Çok Tehlikeli Bir Siyah : Kola
December 21st, 2008 at 2:24 am (Yersen)
Benim küçük dünyamda, yenilenler, içilenler çok önemli bir yer tutuyor ve buranın bir üyesi her daim nefesimi kesiyor…”Ne yemek istersiniz ? Ne içmek istersiniz?”
“Salamlı sandviç? Su? Kola?”
“Mercimek çorbası ?Ayran? Kola?”
“Yaprak sarması? Şıra? Kola?”
“Çikolatalı pasta ? Süt? Kola?”
Demek istediğimi fazla uzatmayım: Bence her yemeğin yanına gidebilen, hem de mükemmel gidebilen tek içecek kola. Tamam, siz çok düşünüp, bana, “Hadi bakalım, falanca ile kola gitmez ki.” diyebilirsiniz ama bence, olsa olsa, pek gitmez; hiç gitmez, diyemeyiz. Düşünün, birileri bir tat icat ediyor, ve o tadı barındıran içecek, neredeyse her yemekle iyi gidiyor. Sizce bu nasıl mümkün olabilir? Hayranlık duyduğum başka içecekler de var ama onların kısmetleri, eşlikçilerinin sayısı kolanın yanında ne de gösterişsiz!
Bozayı düşünün. Boza-pilav ikilisi mesela… Ya da ayran. Ayran-baklava…
“Ne yani, ben bunları birlikte yerim.” diyorsanız, ben de yerim. Ben aynı anda, yemekte tatlıyı, tuzluyu, meyveyi karıştıra karıştıra yiyen o garip kişilerdenim ama gitmez; kola ile gittiği gibi gitmez… Kola, birlikte yediğiniz pek çok yemeği hafifletir, hatta canlandırır, tamamlar.
Kola veya gazlı içecekleri, sağlık gerekçeleri veya ideolojik sebeplerle hiç içmeyen kişilerdenseniz, size saygım sonsuz ama ben baştan itiraf edeyim, ben tam bir bağımlıyım. İnanılır gibi değil ama ben ilkokul yıllarından beri günde en az bir litreye yakın kola içiyorum. Evet haklısınız, inanılır gibi değil. Hatta size desem ki, bu bazı günler 2-3 litreye de çıkar? Belki Amerika’da yaşayanlar beni biraz anlar; dev gibi bardaklarıyla.
Bağımlı bir kişinin, bağımlı olduğu maddeyi övmesi komik diye düşünüyorsanız haklısınız. Bu bana, birkaç sene önce BBC’de seyrettiğim ve beni hala ürperten bir belgeseli hatırlattı. Konu: Takıntılar ve saplantılar… Mesela tüyden fevkalade korkan bir kadın… Koca kadın, normal normal duruyor. Elinizde bir kuş tüyüyle yanına geliyorsunuz, kadın çığlık çığlığa, tamamen dağılıyor. Woody Allen tarzı bir durum… Asla gülünç bulmuyorum ama pek çok saçma şey şu anda ve gelecekte bizi tarumar etmek için bekliyor olabilir. Alın size başka bir takıntı: Bazı insanlar vücutlarındaki tamamen normal ve sağlıklı bir parçanın, gereksiz, veya onlara ait olmadığına karar verip, o parçayı ampute ettirmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Adamın biri, sol bacağının diz altından gereksiz olduğuna inanıyor ve o bölümden aşağısını kestirmek için ülkesinde doktor doktor geziyor. Kimse kabul etmeyince, gittiği Meksika’da, operasyon-sonrası bir komplikasyonda yaşamını kaybediyor. İnanılmaz değil mi?
