Ermeni Meselesi (I): Özür Dilemek
January 8th, 2009 at 5:10 pm (Hrant Dink’ten Sonra)

Yazan: Kerem Kandemir
1915′te yaşananlara ilişkin başlatılan özür dileme kampanyası, Ermeni Meselesi’ni kendi perspektifimizden masaya yatırmak için güzel bir vesile oldu. Bu yazıyla, özür dileyenler kervanına ben de katılmış olacağım. Lakin, tam olarak ne için özür dilediğimi, kampanyada kullanılan standart metinden bağımsız olarak kendim ifade etmek istiyorum.
Öncelikle, ahlaki açıdan, her koyunun kendi bacağından asılması gerektiğine inananlardan olduğumu belirtmeliyim. Yani, bana göre, ahlaki sorumluluk bireysel bir olgudur. Herkes, sadece kendi eylem ya da tavırlarından mesuldür. Bununla beraber, eylem ya da tavırlarımız dolaylı sonuçlar da doğurabilir. Böyle durumlarda, ferdin kendini başkalarının eylem ya da tavırlarından mesul tutması da pekala mümkündür. Örneğin, bir öğretmen, öğrencilerinin başarılarından ya da başarısızlıklarından kendine bir pay çıkarabilir. Bir ebeveyn, evladının kimi davranışlarından kendisinin sorumlu olduğunu düşünebilir.
Bu çerçevede, 1915′te yaşananlara ilişkin bir mesuliyetimin olduğunu düşünmem, neden-sonuç ilişkisi bağlamında mümkün değil. Zira, fertlerin, kendileri doğmadan önce ölmüş olan atalarının icraatlarından sorumlu olmaları akla aykırı bir değerlendirmedir. O halde, ben kimden, ne için özür diliyorum? Açıklamaya çalışayım:
Özür dilemek, hatalı bulduğunuz bir davranış ya da tutumunuz için, hatanızın mağdurlarına pişmanlığınızı beyan etmeniz veya onlardan bağışlanmayı dilemenizdir. Pişmanlık da, bünyesinde, benzeri bir hatayı tekrarlamama niyetini barındırır. Dolayısıyla, bir kişiye haksızlık ettiğinizin farkına varıp ondan özür dilediğinizide, bu özür, yalnızca geçmişte yaptığınız bir hatanın kabulü değil, aynı zamanda, geleceğe yönelik bir taahhüttür. Aksi takdirde, özür dilemenin bir manası kalmaz.
Özür kavramına bu minvalden baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı Dönemi’nde gerçekleştirilen haksızlıklara ilişkin ahlaki mesuliyetinin de, yaşananlardan bir ders çıkararak, benzeri haksızlıkları, kendi devrinde yinelememekle sınırlı olduğu saptamasını yapabiliriz.
Dikkat ederseniz, burada, meselenin siyasi ya da yasal boyutuna girmekten özellikle sakınıyor, konunun sadece ahlaki görünümünü irdeliyorum. Yani, “Türkiye Cumhuriyeti, siyasi ya da hukuki anlamda Osmanlı’nın devamı mıdır; onun alacak ya da borçlarını üstlenmeli midir, Osmanlı Devleti’nin icraatlarından siyasi açıdan ya da hukuken mesul tutulabilir mi, 1915′te yaşananlar siyasi hukuk terminolojisine uygun olarak mukatele, soykırım, ya da mezalim olarak mı nitelenmelidir?” gibi konular, bu yazının çerçevesinin dışında kalmakta.
Ahlaki mesuliyet boyutuna geri dönersek, Türkiye Cumhuriyeti’nden beklentimiz (devleti ve vatandaşlarıyla bir bütün olarak değerlendiriyorum), Osmanlı’nın 1915′te kendi tebasına reva gördüğü muameleden ibret alması, kendisine vatandaşlık bağıyla bağlı insanlara, ırk ayrımcı bir yaklaşımla, benzeri şekilde zulüm/haksızlık etmemek için azami gayret göstermiş olmasıdır. Pekiyi, Türkiye Cumhuriyetinin görece kısa tarihine bu gözle baktığmızda, bahsettiğimiz türde bir gayret görebiliyor muyuz? Malesef hayır…
Varlık Vergisi, azınlık vakıflarına el koyma ya da 6-7 Eylül Olayları, Osmanlı’nın değil, bizzatihi Türkiye Cumhuriyeti döneminin icraatlarıdır. İşin en utanç verici tarafı ise, kimi haksız uygulamaların günümüzde de devam etmesidir: Azınlık statüsündeki vatandaşlara hala güvenlikle ilgili kamu görevleri verilmemekte, onlara hala “içimizdeki güvenilmez yabancılar” algısıyla yaklaşılmakta.
Elbette, tüm bunların devlet eliyle gerçekleştirilen haksızlıklar olduğu gerekçesiyle, ahlaken biz yurttaşları bağlamadığı iddia edilebilir. Oysa benim kendime şu soruyu sormam gerekiyor: Bir vatandaş olarak, bu haksızlıklara son vermek için elimden geldiğince mücadele ettim mi? Örneğin, bu konularla ilgili yeterince yazı yazdım mı? İmza kampanyaları düzenledim mi? Dilekçeler verdim mi? Protesto eylemlerine katıldım mı? Bu ve benzeri sorulara “evet” diye yanıt veremediğim içindir ki, ülkemin/devletimin, benim yaşadığım dönemde, kendi azınlıklarına karşı yapmayı sürdürdüğü haksızlıklardan ötürü, benim kişisel olarak da, bu tür haksızlıkların muhatabı olan tüm yurttaşlarıma karşı bir özür borcum var. Ben de şimdi o özürü diliyorum. Çünkü yukarıda kendime sorduğum sorulara, artık “evet” diye yanıt verebilmek istiyorum; bunu, tüm mağdurlara taahhüt ediyorum.
