Yazamasam İstiyorum
October 22nd, 2008 at 11:48 am (Mahrem)
buldum!
ben yazabilmek değil başkalarının hayatlarını yaşamak istiyor olabilirim. görüyorum, sonra gördüğüm en içime değiyor, sonra yazmak istiyorum, sonra kelime yetmeyince yazmayıp sinirleniyorum ya… işte o.
ben başkaları olmak istiyorum. bir başkası olmak değil. başkaları olmak, sonra da nesli halime geri dönmek… edepsizlik etmek istiyorum yani. edepsizlik edip başkalarının olduklarını varsaydığım, gördüğümü ve anladığımı sandığım hallerini dillendirip orgazm olmak, sonra insanların sağa sola bulaşan menilerini temizlerken yazdıklarımı unutmak istiyorum. unutarak, tecavüz ettiğim insanların hayatları gibi kendi hayatımı da katletmek istiyorum.
kendimi cezalandırmak istiyorum yazarak. olamadıklarım için cezalandırmak. bazen olma halime bazen de içine doğduğum hayata kahretmek için. pişman olduklarım için. içimdeki arsız kötü ruhlu iki yüzlü hali cezalandırmak için. insanlar gıptayla bakarken ben kendime acıyayım diye. gerçek denen şeyin hiç bir zaman benim baktığım yerden başka bir yerden görünemiyor olmasına isyan etmek için. inkar ettiklerim, unuttuklarım, kendimden mahrum bırakarak cezalandırdığım kişiler için. kendim için. kendi yalnızlığımı kalabalığa karıştırıp korkmamak için. kör olası gözlerimin körelerek herkes gibi sadece burnunun dibini görebilmesi için.
ben, olanı olduğu gibi kabul edebilme meziyetinden başka hiçbir şeyi olmayan ben, bir aşka düşmüş gibi hissetmek istiyorum kendimi. ama kimselere hiçbirşeylere aşık olmak istemiyorum. kendime tapmak istiyorum. kendi cezamı kendim vermek istiyorum. delidolu halimin bir yerlerinde binbir kilit altında tuttuğum sakin hayalimi, hayaletimi yaşamak, öylece durmak unuttuklarımı hatırlamak istiyorum.
haddimi bildirmek istiyorum kendime. sığlaşmak istiyorum. ya sığmışım gibi yapıyor yada bomboşluğun içinde pısıp kalıyorum. dua etmek değil olacağına inandığım şeyler için umut etmek istiyorum. neidüğü belirsiz tanrıya inanıp inanmamak arasındaki zavallı halimle kavga etmek istemiyorum, tanrı olmak istiyorum.
değişen doğrularımla yüzleşmek istemiyorum. doğrularım değişsin istemiyorum. farkına vardığımı farketmek istemiyorum. dünyevi bir edepsiz olmak istiyorum. ne olduğundan bihaber olduğum, adının ne olduğunu bile bilmediğim bir ruh istemiyorum.
***
bir eşiğim var bana beşikten kalma.
tahammül edilmesi kolay bir hayat öğretti bana o eşik. kendinden öte, herkesin yaşanası olması gerektiğini tembihledi bana o eşik. mübarek olanın, eğer inanıyorsan, makbul olduğunu anlattı bana o eşik. öldürmeyen üzüntüyle yaşamanın en büyük erdem olduğunu ezberletti bana o eşik. yalnız başına susmanın, birilerinin konuşması için sebep olabileceğini anlattı bana eşik.
bir eşiğim var bana beşikten kalma.
