevli olduğuna dair yalanlar söyledim. Sonunda tek tek tanıştıklarımın hepsi birbiriyle tanıştığında babamın sadece öldüğü ortaya çıktı tabii.

Evet, o bende olmayan her şeydi. Yalanı yoktu. Üstelik buna ihtiyacı da yoktu. Gerçeklerin çok azıyla yetinebiliyor, ne anlatırsan ona inanıyor, soru sormuyordu. Kendisiyle ilgili anlattığı her şey imgelerden ibaretti ve ben bunu yaklaşık altı ay sonra anlayabildim. Kanca deyince herhangi bir vesileyle geliştirilmiş bir ilişkiden, hatun deyince dünya üzerindeki tüm dişilerden ve kendini dişi zannedenlerden, pezevengin evladı derken kendinden söz ediyor, biz fanilerin şey kelimesiyle ifade ettiği her şeyi ise sik kelimesini kullanarak söylüyordu. Aklımda en çok bunların kalmış olması tesadüf değil tabii. Sondan başa doğru, kullanılma sıklığı ve benim dikkatim nedeniyle aklıma kazınmış olmalarıyla ilgili.

Onun ağzından ilk kez “Bizim hatun;” lafını duyduğumda kalbim duracaktı. Cümle içinde, bir olayı anlatırken, odadaki diğer şahsa, odada olmayan başka bir şahsı anlatırken, öylesine söyleyivermişti. Cümlenin bundan sonrasını, kulaklarımdaki uğultu nedeniyle duymamıştım. Çünkü benim içimden trenler kalkmıştı, o trenlerin arkasından mendiller sallanmıştı, çocuklar trenin camlarından ağlayarak sarkmıştı, birileri trene atlamaya kalkmıştı… ve ben de o trenin önüne atlamak istemiştim. Oysa tanışalı yaklaşık iki saat olmuştu ve ben ona zaten aşıktım. Kendimi ihanete uğramış hissediyordum ve önümdeki rakı kadehine kafamı sokmuştum. Sigarayı parmaklarımın arasında çevirirken, odada hikayeyi dinleyen şahıs ona, “Ya o karı da manyaktır; görmeyeli on yıl falan oldu sanırım;” dediğinde, kadının hayatı benim ellerimde son bulmaktan kurtuldu. Kafamı soktuğum rakı kadehinden çıkarıp mutlulukla onun yüzüne baktım. İlk defa o anda göz göze geldik. Gözlerimin içine baktı. Gözlerinin içiyle, kısacık güldü. Sonra kafasını kendi rakı kadehinin içine soktu. Ben de ona bakmaya devam ettim. Konuşamıyordum.

Tam altı aydır aşık olduğum adamla sonunda tanışmıştım. Daha doğrusu yüzünü görmüştüm. Ama kapıdan girdiği anda ben, onu beklemekten, onu beklerken çektiğim kalp çarpıntısından, yüzümün kızarmasına mantıklı bir bahanem olsun diye içtiğim rakıdan, beynimin içinde robot resim çizmek için kesip biçtiğim yüzlerin getirdiği anılardan yorgun düşmüştüm. Bu nedenle gecenin ikisinde, tüm enerjisiyle içeri girdiği andan, adının ilk kez söylendiği ve benim onun O olduğunu anladığım ana kadar —ki yaklaşık bir saat—  onunla ilgilenmedim.

Ev kalabalıktı ve tokalaştığı kimseye adını söylemiyordu. Ben bir kenarda oturmuş onu bekliyordum. Uzattığı elini, elimin ucuyla tutup yüzüne öylesine bakıp yerime oturdum. Misafir odasına girip üstünü değiştirdi. Daha doğrusu soyundu. Üzerinde garip bir t-shirt ve donla içeri gelip kendisine rakı koydu. Göz ucuyla sek rakı içtiğini gördüm, içimden aferin dedim. Kim olduğu umurumda bile değildi. Tipi garipti. Salonun ortasındaki masada, rakı şişesinin hemen yanında yalnız başıma oturuyordum. Odadakilerle ilgilenmiyordum. O da gidip odanın en karanlık köşesine oturdu. Odadakilerle ilgilenmiyordu. Yaklaşık bir saat sonra karanlığın içinden bir ses “Biterse gider alırım. Başında bekleme” dedi. Kafamı karanlığa çevirip “İçindekini değil, şişeyi bekliyorum;” dediğimde yüzünü aydınlığa çıkarıp bir kahkaha attı. O anda arkadan bir ses “Aha bizim oğlan güldü;” diyerek yanıma geldi, sesin sahibi elini omzuma koydu ve ben sizi tanıştırmayı unuttum dedi. Ve biz tanıştık. Benim ilk sözüm, “Sen o musun?” oldu. Onun ilk sözü de “Ben o değilim. O her kimse!”. Onun ilgisini sözümle çekmiştim ve tanıştığımız andan itibaren bir tek söz daha söyleyecek halim kalmamıştı. Artık ben tam bir aptaldım. O da tam bir zeka olarak karşımda duruyordu. Konuşmamalıydım. Zaten konuşamıyordum. Sadece dinliyordum ve çarpılmış suratımla gülüyordum. Mutluydum. Nihayet onu bulmuştum. O sözü duyup ona aşık olduğum anda ondan bir çocuk yapmaya karar vermiştim. Planım gayet basitti. Onu sarhoş edecek ve ondan hamile kalacaktım. Ama planımı uygulamaya geçmem gereken anda, onu beni hamile bırakmaya ikna edemeyecek kadar sarhoştum. Sabah olmuştu. Uykusuzluk tüm vücuduma alkolün de yardımıyla yayılmıştı. Odadakiler kaybolmuştu. Nihayet ben de sızdım.

