July 1st, 2008 at 2:48 am (Deneme, Dünyanın Gidişatı)

Pınar Tanboğa Seferoğlu
“Canım ekmek içi kokoreç çekti.” diye babasına cep telefonuyla mesaj çeken 7 yaşındaki kızıma…
İnsanın hayatı algılaması ve yorumlamasında büyük etkisi bulunan anneler (hoşumuza gitse de gitmese de) yemek altyapımızı da inanılmaz bir şekilde oluşturuyor. Geçen zamanla değişen pekçok şeyin başında gelen yemek alışkanlıkları, eskiye dair çoğu şeyi silmeye uğraşsa bile bunlar zaman zaman zihnimizde yüzeye çıkıveriyor, belirsiz zamanlarda ansızın. eserin devamı »
Popularity: 9% [?]
yorumlar
June 22nd, 2008 at 9:06 pm (Edebiyat)
Yudit Namer
İş yoktu, okul yoktu, ev yoktu; ağaç vardı, toprak vardı, ay vardı. Topraklıydın, nemliydin, aydınlıktın, güzeldin, kıyamadım. Oturdu kokunsuz yaşama olasılığı göğsüme, dayanamadım; dedim ki, “Önce ben öleyim”. “Ölme”, dedin aceleyle, batıllıktan, alışkanlıktan, ama korkmadı gözlerin, alıştı fikrin, dinmeyen çocuk inadınla “Önce ben” demedin, sıranı savmayı yeğledin, kalan olmayı sevdin. Centilmendin zaten, kapıyı tuttun bekledin. eserin devamı »
Popularity: 10% [?]
1 yorum
May 31st, 2008 at 2:44 pm (Şiir)

Özgür Erbaş
Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görün. Ne var bunda? Kim bunun bir yalan olduğunu söyleyebilir? Kim senden çıkan bir senin, sen olmadığını iddia edebilir?
Kim, senin gibi, öylece durarak ve durduğu için belki de ışıldayabilir?
Senin yüzüne her baktığımda, içine bükülmüş bir ip görüyorum. İçine, kendisine… Oysa, o ipin benim boynumda olması lazım. Biliyorum. eserin devamı »
Popularity: 15% [?]
yorumlar
May 31st, 2008 at 2:31 pm (Deneme)

Pelin Topçu
Madem bilmediğim güçler tarafından isteğim dışında zalimce fırlatıldım dünyaya, neden yaşayacağım yeri ve zamanı seçme özgürlüğü verilmedi bana?
Pekala kabarık eteklikler giyip ortalıklarda dolaşabilmeli, Napolyon’un karşısına geçip “ne kasıntı adamsın sen de be!” diyebilmeli, Einstein’la karşılıklı çay içip, “eee, var mı bu aralar aklında yeni bir şeyler?” diye sorabilmeliydim. Ya da bundan çok daha önce henüz gökyüzünün dev binalarla karartılmadığı, hayvanın hayvanlığını, insanın insanlığını bildiği çağlardan birinde yaşamak isteyebilirdim. Ama ne fayda! Bana isteğim sorulmadı. eserin devamı »
Popularity: 15% [?]
yorumlar
May 25th, 2008 at 11:00 pm (Öykü)