fotoğraflardan hatırladığım bir beşik. kocaman, afili. o aylada bir bebeden on hatta yirmi tane alacak kadar büyük bir beşik. başka yatak almamak için ya da ziyan olmasın büyüyünce de yatar diye alındığını hiç sanmadığım afili beşik. bir türlü gerçekleşmeyen hayallerimi yutan beşik. öyle kocamandı ki… sıkışmak isteyip de on kere içinde takla atabildiğim beşik. eşiğimi kaybettiğim beşik. beni ezen, ezdikçe güvende olduğumu hissettiren beşik. beni sevip, sevgisini lûtfetmiş gibi bana zulmeden beşik. sevmeyi yalandan saymama kendimden ötesini sevdirmeyen beşik.
yalan söylemeyi çok seviyorum. ama öyle günlük yalanlar değil. beni edepsiz eden, haddimi besleyip kendimi unutturan yalanlar söylemek istiyorum. karşıma bir grup aptalı alıp sabaha kadar yalan söylemek, söylediklerimle dinleyenleri üzmek istiyorum. bana nasıl değiyorlarsa ben de onlara değmek istiyorum. acıtmak için yalan söylemek istiyorum. sonra da foyam ortaya çıkınca beni terketmelerini istiyorum. başkalarına yalan söyleyebileyim diye…
***
Hayatlarımızın teması mı var? Ne bu ‘Tema’ takıntımız. Öğreniyor, öğrendiklerimizin bir kısmını ezbere vurup ziyan ediyoruz. Bir diğer kısmını unutuyoruz. Bir kısmını da başka şeyler öğrenmek için kullanıyoruz. Bir kısmına bir ömür adar gibi yaptıkça değişen o bildiğimiz ‘doğru’lar… tokatıyla başka birileri olup başka şeyler öğreniyoruz.
İnsan olanın aklı nasıl alır doğruların da değişebileceğini. Bir insan evladına bu yapılır mı? O zaman o insan sana sormaz mı elini beline koyup “alooo, kime diyorum ben, o zaman neye kastık bu hayatta öğrenmek için” diye.
E sorar tabi! Ne cevap vereceksin sen insanım diyen o şeye.
“Yok aslında biz heyecan olsun diye hayatlarımızda başka durumlarda başka şeyler olabilme ihtimali deneyimlemenin metabolizmada nasıl tepkimeler yarattığına bakıyorduk size denk geldi pardon!” mu diyeceksin? Ne diyeceksin?
Tema olması lazım ya hayatta. Öğrendiklerimiz için. Sanki onlar olduğu için varmışız gibi. Hayır, öğrendiklerimiz için yokuz, olduğumuz için öğrendiklerimiz var. Niye olduğumuzu unutup öğrenmeye çalışıyoruz? Niçin öğrenmek diye tanımladığımız şey ‘bizim’ aklımıza yatan şey oluyor? Sadece olsa olmuyor mu? Hayatta kalmak için birşeylere ihtiyacımız var kabul ediyorum. Peki neden hayatta kalmak için ihtiyacımız olan şeyleri belirgin tanımlara bürüyüp anlaşılır olmaları için kavga ediyoruz.
Doğrular değişir. Değişebildikleri için doğru olabileceğini düşünmek hayatı daha da kolaylaştırabilir. Değişebildikleri için doğrular; çünkü, şu an öğrendiğim ve doğru diye tanımladığım şey şu an hayatta kalmam için gerekli yada geçerli olan yanılsama halinin anlaşılır olması. Bu kadar basit aslında.
***
Bağıra bağıra söylemek istiyorum. Bu kadar basit. Hiç doğrusu olmayan bayan doğrunun zavallı halini allayıp pullama çabaları da olsa bu bağıra bağıra ‘bu kadar basit’ deme isteği, şanslı sayıyor kendini. Çünkü öğrendiğim şeyleri doğru, iyi, basit, zor diye anlamlandırıp unutmaya çalışmıyorum. Öğrenmiyorum çünkü. Şimdi, beş dakika önce değil ne yazık ki! Anlam aramayalım lütfen kelimelerde. Anlamlı olan şey, baktığın yerde aklında kalan ve seni anlamlandırmak için teşvik eden şey.
Popularity: 20% [?]