Son seçimlerde oy verdiğim partinin kurduğu hükümet tek başına iktidarda ve o hükümetin Milli Savunma Bakanı, daha birkaç hafta önce, “Anadolu’da, Osmanlı Dönemi’ndeki kadar çok Ermeni yaşasaydı, acaba biz Türkler bu kadar rahat ulus-devlet kurabilir miydik?” mealinde görüşler dillendirdi. Hem de utanmadan; sıkılmadan… Yani, “İyi ki Osmanlı 1915′te bunların icabına bakmış, yoksa bugünkü gibi bir Türkiye Cumhuriyeti kurmakta zorlanırdık.” demeye getiriyor. Şimdi ben özür dilemeyeyim de, kim dilesin? Ellerim kırılsaydı da, bu ırkçı-faşist zihniyetin iktidara gelmesine katkı yapmasaydım, diye hayıflanmam, bu kepazelikten kendimi de ahlaken bir parça sorumlu tutmam yanlış mı? Kastını aşan, münferit bir beyan olmadığı da netlik kazandı üstelik. Zira, Vecdi Bey, şeccatini arzederken, sirkatini de söyledi: “Efendim ben mevcut Ermeni vatandaşlarımızı kastetmedim.” Ne AKP’nin yetkili organlarından bir itiraz geldi; ne disiplin kovuşturması başlatıldı; ne de “Bu beyanlar partimizin resmi görüşünü yansıtmıyor.” türünden bir açıklama yapıldı…
Es kaza, AKP’ye değil de ana muhalefet partisine oy vermiş olsaydım, o vakit de, cumhurbaşkanımızın soyundaki Ermeniliğin araştırılmasını talep eden zihniyetin kucağına düşmüş olmayacak mıydım? Bu tabloyu tamamlaması açısından, MHP’nin ya da DTP’nin siyasi duruşlarını da anımsatmama sizce gerek var mı?
Günümüz Türkiyesinde, Ermenilik bir küfür, hakaret ifadesi haline getirilmiş durumda. PKK’lilere terörist demekle, onları yeterince aşağılayabilmiş hissedemiyoruz kendimizi; “Ermeni dölü” yakıştırmasını da ilave etme gereği duyuyoruz. Pekiyi, bu hallere düşmemek için yeterince çaba sarf ettik mi?
Hrant’ın sokak ortasında kafasına sıkılmasının ardında, en hafifinden devletin ihmali (belki de dahli) çıkıyor. Binlerce yurttaşımız, kafalarına beyaz bere takıp “Hepimiz Ogün Samast’ız!” diye haykırıyor.
Şimdi soruyorum ben de hepinize: Bu manzara, 1915′te yaşananlardan ibret almış, atalarına dahi öylesi bir cürmü yakıştırmayı içine sindiremeyecek denli vicdan sahibi bir milletin manzarası mı; yoksa, “Zaten hak etmişlerdi; gene olsa, gene yaparız. Hrant gibiler çıktığında, tereddütsüz yine yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğimize ant içiyoruz.” şeklindeki bir zihniyeti içselleştirmiş kitlelerin manzarası mı?
Evet, asıl yürek dağlayıcı olan budur işte: 1915′te yaşananlara ilişkin devletin resmi söylemi her ne kadar inkar stratejisi üzerine oturtulsa da, halkımızın ekseriyeti nezdinde, yapılanlar inkar değil iftihar vesilesi olarak telakki edilmektedir.
Irkçılığın ve faşizmin bu denli sıradanlşamasında, başat kültürün adeta paradigması haline gelmesinde, benim kişisel olarak hiç sorumluluğum olmadığını düşünerek işin içinden sıyrılmaya kalkarsam, insanlığın yarınlarına ilişkin umut taşımaya hakkım olabilir mi?
Bu özür kampanyası, -geç de olsa- yurttaşlık ödevlerimi nasıl da ihmal ederek yıllarımı geçirdiğim gerçeğiyle yüzleşmemi sağladı. Düzenleyicilerine ve tüm destekçilerine/katılımcılarına teşekkür ediyorum.
Popularity: 29% [?]

Tuncblake şöyle yorumlamış:
February 19th, 2009 at 5:29 pm
Bu ozurden sonra bi dahaki yerel secimlerde oyunu yari Ermeni yari Alevi asilli, halk adami Kemal Kilicdarogluna vericegini umuyorum, onun etnik gecmisinden oturu digil ama, adayin etnik cesitlilige saygi duyma beklentisiyle (kendisi kendi etnik gecmisinin onemli olmadigini soyluyor ama acikca soylemektende cekinmiyor!); istanbulun kulturel cesitliligini temsil etmesi acisindan; yada sadece sununicin: “Azınlık statüsündeki vatandaşlara hala güvenlikle ilgili kamu görevleri verilmemekte, onlara hala “içimizdeki güvenilmez yabancılar” algısıyla yaklaşılmakta.” bir nevi turkiyenin Obamasi! Hadi bakalim Kerem yap ozrun geregini!
tuncblake şöyle yorumlamış:
May 28th, 2010 at 2:31 am
Yukardaki yorumuma bu gun net bir cevap isterim basindan beri bizim iddia ettigimiz gibi bir sekilde chp cesitliligin akp monolatik dusuncenin partisi oluyor… Totaliterizm asil potensiyeli simdi akpde digilmi? Bu durumda ne yapmak gerekiyor?