-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a
October 28th, 2008 at 2:38 am (Aksak Semai)
-renkleri karışmış- resimdeki tavla oynayan Kız’a
Zorunlu hareketler:
Rumuz: …sayfa sayfa okuyacam, lakin gücüm yetmiyor….
oğlum! Kavuşmak lakırdısını uzatmasan bu gece!
anasonla çiğerleri şişirmişsin bir kere…
oOo dostum! bakın kimler gelmişler,
Belki bizi sevmişler, O’ndan erken dönmüşler.
Resim diye şiir vardı içindeyim bu gece,
içinde bir hatun vardı; sokulmuşum sessizce.
Siz burada garsonsunuz, unutmuşum içince,
sesinizi duydum ama ölmüştünüz beş kere,
Sokak görse tanır mı ki yamacıma gelince.
Serbest program:
Bakın size ne anlatıcam,
İnsan bir fikre bile abayı yakabilir; esasen bu ayıp değil.
Sadece çerçeve içinde neden sonra gördüğü birine kafayı da takabilir…
Bazen aylar boyu orda öylece dururdu,
Ne bir söz söylerdi, ne bir söz beklerdi.
Seksen kere elim gitse, aklım gitse bir seferinde bir şey derdim
zorla;
İçerikli yazarım ya hani, ortalığı karıştırıp anlamsızca laflara
takla attırıp arka arkaya dizerim; o gelgeçler ortamında herkes
benden sıkılıyor sanırım…
Ona sebep isteyen gelir, isteyen gider; gırtlaklamayla başlayan
arkadaşlığın, sevdanın ihtirası hiçbir şey de olmasa da, ömrü
boğulup gömülene kadar olur çünkü.
O öylece dururdu, sorarsam söylerdi bazen, bazen söylemezdi, zaten
sormazdım,
sorarsa söylerdim hemen, sormazsa söylemezdim, zaten sormazdı.
İlk resmini gördüğümde renkleri karışmış bir sahnede tavlaya zar
atıyordu;
Öyle yorgundu, bitkindi; belki renkler karıştığında sanki dayak
yediğini sandım içim eridi…
Lüzumlu lüzumsuz hiçbir şeyi sormazdık; o da sormazdı; ben böylesini
görmediydim sevsem günah olmazdı.
Lakin kitabını yazmayacaklarsa, boyunun seksen katından daha uzakta
laf arabalarından başka bir derman gönderemeyeceğin birine haksızlık
etmeyeceksin, ne de kendine;
Mümkünse kimsenin içine düşmeyeceksin, ya da yatakta seksen sefer
dönmeyeceksin içine oturanları hazmetmek için… ben dönerim,
Düşmemem gerekti o yüzden…
Ben oğlan olmuşum; bazen dilimin ucuna ya muzırlıktan, ya oğlan damarımdan mütevellit laflar gelirdi söylemezdim, bazen de söylerdim, sonra hep “aynı dikenin köküyüm derdim”
o da gülerdi, bildiğinden gülerdi; aklım hep o tavla atan rengi kaymış resmine giderdi.
Niye öyleydi; çok bitkindi, yorulmuştu; sanki dayak yemişti, içim
dayak yemişti.
Belki sadece benim kuruntumdu bu, sorulmazdı; soru sormazdık biz,
Öylece bakışırdık
O bakmasa ben bakıyor sanırdım karşımda resmi;
Sevenlerim vardı, kimseler yoktu, aylar yıllar birikti, aklımda
duruşu birikti.
Biliyordum, daimi numarasız şahısken bir kaptırsam kendimi, üçüncü şahsın
yerine gitmek gerekti
Bir gün üçüncü şahsın yerine gitmek gerekti; gider gibi yaptım;
gel
der gibi yaptı, ayıp ettim sandım
Üçüncüyken, belki ikincilik istesem de ayıp değildi;
kelimeleri bir düzünden bir tersinden yazmayı adet edinmişim, ayıp
ettim sandım
Tavrına yanmışım, susardık, uzunca konuşmazdık
bir gün platonikten korkan büzüm büzüm olsun demişim; o duymamış;
Zaten söylemedim; duysun istemedim; duymak istemiştir belki,
bilmiyorum
Ki ben sersem, geberene kadar lafları içeri atıp ciğerini
çürütenlerin küçük kardeşi,
Ben ki salak, kurbağaları dinlemekten gelenlerin en birinci askeri…
sonra susmuşum; belki de söylemedim, duysun istemedim,
duymak
istemiştir belki bilmiyorum…
Popularity: 21% [?]