Uyandığımda ev boştu. Arkadaşım yatağımın yanına not bırakmıştı: “Yavru, biz çıkıyoruz. Akşama görüşürüz. “ Elimde notla yatağa bağdaş kurup oturdum. Gözlerimden akan yaşlar kağıda damlamaya başladığında ağladığımı fark ettim. Aşık olduğum adam gitmişti. Onu ne zaman görebileceğime dair en ufak bir fikrim yoktu. Arkadaşımın bıraktığı nottaki ilk cümle birlikte gittiklerini gösteriyordu, ama akşama kaç kişi olacağımız belli değildi. Akşamdan kast ettiklerinin saat kaç olacağı belli değildi. Akşamın bir an önce olması için tekrar uyumaya karar verdim. Cep telefonuma gelen mesajın sesiyle uyandım. Arkadaşımdandı. Tekrar yatağın içinde bağdaş kurup oturdum ve okudum: “Yavru biz çorba içiyoruz. Mekana kayarız. Atla gel.”

Yataktan çıkıp duş alıp becerebildiğim kadar süslenip kendimi taksiye atmam toplamda yirmi dakikayı geçmedi. Onlar ilk biralarını söylemişlerdi içeri girdiğimde. Beni görünce kahkaha atıp garsona “Üç oldu usta;” diye seslendi arkadaşım. Aşıktım, ışıl ışıldım. Her şeye gülüyordum. Akşam susan kızdan eser kalmamıştı. Aşık olduğum adam karşımda oturuyordu. Bunu o masada benden başka kimse bilmiyordu. O susuyordu. Bira bardağına kafasını sokmuştu. Dinliyordu. Bir ara o kadar uzun bir kahkaha attım ki, “Çok tazesin, kırılıvereceksin;” dedi. Durdum. Yüzüne baktım. O anda, gurur demeye dilimin varmadığı, daha çok aşık atma isteği olduğunu sandığım bir duyguyla, “Göbeğim zannettiğinden fazla güneş gördü;” dedim. Durdu. Kısacık güldü, “İçelim;” dedi. “Bu taze eski kaşara.” İçtik. Gecenin ve biranın ilerleyen saatlerinde, bira bardağının dibinden bakmayı bırakıp konuşmaya başladı. Ağzından çıkan hemen her şeye çatlarcasına gülüyordum. Konuştukça güzelleşiyordu. Buna yemin ederim. Gecenin sonunda hayatımda gördüğüm en güzel erkeğe dönüştü. Oracıkta üzerine atlamamak için kendimi zor tutuyordum. Onun yerine sürekli gülüyordum. O kadar çok güldüm ve her güldüğümle bir öncekini öylesine unuttum ki gecenin sonunda mekandan ayrılırken sadece “Bira bende çene ağrısı yapıyor;” diyebildim. Bu sefer onlar gülmeye başladı.