Pınar Elmasoğlu
Bir sabah, ev.
Zorlanıyorum,
içim dışıma çıkıyor unutmaya çalışırken seni. Her gün her gün yeniden daha keskin bir bıçağın üzerinde ip cambazı gibi yürüyorum, ileriye bakarak ve düşmemek için, kendinden emin. Fakat sonunda, kan içinde kalıyor tabanlarım. Düz yolda yürüyemez oluyorum; kanımı dindirmek için güneşli bahçelerde mor çiçekli yollardan yürümem gerekiyor, bir avuç toprak bulamıyorum. Şehir, zaten betona bulanmış. eserin devamı »
Popularity: 20% [?]
1 yorum
May 9th, 2008 at 2:03 pm (Anlatı)
Yazan: Özgür Erbaş
Annem, ‘bilir ama ne bildiğini bilmez’ tiplerdendir. Ona göre bildikleri normaldir; herkesin bilmesi gerekenlerdir. Oysa onunla büyümüş olmama karşın, ne neleri bildiğini ne de tüm bunları nasıl bilebildiğini anlamışımdır.
Örneğin annem, psikolojik gibi görünen, hatta kimi zaman öyle olması umut edilen sorunların, kötü beslenmeden kaynaklandığına yürekten inanır. Hani, günümüzde “depresyondayım” demek, aslında “azıcık şefkate ihtiyacım var” demektir ya; işte bu anneme sökmez. eserin devamı »
Popularity: 20% [?]
1 yorum
March 16th, 2008 at 11:06 pm (Deneme, Psikoloji)
Yazan: Ayşegül Sütçü
(nam-ı diğer mutluelma)
Aşk üzerine düşünmeye başlayınca, sonu gelmiyor doğrusu. Aşkın biyolojik açıklamaları üzerinde düşündük, okuduk, bir iki şey de öğrendik, tamam. “Âşığım” dediğimiz sırada beynimizde neler olup bittiğini biliyoruz artık. İyi de aşk sadece bu mu? Aşkın mekanizması yediğimiz yemekleri sindirmek, ya da yara yerindeki iltihabı apseye çevirmek kadar biyolojik mi? Tüm biyolojik olaylarla aşkı aynı kefeye koyacaksak, aşkımızın açtığı yürek yaralarımıza olduğu kadar ayakkabı vurmalarına, gaz sancılarına da duygu dolu şiirler yazmamız beklenmez miydi? Hayır, bu kadar değil aşk. Aşkın sadece biyolojik bakış açısıyla açıklanabilir olmadığından eminim. Bu duygunun çok daha psikolojik ve felsefî yönleri olmalı. Bu konu üzerinde düşünüyorum epeydir. eserin devamı »
Popularity: 44% [?]
yorumlar
March 2nd, 2008 at 2:39 pm (Şiir)

Yazan: Odyssey
Bir şikâyetim var. Bulamıyorum. Kaybettim. Belki de hiç yoktu. Çizgi çekilmiş, her şeyin tam ortasından geçen. Kim çekti ki o çizgiyi?
O çizgiyi çekeni arıyorum.
Yoksa ben mi çizdim o çizgiyi yaşadıklarımın orta yerine? Bilmiyorum ki!
Yarım her şey. Eksik. eserin devamı »
Popularity: 40% [?]
yorumlar
February 22nd, 2008 at 2:21 pm (Deneme, Müzik, Psikoloji)
Ayşegül Sütçü, nam-ı diğer Mutluelma
-Seni bütün kalbimle seviyorum.
-Yalancı!
Âdem’in ilk elmayı Havva’nın elinden yemesiyle oldu ne olduysa. Aşk başladı, tutku da, acı da… İnsanoğlunun kafası ilk o lezzetli elmayı yiyip de cennetten kovulmasıyla karıştı. Ve sonra âşıkların kafası hep karışık oldu.
Aşk insanoğlu için her zaman karmaşık ve gizem dolu bir olguydu. İlk söz de aşk için söylendi, ilk şarkı da. Âşıklar acılarına aşk şarkılarında teselli aradı. Aşkın gizemini çözmek için sanatçılar onu yorumladı, şairler tanımladı, filozoflar üzerinde kafa yordu ve anlamaya çalıştılar…
Havva o yasak elmayı Bilgi Ağacı’ndan kopardığından mıdır bilinmez, aşkın gizemini çözümleme işi yine bilim adamlarına kaldı.
Aşk, bağlanma, eş olma, seks üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapıldı. Yapılan araştırmalarda o evrensel sorular soruldu. Aşk nedir? Nasıl âşık oluruz? Aşkın gözü kör müdür? Sonsuz aşk var mı? Neden sevdiğimize bağlanırız?
Bu sorulara bulunan yanıtların bir kısmı bildiklerimizi yanlışlasa da bir kısmı bugüne kadar şarkılarda söylenegelen önermelerin bilimsel doğrulayıcısı oldu. eserin devamı »
Popularity: 83% [?]
yorumlar
February 18th, 2008 at 4:38 am (Anlatı)

Yazan: Odyssey
Tanışma
Kırmızı ojeyle bezenmiş, manikürlü parmaklarım klavyede dolanırken kendimi ne kadar güvenli hissediyorum Allahım… Açıp okuduğum gazete sayfasında ekonominin gidişatı, kzı öğrencilerin bacaklarına atılan asit, bana ait güvenli, demokrat, laik küçük dünyama sinsi sinsi sokulan “diğerlerinin” türbanının tehdidi herşey kırmızı ojeli tırnaklarımın ardında küçük detaylardan ibaret… eserin devamı »
Popularity: 38% [?]
yorumlar
February 10th, 2008 at 2:43 pm (Şiir)