Kola içmek benim saplantılarımdan biriyse, bu konudaki tezlerim pek de sağlıklı olmasa gerek. Ayrıca, büyük ihtimalle dev kola şirketlerinin (ki bence artık bunun sayısı bire düştü) açık veya hep iddia edildiği gibi hipnotik reklamlarının/telkinlerinin etkisinde kalmış olduğudan da eminim. Benim iknaya açık kişiliğim, her yerde “İç, iç… Her şeyle gider; hayatın tadı, yaşamın güzelliği…” ve benzeri binlerce mesaja cevap veriyor. Gerçekten de içiyorum; hem de hiç durmadan…
Fakat etrafıma bakıyorum, pek çok kişi de içiyor. Onlar da çağrıya uyuyor, devamlı. Paramız ve sağlığımız gidiyor aslında. Daha da kötüsü “diyet” formlarının çıkması. Tahmin edersiniz, ben de çıktığından beri sadece ve sadece diyet kola içiyorum ve şekerlisini senelerdir ağzıma koymuyorum. Oysa biliyorum ki kola, özellikle de diyet kola, daha çok yeme isteğini tetikliyor. Bir bombanın pimini çekmek gibi…
Bu arada, ben size gıda mühendisi olduğumu söylemiş miydim? Yani insanların ticari amaçlarla, gıdalara ne korkunç şeyler eklediğini pek çok kişiden iyi biliyor olmalıyım. Haydi gelin kolanın içindekilere bakalım: Su, karbondioksit, renklendirici (karamel), asitliği düzenleyiciler (fosforik asit, sodyum sitrat), tatlandırıcılar (aspartam, asesulfam, sukraloz… Ve lütfen kimse bana tatlandırıcıların zararsız olduğunu söylemesin), koruyucu (sodyum benzoat), aromalar (ki bunun çok geniş bir anlamı vardır), kafein… Kola aslında bir kimyasal kokteyl; bir yapaylıklar çorbası. Bunu neden alıp içiyoruz devamlı; küçük çocukların ellerinde neden hep kola var? Londra’da bir gezi teknesinde, karşıda, uzağımda duran şirinlik fıçısı küçücük çocuk, bir süre sonra yanımda koşturmaya başladı. Bir ara durup, kısık bir sesle şöyle dedi: “Are you drinking a fizzy drink?” (Gazoz mu içiyorsun?).
Gazoz içmek, kola içmek eğlencelidir. O baloncuklar, o yükselen baloncuklar… O serinlik, o ferahlık… Ne kadar yasaklanırsa, bir o kadar tatlanan… Düşünsenize, tabiatta olan hiçbir şeye benzemeyen bir içecek yaratıyorsunuz ve yediden yetmişe herkes severek içebiliyor. Bence bu çok mühim bir başarı.
Bir de renginin “siyah” olması enteresan bence. Siyah, gıdalara fazla yakıştırılmayan bir renk ama bu içeceğin neredeyse sembolik şeytaniliğine uyuyor bence: Formülünün çok az kişi tarafından bilinmesinin gizemine, onu taklit etmeye çalışanları düşürdüğü komik hallere…
Aşırılıkları sevmeyen annem, bir zamanlar, kola için, “Ne yani, biz yazın Güney’de meyankökü şerbeti içerdik; bu da onun şekerlisi işte.” demişti. Ben de bir umut, birkaç kez içtim bu şerbeti ama belki soğuk olmaması, belki gazsız olması, veya yabancı bir adı, gösterişli bir şişesinin olmaması… Bilemiyorum, bir şeyler eksikti sanki.
Fark ettim ki, özellikle işim çok olduğunda veya hoşuma giden bir şeylere başlarken, ilk yaptığım bir kola açmak. Sanki bu içecek bir iksir; aklımı toplayacak, bana güç verecek… Bazısı delice çay seviyor; bazısı da kahveyi… Belki de ortak paydaları kafein. Çikolata için delirenler de var tabii.
Bazı elitistlerse, burun kıvırarak, “Şarap kültürü olmadığı içn bütün bunlar.” diyebilir. Belki haklıdırlar. Kimi Fransız filmlerinde rastladığımız türden, her yemeğe uygun düşecek şarabı bilen bir yakınım ya da öğlenleri yemekle sofra şarabı açan bir ailem olmadı benim. Bence şarap bir hoşluk, ama çok özel hasat/ yemek/ zaman/ ruh hali kombinasyonunu yakalamak, ancak daha dirayetli kişilere uygun olabilir.