Üç kişi yavaş adımlarla yürüyorduk. Hepimiz susmuştuk. Usulca yanına sokulup elini tutmak geçiyordu içimden. Ama o bizden öyle uzak görünüyordu ki yüzüme bir yabancıya bakar gibi bakmasından korktum. Kaldıramazdım. Biraz önce masada tamamen aşık olduğum adamın, beni bir yabancı sanmasına dayanamazdım. Hem buna kim dayanabilir ki? Yürüdük. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Sessizlik iyi gelmişti hepimize. Taksilere yaklaştığımızda arkadaşım birden dönüp “Yavru biz kaçalım;” dedi. O sustu. Gözlerinin içine bakıp “Benimle kaçsana, niye ona gidiyorsun?” dememek için, elimdeki sigarayı yere atıp çiğnedim. “Eyvallah;” diyebildim. Taksi geldi, oturdum. Mor ışığa, Serdar Ortaç’ın şarkısına, beynime saplanan acıya alışmaya çalışırken cama birinin vurduğunu fark ettim. Uzanan elde, saçma sapan bir kağıt parçasına yazılmış rakamlar vardı. Elin kime ait olduğunu anlayıp kafamı kaldırdığımda, “Sana kartımı vermeyi unutmuşum;” dedi. Taksinin üzerine elini vurdu. Ben sanki kırk yıllık kocam “Hanım hadi bir kahve yap da içelim;” deyip kalçama vuruvermiş gibi sevindim. Kağıttan kartı elimde, giden taksinin dikiz aynasına sırıtarak bakıyordum. “Nereye abla;” sorusuyla kendime geldim. Eve gidemezdim. Kesinlikle gidemezdim. “Sen devam et ben tarif ederim;” diyebildim. Taksiyle kıtalararası yolculuk yapılabilen tek kentte, aşık bir kadının bu fırsatı kaçırması mümkün değildi tabii. “Karşıya,” dedim. “Ama radyoyu aç.” İçimden ekledim, “İlk çıkacak şarkı benim olsun.”

Popularity: 6% [?]

Terk-e Tariz

Özgür Erbaş 

Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki:

“Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu.

Yalvarırım beni terk etme.

Ben seni ehlileştirmeyi başarmışım, ama evcilleştirememişim. Benim evimde, benim yanımda, benim istediğim oyunları oynamışsın sadece. Benimle olmayı istememişsin. Böyle mi demiştin, tam hatırlayamıyorum. Kafamın içinde o kadar çok döndü ki sözler, bazı yerleri silinmiş olabilir. Tıpkı yüzünü hatırlayamadığım gibi…  Sen bu sözleri saçıp dökerken, evin orasına burasına attığın giysilerini topluyordun. Ben iki elimle kulaklarımı tıkamıştım. Avazım çıktığı kadar, “Dala çıkmış bir kiraz, kirazlı yar, cilveli yar” şarkısını söylüyordum! Neden acaba? Hiç de sevmem.
 
Yalvarırım… Senin hatıramda kalmanı, bu hatıranın yasını tutmayı, bununla bir kere daha büyümeyi, büyürken eksilmeyi, eksildikçe suskunlaşmayı ve bir adım sonrasında aşka imansız kalmayı istemiyorum. Şirk koşmadım ben. Sana kendimi eş koşmadım. Biat ettim. Gittiğim yoldan döndüm; yoluna girdim. Yalvarırım beni bırakma.
Tanıştığımız günü anımsa. Neden her söylediğime güldüğünü… Kiminle geldiğimi sorduğun o sıkıcı toplantıdan el ele nasıl kaçtığımız anımsa. O günkünden daha mı yabancıyız şimdi birbirimize? Her söylediğime kaşlarını çatarak yanıt vermen bundan mı? Ben aynı benim. Değil miyim? Senin oldum. Sen olmadım, ama seninim. Nefesini içime çektim.

Bak, biz artık nereye gitsek birlikteyiz. Nereye gitsen nefesin bana emanet. Zarları tekrar atalım. Kartları yeniden dağıtalım. Hatta oyunu ortadan kaldırıp kendi oyunumuzu kuralım; oturup tüm kuralları yeniden yazalım. Her yeri birlikte bir kez daha keşfedelim. Bir kere de biz görelim. Bu kez de biz bilelim.

Sana yalvarırım, beni kendi çukurumda bir başıma bırakma.”

Popularity: 5% [?]

Zaman İçindeki Kar

  snow01.jpgMelih Özuysal

Kar denizine doğru gülümseyerek uçarken mutluluktan başı dönen ve keyifle aşağıya bakıp “Yere inmeme daha var;” diye düşünürken birden bir yere konuveren bu kar tanesinin adı Lin idi.

Konduğu yerden aşağı bakınca bir sürü neşeli insan gördü, çünkü burası bir panayırdı ve kendisi de sirk çadırının tam tepesindeydi. İlk gördükleri çok eğlenceliydi: Bazı kar taneleri insanların şapkalarında dolaşıyor, bazıları insanların elindeki sıcak içeceklerin içine atlıyor, bazıları ise meraktan gözlerine giriyordu. Hatta atkıyla örtünmemiş olanların kulaklarına girip onları gıdıklayan kar taneleri bile vardı. eserin devamı »

Popularity: 25% [?]

