Mavi

mavi

SillyPoet Kızımın kaşları keman(1), ayakları mavi(2); Kızıma etek(3) vermiş, neresi kani (4) Kan döktü aylarca; yılları fânî (5)… Peki… Daha oldu da olacak ne var ki yani, Gözleri kör ölümü ani; Anne’den konuşmiyim, babanız tali (6)… Kızımın gözleri çiçek, elleri beyaz; Kızıma vız gelir, boş gider ayaz; Fakat tiksinişi pek, vicdani saki(9), Kaçmasam yahut sus(a)masam bari… Kızımın karnı sıkı, nevri dolu; Kızıma değmesin her şeyin sonu; Saçlarım demirden, acıtmış onu; Sussa ne, susmasa bitmiştir kulu… Kızımın eteği, sonunda ati (7); Laf sözle imana gelecek sanki Yastıkla boğmalı bu ise fani (5); Kızım dur! Torbayla kurtarsan bari…

Ne bileyim…

desert-car-1

kılına zarar gelmesin diye, ruhumu satardım umacılara, gittim duruşunu incittim. kim ne derse desin böyle bir dersi haketmişim. ondan  *öteki hayata kadar*  mahrum kalmak *fikrimde ve gönlümde oturduğu, her biri, gitmesin diye ayaklarına dolaşmak isteyen yerlerin kutsallığından sanırım*  ödemek zorunda kaldığım en büyük bedel şimdi. dahası yok gibi geliyo ama, umarım daha ağırını görmem asla. aklımdan kelimeler geçiyor hep, söylemeye direndikçe söz, düşünmemeye çalıştıkça kabus oluyo. çok beklersin; bu deyişte; gramer gramer’e karşı; eksik yazcam fiileri; sentaks sallanıyor. semantik içimde büyüyo. üç nokta da kullanırsam ne olayım. ünlem de. onu çok seviyorum, öyle ki, demogoji, yapmak istediğim en son şey … Eserin devamı

-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a

SillyPoet  -renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a Zorunlu hareketler: Rumuz: …sayfa sayfa okuyacam, lakin gücüm yetmiyor…. oğlum! Kavuşmak lakırdısını uzatmasan bu gece! anasonla çiğerleri şişirmişsin bir kere… oOo dostum! bakın kimler gelmişler, Belki bizi sevmişler, O’ndan erken dönmüşler. Resim diye şiir vardı içindeyim bu gece, içinde bir hatun vardı; sokulmuşum sessizce. Siz burada garsonsunuz, unutmuşum içince, sesinizi duydum ama ölmüştünüz beş kere, Sokak görse tanır mı ki yamacıma gelince. Serbest program: Bakın size ne anlatıcam,

Hakir

Pelin Topçu Sırtınızda el örgüsü hırkanız Yüzünüzde kırkbeş günlük sakalınız Kaba saba sözleriniz Reddedişiniz Sevilmeye izin vermeyişiniz Bağırarak sevişmeniz Alay edişiniz Doğru sözleri söylemeyişiniz İnsanlığı sevişiniz İnsanları sevmeyişiniz Lütuf saydığınız sözleriniz Hayata ara verişleriniz Gidişleriniz Geri gelişleriniz Puslu gözleriniz Kibar elleriniz İle tezat olan hantal bedeniniz İle tezat olan yürümeniz Bir hayalet gibi Ve siz Bu halinizle Beni nasıl sevdiniz?

Yazamasam İstiyorum

Neslihan Öztürk buldum! ben yazabilmek değil başkalarının hayatlarını yaşamak istiyor olabilirim. görüyorum, sonra gördüğüm en içime değiyor, sonra yazmak istiyorum, sonra kelime yetmeyince yazmayıp sinirleniyorum ya… işte o. ben başkaları olmak istiyorum. bir başkası olmak değil. başkaları olmak, sonra da nesli halime geri dönmek… edepsizlik etmek istiyorum yani. edepsizlik edip başkalarının olduklarını varsaydığım, gördüğümü ve anladığımı sandığım hallerini dillendirip orgazm olmak, sonra insanların sağa sola bulaşan menilerini temizlerken yazdıklarımı unutmak istiyorum. unutarak, tecavüz ettiğim insanların hayatları gibi kendi hayatımı da katletmek istiyorum.

Gregor Samsa Size Bakıyor

   Ceren Suntekin* Bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğünü gören Gregor Samsa, tüm olağan günlük işlerini bu haliyle yapmaya çalışır. ** Biz bir gün uyandığımızda kent yerle bir olmuş, insanlar gitmiş, mahalle dönüşmüş mü olacak? Emlakçıya gittim ta şurdaki ev için. Adam dedi, ev sahibi hırkızdır, bi de akrep varmış çok. Şu yan köşedeki ev olsa, girişin de altı biliyo musun, üç tane odası var sadece, 400 diyor; 300 dese, 350 dese bile geçerim ama 400 çok. Bazı ev vardır pahalı, bazı ev vardır içi çok kötü, bazısı vardır komşuları iyi değil, hep bekâr, hep hırkız…

Bir Kentin ‘Yer’leri ve ‘Mekân’ları

Özlem Yalçınkaya 19 Mayıs 2008 tarihli elektronik posta. Buraya dün geldim. Bu coğrafyaya henüz bahar yetişememiş. Son bir haftadır en çok hissettiğim şey, soğuk. Yalnız, dün gördüklerim bana başka şeyler de hissettirdi. İlk defa, bundan 40-45 gün önce gelmiştim buraya. Çok kasvetli bulmuştum. Dün sabahın erken saatlerinden bu sabaha kadar buradaki proje grubuyla kenti keşfettim. Aslında keşfettiğim şey kent değil bir grup gencin kendi alanını nasıl yoktan var ettiğinin hikâyesiymiş. Galiba doğru kelime keşif değil ya neyse. Birçok Anadolu kenti gibi burada da kadınların arkadaşlarıyla akşamları gidebileceği, içip eğlenebileceği bir mekân yok. Öğrenci evlerine karşı cinsten ziyaretçi gelmesi söz konusu … Eserin devamı

Seyrek Kül

Belgin Zorlu Magmayı çözüyorum. Odacığını da işgal ediyor püskürmelerim. Medeniyetimi de sınırsız tatmin ediyorum. Hayal edilenin aksine, duman ya da ateş değil ki. Bu, Sicilya’da kireç taşı katmanlarının arasında sıkışmış olandan. Şöyle bir geriye doğru itele bedenini, kollarını iki tarafa yasla. Tozu göreceksin. Aman kavuşturma ellerini ha. Sen şimdi ateşten de korkarsın. Dur dur! Daha kavuşturma ellerini, kal öyle.

İtirazım Var Bu Zaman-Mekâna

Pelin Topçu Madem bilmediğim güçler tarafından isteğim dışında zalimce fırlatıldım dünyaya, neden yaşayacağım yeri ve zamanı seçme özgürlüğü verilmedi bana? Pekala kabarık eteklikler giyip ortalıklarda dolaşabilmeli, Napolyon’un karşısına geçip “ne kasıntı adamsın sen de be!” diyebilmeli, Einstein’la karşılıklı çay içip, “eee, var mı bu aralar aklında yeni bir şeyler?” diye sorabilmeliydim. Ya da bundan çok daha önce henüz gökyüzünün dev binalarla karartılmadığı, hayvanın hayvanlığını, insanın insanlığını bildiği çağlardan birinde yaşamak isteyebilirdim. Ama ne fayda! Bana isteğim sorulmadı.