“Bu delice ekonomik krizde, bu yazı da nereden çıktı; konu mu yok?” diyebilirsiniz. Bilmiyorum, kola ile ilişkim, benim çok kafamı karışıtırıyor.
Popularity: 26% [?]

mehmet baki şöyle yorumlamış:
January 10th, 2009 at 2:47 am
imkansız değil koladan kurtulmak, ben kurtuldum ordan biliyorum. Evet yazın çok susadığımda ve yorulduğumda hala içiyorum ama geçmiş yılların günlük litre litre içişleriyle kıyaslanamaz bile. Belki sadece yazın ayda yarım litre içiyorum. Yazınızı yine büyük hızla ve içim kıpır kıpır okudum. Bir kere bir kere daha okusam tadı verdi yine. Ama söylemeden edemeyeceğim, baklavanın aslında özellikle künefenin yanında en iyi ayran gider, deneyin görün=)
Ah bunu da söylemem lazım. Elinize aldığınız ürün yani coca cola her ürün gibi sadece içindekilerden, size verdiği hazdan tattan mutluluktan oluşmuyor. Amerikadan türkiyeye uzun bir yolculuğun ürünü. Bu yolculukta da kanlı canlı emek var. Yani o siyahta bulunan emeği lıkır lıkır içiyoruz esasında… Kapital okumaları kurbanıyım, aslında yeni yetme ukalalığına da verebilirsiniz, siz en iyisi kusuruma bakmayın. Neyse, nolur hep yazın hep okuyalım…
Pınar Seferoğlu şöyle yorumlamış:
January 18th, 2009 at 9:51 pm
Mehmet Baki Bey, yüreklendirmeniz için çok teşekkürler.
Şule şöyle yorumlamış:
November 9th, 2009 at 11:04 pm
Bende 3 sene öncesine kadar aynı dertten muzdariptim. Öyle ki altı koca bardak soğuk kolayı mideye indirdikten sonra arkasından birde kutu kola açtığımı bilirim. Bunu eleştirenlere ” ne yapayım içkim yok sigaram yok, benim de bir tek kola bağımlılığım var” diyordum. Birgün bırakmaya karar verdim ve tam üç sene ağzıma bir damla koymadım. Ve öyle de canım çekmedi bu sürede. Ancak hamileliğimin son ayında canım kola çekmeye başladı. Durup dururken burnuma kola kokusu geliyordu (bu arada hamileliğim boyunca hiç birşeye aşermediğimi hatta iştahımın kapandığını söylemek isterim) Tabi ki içmedim. Amma ve lakin geçtiğimiz yaz Kıbrısın o yakıcı sıcağında karşımda buz gibi kolayı görünce tam zamanı dedim ve tekrar başladım. Maalesef:)) başladım. Şimdi eskisi kadar içmiyorum. Ama hergün mutlaka bir iki bardak içiyorum ve dediğiniz gibi güzel bir işe başlarken örneğin kitap okurken mutlaka elimde bir bardak kola oluyor. Sözün özü bu; yazdığınız yazı beni gerçekte etkiledi ve gülümsetti. Yaşanmışlıklar çok benzer çünkü. Ağzınıza sağlık. Aaa bu arada bi konuda size katılmıyorum. Baklava ve ayran ikilisi biz Karadenizliler için ayrılmaz bir ikilidir, birbirlerini acaip dengelerler ve tamamlarlar. Tavsiye ederim.))
Burçin şöyle yorumlamış:
February 6th, 2010 at 1:14 pm
Fakültedeyken Cebeci’deki “Hacıduman”da her iskender sipariş ettiğimde, ayran, diye karşılık verirdim sorulduğunda. Hangi garson olursa olsun, iskenderde zaten yoğurt olduğunu söylerdi, bilirdim elbette bunu. “getir kardeşim, ayran istiyorum” diyemezdim nedense. “tamam o zaman kola olsun” derdim… Değişik, güzel bir yazı, ama yine de kola içmeye yeniden başlamayacağım!…