-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a

silly-poet-tavla.jpgSillyPoet 

-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a

Zorunlu hareketler:

Rumuz: …sayfa sayfa okuyacam, lakin gücüm yetmiyor….

oğlum! Kavuşmak lakırdısını uzatmasan bu gece!
anasonla çiğerleri şişirmişsin bir kere…
oOo dostum! bakın kimler gelmişler,
Belki bizi sevmişler, O’ndan erken dönmüşler.
Resim diye şiir vardı içindeyim bu gece,
içinde bir hatun vardı; sokulmuşum sessizce.
Siz burada garsonsunuz, unutmuşum içince,
sesinizi duydum ama ölmüştünüz beş kere,
Sokak görse tanır mı ki yamacıma gelince.

Serbest program:

Bakın size ne anlatıcam,
eserin devamı »

Popularity: 21% [?]

Hakir

hakir01.jpgPelin Topçu

Sırtınızda el örgüsü hırkanız
Yüzünüzde kırkbeş günlük sakalınız
Kaba saba sözleriniz
Reddedişiniz
Sevilmeye izin vermeyişiniz
Bağırarak sevişmeniz
Alay edişiniz
Doğru sözleri söylemeyişiniz
İnsanlığı sevişiniz
İnsanları sevmeyişiniz
Lütuf saydığınız sözleriniz
Hayata ara verişleriniz
Gidişleriniz
Geri gelişleriniz
Puslu gözleriniz
Kibar elleriniz
İle tezat olan hantal bedeniniz
İle tezat olan yürümeniz
Bir hayalet gibi
Ve siz
Bu halinizle
Beni nasıl sevdiniz? eserin devamı »

Popularity: 21% [?]

Gece Okulu

graduate-movie.jpg

Melih Özuysal

Bu küçük şehirde ne çok anısını bırakıp gitmişti. Şimdi yıllar sonra yine bir yaz gecesi bu şehrin sokaklarındaydı. Üstelik yine saatlerin en acımasızı, en duyarsızı ve en sıkıcısı olan gecenin 10uydu.

Yürüdükçe, bir zamanlar hayallerini paylaşacak hiç kimseleri bulamamış olan ayak izlerine rastlıyor ve onların hala için için kanayışını duyuyordu. Hazır canı yanmışken, izler onu gençlik yıllarını geçirdiği mahalleye getirdi ve sokağın başında onu, yalnızlıkla ilk tanıştıran şey, kısa kambur gölgesi karşıladı. eserin devamı »

Popularity: 23% [?]

Allah Yazdıysa Bozsun!

muhendis.jpgPınar Elmasoğlu

Ben üniversitede öğrenciyken, bir mühendislik öğrencisi ile flört etmek, kız yurdunda -özellikle de Sosyal Bilimler okuyan kızlar arasında- ikinci sınıf muamele görmeye neden olan bir hadiseydi çok afedersiniz. Evet, öyleydi.

Felsefecilerin çok popüler olduğu bir dönemde öğrenciydim ben. Felsefeci sevgili sahibi olmak epey bir şey demekti; adam aşkın tarifini yapana kadar siz öbür tarafa geçmiş olurdunuz; bir nevi beden dışı deneyim. Vardı benim de felsefeci bir sevgilim, günlerimiz bu sandalye var mı yok mu, varsa benim gördüğüm gibi mi var, o sandalyeyi benim gördüğüm gibi yapan şey, yani benim algım hangi gerçeklikte filan tartışarak geçerdi.  Ağzından bir kere bile “aşığım sana”   gibisinden hafif meşrep bir cümle çıkmamıştır, o derece entelektüel bir adamdı kendisi. eserin devamı »

Popularity: 12% [?]

Şehir

lamba012.jpg

Coya

Yağmur yağdı, şehir çağırdı, pabucum yarımdı, uzaktaydım, çıkamadım dışarı, oynayamadım…

Güzelsindir şimdi sen. Kimselere koklatmadığın hanımellerini saklamışsınıdır bana, bir tek benim ayağımı kaydırmayan kaldırım taşlarıyla döşemişsindir gizli geçidimi. Pazarlarını kurmuşsundur, her gün gök delindiği halde her düşen damlaya ağzı açık bakan, içine bir türlü almadığın göçebe ruhlar ordan oraya kaçışırken sükunetime güvenip tezgah altlarını doldurmuşsundur benim için. En sevdiğim kahveyi yıkıp yerine en sevmediğim dükkanı dikmişsindir beni sınamak için kesin; her köşeni ezbere bildiğimi sansam da en ummadığım yere bir köy şöminesi yerleştirmişsindir gönlümü almak için kesin. Yaptığının sahtekarca olduğunu bilirim, şaşkınlığımın sahtekarca olduğunu bilirsin, dükkanı gezer çıkarım, şöminenin dibine kıvrılırım, sesim çıkmaz, sesin çıkmaz, define haritanı kimselere vermem şehir. eserin devamı »

Popularity: 10% [?]