İlk Çıkacak Şarkı Benim Olsun

stranger-in-the-mirror

Özgür Erbaş Ona, onunla tanışmadan çok önce, bir arkadaşımın “Zekası ölçülemeyecek kadar yüksektir;” dediği anda aşık olmuştum. O, bende olmayan her şeydi. Başta zeka ve diğerleri. Aynı anda birden fazla yetenek, birkaç kişiye yetecek kadar güç… Zekamın ortalama olduğunun, yeteneklerimin geçici heveslere ve ardından gelen başarısızlıklar için söylenmeye yettiğinin farkındaydım. Hiçbir işi sonuna kadar götüremezdim. Başlangıçlar iyi, sonlar hep berbattı. Bağlama kursum için alınan aletin re sesini kötü çıkardığını hocamdan önce fark etmem, aletten, kurstan, hocadan ve içinde bağlama olan tüm müziklerden uzak kalmama yetmişti. Gitar çalmaya parmaklarım kısa geldi, ud almaya param. Ama karşımdakinin bilgisinin benden az olduğunu fark … Eserin devamı

Cihan’a…

cihana

Özgür Erbaş Biri ölür, eksilirsin. Biri gider, özlersin. “Helal olsun;” der, titreyen sesin, ardından. Beyaz bir bohça olmuştur sevdiğin. Kundaklamışlardır onu, yıkamışlardır. Toprağa emanet bırakır evine gelirsin. Yüzü gözünün önünden gitmez. Sesi kulaklarında… O kadar çok resmi vardır ki kafanın içinde hangisini seçeceğini bilemezsin. Sonra tüm resimler silinir. Gece yatağa girersin. Yorganına sarılırsın, için üşür. Bir türlü ısınamazsın. Aklına sıcak şeyler gelsin diye yataktan kalkarsın. Bir sigara yakarsın belki ya da başka bir şey… Bir elma yersin belki, çekirdek çitlersin. Hiçbir yerde olanlara seslenirsin, hepsini birden çağırırsın. Hepsi gelir. Sırayla ya da bir arada. Ne çok olduklarını görünce aralarına katılmak … Eserin devamı

Terk-e Tariz

terketariz

Özgür Erbaş  Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki: “Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu. Yalvarırım beni terk etme.

Falıma Baktım, Sen Yoktun

Özgür Erbaş Haklısın. Kim inanır başka birini senin için bıraktığıma! Haklısın elbet. Kim seni – nihayetinde milyarlarca kişi arasından biri- dünyadaki herkese tercih eder ki? Hem niye etsin ki! Yarışır vaziyette, içerde sevişirken dışarıda kim bilir neler kaçırıyorum diye endişe edilen bir zamanda, kim kimi umuda ihtiyaç duymadan bekler ki! Niye yapsın ki! Haklısın evet. Ben yaptım. Yaptım ve bunun ne vicdan yükünü ne karşılıksızlığını ne de imanının bedelini bir başkasının sırtına yıktım. Ben bekledim, ben kaybettim, ben kazandım. Yıllar sonra bugüne yeniden baksam, yine aynılarını yaparım. Biliyorum. Ben, iman sahibi insanım. İman edenin, yolundan dönme şansı yoktur. İhtiyacı da.

Fevkalade Sağlıksızım; Sen de Ol!

Özgür Erbaş Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görün. Ne var bunda? Kim bunun bir yalan olduğunu söyleyebilir? Kim senden çıkan bir senin, sen olmadığını iddia edebilir? Kim, senin gibi, öylece durarak ve durduğu için belki de ışıldayabilir? Senin yüzüne her baktığımda, içine bükülmüş bir ip görüyorum. İçine, kendisine… Oysa, o ipin benim boynumda olması lazım. Biliyorum.

Annem, “Biraz selenyum ye!” dedi.

Yazan: Özgür Erbaş Annem, ‘bilir ama ne bildiğini bilmez’ tiplerdendir. Ona göre bildikleri normaldir; herkesin bilmesi gerekenlerdir. Oysa onunla büyümüş olmama karşın, ne neleri bildiğini ne de tüm bunları nasıl bilebildiğini anlamışımdır. Örneğin annem, psikolojik gibi görünen, hatta kimi zaman öyle olması umut edilen sorunların, kötü beslenmeden kaynaklandığına yürekten inanır. Hani, günümüzde “depresyondayım” demek, aslında “azıcık şefkate ihtiyacım var” demektir ya; işte bu anneme sökmez.

19 Ocak’ta Ne Olmuştu?

Yazan: Özgür Erbaş Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatıralarınız(mız)dan başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı. Başka ne oldu? Hep birlikte yürümüştük, hava ısırsa da sıcaktı. Ne kadar kalabalık olduğumuzu görmüştük; vesilesinden bağımsız olarak iyi gelmişti niyeyse. Hrant’ın ayakkabısının altındaki delikten, öldürülmüş olduğu gerçeğinden fazla konuşmuştuk. Rakel’in konuşmasının ne kadar da duygulu olduğundan, bizleri ne kadar etkilediğinden söz ettik. Ama bizlerden başka kimleri etkilediğini pek sormadık.

JR Kadar Gerçek, Şehrazat Kadar Sahte!

Yazan: Özgür Erbaş Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum.

Fevkalâde mühimim… Sen de ol!

Yazan: Özgür Erbaş Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit: -demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı?

22 Temmuz Tekerlemesi

Özgür Erbaş komşu komşu, oğlun kızın ne getirmiş? – döşemelik tesisatla ampul, kime kime? – hepimize hepimize, nerde nerde? – güvercinin ardında, güvercin nerde? – ok deldi geçti, ok nerde? – kırat yuttu, kırat nerde? – arı soktu, arı nerde? – kurt yedi, kurt nerde? – dağa karıştı, dağ nerde? – meclise gitti, meclis nerde? – yuvarlandı, tekerlendi, yerine oturdu.