Yudit Namer
dokun, dokun dün masalında acıttığım yüzüme.
kirpiklerim bir asır beklemiş ellerini;
ciğerini duyunca koştum ormanında masalının, çarptım tokadına nefesinin;
kanadım, doymadım. eserin devamı »
Popularity: 42% [?]
1 yorum
January 28th, 2008 at 8:13 am (Şiir)
Yudit Namer
sahiplenemediğim kadınlık…
tırnakların yırtmasın diye törpülendiği,
çorabı yırtınca varlığına sövdüğüm,
kapısından içeri sığamadığım, çizen, çürüten, çiğneyen kadınlık…
kolaydı,
içeride bir yerlerde yanardı bir zamanlar sadece,
varlığından haberdar olmasan da dolanırdı hücrelerde,
çıkardı ortaya kendiliğinden öpülmek isteyip öptürmeyince,
davetkarlığındaydı işin,
kucakta düşünmeden oturmasındaydı,
çabalamadan güzel kokmasındaydı,
oyun sonrası terinden utanmamasındaydı,
oynaşmasındaydı…
içeride yanan durmadı sonra,
çıkıverdi bir öğleden sonra.
şaşkınlık korkuya karıştı; gurur oldu, küstahlık oldu, güzellik, çirkinlik oldu başkasının gözünde.
boyalar o zaman girdi işin içine,
örtüler, renkler, benim olmayan, bana yakıştırılan
giyemediğim…
oyun oynamadım ki terleyeyim,
terlemedim ki nasıl koktuğumu hatırlayayım.
kucak yasak, öptürmek ayıp, öptürmemek mesai
savaşa döndü aynaya bakmak bile
o kim, yabancı
yordu varolmak
çocuk kayıp
erkeklik caiz değil
cinsiyet acı…
sahiplenemediğim kadınlık,
bir öğleden sonra gelen,
yoran, ben olamayan kadınlık,
tırnaklarımı hiç törpüleyemeyen…
o naylon çorabı hiç kaçırmadan giyemedim…
Popularity: 62% [?]
yorumlar
January 27th, 2008 at 9:29 am (Deneme)
Yazan: Yunus Emre (mahlas)
Sevgili doktorum,
Sık sık gemilerimde yanma hissediyorum…
Söylenmemiş sözlerden geriye kalanlar vuruyor sahillerime,
Vazgeçilmiş anlatımlar vuruyor,
Sahillerim zonkluyor…
Öyle çok birikmiş ki nerdeyse ‘hepsi’ olmuşlar yeniden…
Boğazımda düğümlenmiş,
Ve ses tellerimde bir nodül oluşturmuşlar…
Kış bitmeden aldırmam gerekiyormuş… eserin devamı »
Popularity: 39% [?]
yorumlar
January 24th, 2008 at 8:48 am (Edebiyat Eleştirileri)

Yazan: Ayça Sağlam
“Kuş yumurtadan çıkmaya çalışır. Yumurta dünyadır. Her kim doğmak isterse, önce dünyayı yok etmelidir. Kuş tanrıya uçar. Tanrının adı Abraxas’tır.”
Hermann Hesse’nin yalnızca üç haftada yazdığı Demian, küçük bir çocuğun yaşamında, çoğu kişi için sıradan sayılabilecek bir felaketle başlar. Hesse, romanı 1919′da “Emil Sinclair” takma adıyla yayınlamıştır fakat daha sonra yazarın Hesse olduğu ortaya çıkmıştır. Emil, Hesse’nin çok sevdiği şair Novalis’in bir arkadaşının ismi idi. Romanda olayları anlatan çocuğun adı da Emil Sinclair’dir. Hesse’nin romanı yazdığı dönem, hayatının en karanlık devrelerinden birine rastlamaktadır. Savaşın yanı sıra, Hesse’nin babası ölmüş, oğlu ağır hastalanmış ve karısının da psikolojisi oldukça bozulmuştu. Hal Heger’ın da söylediği gibi bu dönemde yazılan Demian, yazarın üzüntüsü ve acısıyla başa çıkmak için yazıldığı varsayılabilir. eserin devamı »
Popularity: 33% [?]
yorumlar
January 20th, 2008 at 8:06 am (Deneme)
Yazan: Yudit Namer
Ev, kişinin kendi olabildiği yerdir. Ev insanın rahat olabildiği yer olmak zorunda değildir; kendi olabilmek, hatta salt kendi olabilmek çok sancılı ve gayet de rahatsız bir süreç olabilir. Bu süreçte kişi, doğumundan beri içselleştirdiği ailesel, toplumsal, ahlaki değerleri, düşünceleri yoklar ve hangisinin “kendi” tanımına uyduğunu, hangisinin dayatmalar sonucu istemediği halde benliğine dahil edildiğini keşfeder. Kendini tanımlama sürecinde kişi, çevresindeki değerlerle ters düştüğünü anlarsa, ailesini, sevdiklerini, içinde yaşadığı toplumu karşısına alabilir, yalnız kalabilir, mutsuz olabilir. Bu yüzden ev, kişinin kendi olma sürecindeki bu rahatsızlıkla, bu mutsuzlukla barışıp, onu kabullenebildiği ve onu doyasıya yaşayabildiği yerdir. eserin devamı »
Popularity: 28% [?]
2 yorum
January 9th, 2008 at 3:35 am (Anlatı)

