İki Ses, bir Necati, bir de Kurufasulye

Pınar Elmasoğlu Bir sabah, ev. Zorlanıyorum, içim dışıma çıkıyor unutmaya çalışırken seni. Her gün her gün yeniden daha keskin bir bıçağın üzerinde ip cambazı gibi yürüyorum, ileriye bakarak ve düşmemek için, kendinden emin. Fakat sonunda, kan içinde kalıyor tabanlarım. Düz yolda yürüyemez oluyorum; kanımı dindirmek için güneşli bahçelerde mor çiçekli yollardan yürümem gerekiyor, bir avuç toprak bulamıyorum. Şehir, zaten betona bulanmış.

Ş(ik)AYET(name)

SillyPoet Geçgek(1) verdim, gâvur değildir deyi almadılar. Kimlik gösterdim, bıyıkları var deyip iltifat etmediler. Eğerçi (2) görünürde her çil lale Firuzan’mış gibi davrandılar lakin tüm seslerime hal diliyle karşılık verdiler. Dedim: – Ey zabitler, Avrupaperest ilimde, her gün ağraz dilimde, vermezler kimlik aynı gününde, yarın olmak gerek gâvur elinde. Dediler: – Gavur takmaz imliğini, biz bakarız kimliğini; biz vermeyiz geçgeğini. Dedim: – Benim riayetimi (3) gerekli görmüşler ve bana hizmet geçgeki (4) vermişler ki ondan her zaman serbest dolaşımda olam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam. Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, … Eserin devamı

Tangram

Yazan: Ayşegül Sütçü Mecburi hizmet anıları askerlik anıları gibidir, anlat anlat bitmez. Bir bakıma bir mecburi hizmet anısı bir bakıma da bir aşk hikâyesi burada anlatacağım… Yıllarca koyu bir kedisever olup, babamın sevmediğini açıkça beyan etmesi ve annemin “aman kızım, baban bir gün ters davranır hayvanlara, atar evden, günaha girer” tarzı caydırmaları nedeniyle eve kedi sokamamış olan ben, Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasında ailemle iki şeyin kavgasını yaptım: 1. Kesinlikle mecburi hizmete gideceğim, kuraya uzak bir yer yazacağım ve kesinlikle siz peşimden gelmeyeceksiniz (tek çocuğum ya, biliyorum başıma gelecekleri). 2. Evime istediğim kadar kedi alacağım, hatta garantilemek için kediyi buradan beraberimde … Eserin devamı

Yalancı Dolma

Yazan: Ayşegül Sütçü nam-ı diğer mutluelma Bir kitap okudum, paylaşırsam okuduğuma daha da değecek, daha bir gelişecek sanki içeriği… İtiraf etmeliyim, okurken çevremde olanlar kitap bitse de kurtulsak dediler, her öykünün ardından ortaya çıkıveren birilerine anlatma dürtüm yüzünden. Anlattıklarım kimsenin ilgisini çekmedi açıkçası ama ben burada okuma sonrası bende kalanları anlatmaya çalışayım, bir ilgilenen çıkar belki… Kitap Jorge Luis Borges’in bir öykü kitabi. İletişim yayınlarından çıkmış, 1998 birinci baskı (belli ki hemen herkes kitaba beni dinle(me)yenler gibi ilgisiz kalmış, ikinci baskısı yapılamamış). Çeviriler Tomris Uyar ve Fatih Özgüven’e ait ve çevireninin kim olduğu her öykünün sonunda ayrı ayrı belirtilmiş. Daha … Eserin devamı

Bir diyalog ki her yerde geçer…

Yazan: Özgür Erbaş – Ada sahillerinde bekliyormuş… Beni seviyor istiyormuş… Her zamanki yerinde bekliyormuş! Canııııım… Ne! Şadiye mi? Şadiye de kim? Kim dedim, kim o başı için seni şad edecek olan kaltak? – Saçmalama! – Saçmalamıyorum! – O halde söyle bakalım, bugüne ne kaldı? Dünden ne kaldıysa ondan biraz daha fazla mı eksik mi? – Kime ne? Bana ne? – Biraz huzursuz, az mutsuz musun? – Değilim. – E, o zaman?

Aşk Doktoru

Yazan: Melih Özuysal Bugün hava kapalı olduğu halde oltayı alıp denize inmiştim. Tahmin ettiğim gibi, balık malık yoktu, bisikleti de almadığımdan eve sahilden dönüyordum. Bir ara, hayal kurmaya başlamış olduğumu fark ettim. Daha başındayken fark ettim, çünkü hem güzel, hem seksi, hem de bana âşık bir doktor, üstü açık beyaz otomobiliyle beni yazlığına götürüyordu. Üstelik rüzgâr gözlerimi yumdurup ağzımı açtırmıyor, saçlarımı sinir bozucu biçimde karıştırmıyor ve hayatın anlamını buldurtmaya kalkarak naif kaçamağımı burnumdan getirmiyordu.

hilal-i ahmer… bilâ kıble, attaniyet, tıniyet…

Yazan: sillypoet -gittiğin yağmurdan dön, bir gül yapacam sevincimden!- dedim… –ben seni çok seviyom biliyon di mi?- dedi… –nerden bileyim? öyle diyorsan… ama korkarım ben- dedim… korktum bir ama saçını okşadım incitmeden… aradan yarım saat geçti; garibim, haber bekliyorum istanbul’dan. lakin ne haber beklediğimi bile kaybetmiştim ki mesaj geldi… –Tlf da konuşmak istemiyorum, bari sen tadını çıkar, yarın konuşuruz, ben yatıyorum artık-… sallanmadan kalktım… –gidiyom ben şimdi, nasılsa bir şekil bir yerde, her şekil her yerde görüşürüz, sanki zamanımız sonsuzmuş gibi- dedim… –güle güle, ama öyle değil biliyon di mi?- dedi… sustum, vurdum yola… yağmur fena yağıyordu; benden pespaye ağaçların … Eserin devamı

kitabe-i-neu-hempşayr

Yazan: sillypoet -No unconditional surrender; no armistice day Each night I’ll die in my contentment and lie in your grave. While you bring me water and I give you wine Let me dance in your tea-cup and you shall swim in mine… i.a.- onu bilmem; bunu bilmem. nota bilirim. içim dışım bir derler, yalan bilirim. burnum eğridir çünkü sırt-üstü uyuyamam, karabasan giyerim. bazen gecelerce yüzü-koyun burun üstü nefessiz kalmışım. bazen günlerce içim gümbür gümbür aranıza dalmışım. herkes çok güzel, her şey belki ne kadar basit, o kadar güzel. belki senin beni tanımadan nefret ettiğini, sevdiğini sanmışım. ihtimal yazmışım, mümkün okumuşsun. … Eserin devamı