Yazan: Özgür Erbaş
Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum. eserin devamı »
Popularity: 23% [?]
yorumlar
January 7th, 2008 at 7:16 am (Deneme)

Yazan: Ebru “Şebzindedâr” Akman
Bugün kahve falında bana “hiç tahmin etmediğin bir aşkın haberini alacaksın” dediler. İlerleyen saatlerinde günün, aldım gerçek bu haberi. Âşık olduğum günkü kadar sevindim bu aşka ben. Zihin durmaz ya, benimki de durmadı; bu hayatta bir ben eksikmişim gibi aşk konusunda üfürmemiş olan, katılmaya karar verdim üfürmüşlerin arasına. Bu sözünü ettiğim aşkta beni en heyecanlandıran kısım fena halde idrak içinde, dediğim dedik birinin âşık olması ve bu idraki ile aşkını aynı kefeye nasıl koyacağını merak etmemdir. O iş nasıl ilerleyecek göreceğiz elbet ama ben üfürmeme ivedilikle başlamalıyım, hem de bir iki klişe ile ya da aşk hakkında çok belki de az bilinenlerin bir kısmı ile:
- Aşk, hastalıklı bir haldir.
- Aşk, duygulanım nesnesinin yani mâşuğun sonsuz yüceltilmesini içeren bir süreçtir. Hüsran durumunda yerin dibine batırılmasını da.
- Aşk, bunların yanı sıra mâşuğun âşığa yani insanın kendisine ne kadar da benzediğini ‘kanıtlamayı’ içeren bir süreçtir. eserin devamı »
Popularity: 31% [?]
2 yorum
January 6th, 2008 at 6:14 pm (Anlatı)
Yazan: Ayşegül Sütçü
Mecburi hizmet anıları askerlik anıları gibidir, anlat anlat bitmez. Bir bakıma bir mecburi hizmet anısı bir bakıma da bir aşk hikâyesi burada anlatacağım…
Yıllarca koyu bir kedisever olup, babamın sevmediğini açıkça beyan etmesi ve annemin “aman kızım, baban bir gün ters davranır hayvanlara, atar evden, günaha girer” tarzı caydırmaları nedeniyle eve kedi sokamamış olan ben, Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasında ailemle iki şeyin kavgasını yaptım:
1. Kesinlikle mecburi hizmete gideceğim, kuraya uzak bir yer yazacağım ve kesinlikle siz peşimden gelmeyeceksiniz (tek çocuğum ya, biliyorum başıma gelecekleri).
2. Evime istediğim kadar kedi alacağım, hatta garantilemek için kediyi buradan beraberimde götüreceğim. eserin devamı »
Popularity: 33% [?]
yorumlar
December 24th, 2007 at 5:33 am (Öykü)
Yazan: Melih Özuysal
Bugün hava kapalı olduğu halde oltayı alıp denize inmiştim. Tahmin ettiğim gibi, balık malık yoktu, bisikleti de almadığımdan eve sahilden dönüyordum. Bir ara, hayal kurmaya başlamış olduğumu fark ettim. Daha başındayken fark ettim, çünkü hem güzel, hem seksi, hem de bana âşık bir doktor, üstü açık beyaz otomobiliyle beni yazlığına götürüyordu. Üstelik rüzgâr gözlerimi yumdurup ağzımı açtırmıyor, saçlarımı sinir bozucu biçimde karıştırmıyor ve hayatın anlamını buldurtmaya kalkarak naif kaçamağımı burnumdan getirmiyordu. eserin devamı »
Popularity: 25% [?]
1 yorum
November 25th, 2007 at 5:00 am (Deneme)

Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman
Yazıma size bir yalan söyleyerek başlayayım: Ben hayatım boyunca evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Yalanım acaba hangisi, size yalan söyleyeceğimi söylediğim cümle mi, zira yazım o cümle ile başlıyor yoksa yalan olması daha muhtemel gibi görünen ikincisi mi? eserin devamı »
Popularity: 45% [?]
4 yorum