Gregor Samsa Size Bakıyor

 gregor-samsa.jpg 

Ceren Suntekin*

Bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğünü gören Gregor Samsa, tüm olağan günlük işlerini bu haliyle yapmaya çalışır. **

Biz bir gün uyandığımızda kent yerle bir olmuş, insanlar gitmiş, mahalle dönüşmüş mü olacak?

Emlakçıya gittim ta şurdaki ev için. Adam dedi, ev sahibi hırkızdır, bi de akrep varmış çok. Şu yan köşedeki ev olsa, girişin de altı biliyo musun, üç tane odası var sadece, 400 diyor; 300 dese, 350 dese bile geçerim ama 400 çok. Bazı ev vardır pahalı, bazı ev vardır içi çok kötü, bazısı vardır komşuları iyi değil, hep bekâr, hep hırkız…

Bunları söyleyen Şevkiye Hanım’ın bir yandan amerikan traşlı üç yaşındaki oğlu Furkan’a bakıyorum, bir yandan da gözlerimi hergün bunca sıkıntısına rağmen kalem gibi yaptığı güzel kaşlarından alamıyorum.

Şevkiye Hanım, danışanlarımızdan biri. Üç çocuğu var. Kocası çalışmıyor. Şevkiye Hanım, bir bankaya, bir kaç da eve temizliğe gidiyor. Kazandığı parayı o kadar iyi kullanıyor ki çocukların saç traşını bile o yapıyor. Çocukların okul masrafları için kaymakamlıktan destek alıyor. Şimdi de vakıf arazisi olduğu için evinden çıkmak zorunda kaldığından sokak sokak dolaşıp ev arıyor Tarlabaşı’nda. “Zaten kentsel dönüşüm var diye her eve de bakamıyorum;” diyor.

Dedem, kuzenimin müzik öğretmenliği yaptığı Sururi İlköğretim Okulu’nu ziyaretinde bir sınıf öğretmeniyle  konuşuyor. Sınıf öğretmeni için dedem ne kadar kahramanca bir iş yaptıklarından, onların birer kahraman olduğundan bahsediyor. Sınıf öğretmenine hoş gelmiyor bu sözler. “Takdir edilmedikten, dinlenmedikten, ihtiyaçlarımız giderilmekdikten sonra bu çocuklarla çalışmak kahramanca olsa ne yazar; kimse kalmak istemiyor okulda, bütün öğretmenler gitmek istiyor;” diye anlatıyor. 82 yaşındaki dedem, “Milletle iyiyiz, kavgamız devletle;” diyor. Ve büyük bir sessizlikle başbaşa kalıyoruz öğretmenler odasında.

Okullar kapandı. Çocuklar yıl sonu şenliklerinde binbir çeşit hayat algılarıyla sahnedeydiler. Hepsi çocuk; hayal güçleri ile sahnedeydiler. Hepsi çocuk; kafalarındaki köylü-kentli imajları ile sahnedeydiler. Hepsi çocuk; yaratıcılıkları ile sahnedeydiler. Yani  “Küçük Laçolar”, “Grup The Happiness”, “Kötü Kızlar”, “Dört Peynirli Pizza”, “Devri Alem Yıldızları”, “Fadime’nin Düştüğü Haller”, “ Gezegen Hayatı”, “İki Küçük Roman Kız”, “Asi Bay ve Bayanlar”, “ Köylü ile Şehirli”, “TV Eleştirisi Dansı”, “Kızlar Askerde”, Özgür ile Karakaçan”…

Sahne renk renk, ışıl ışıl; kanun ile gitar, Kürt ile Roman, köylü ile şehirli, Tarlabaşılı ile akademisyen, çocuk ile büyük, kadın ile erkek, doğu ile batı, hepimiz en gerçek halimizle.

Dönüşen Tarlabaşı, neye dönüşür? Büyük maketlerde yapılmış Tarlabaşı dönüşüm projesi görüntüleri: Tayyor etekli, işe gidiyor olduğu varsayılan bir kadın; düzgün giyimli bir adam, beyaz temiz yüzlü bir çocuk… Her yer tek tip. Yüzde yetmişi kiracı olan Tarlabaşı’nda kıpkırmızı baş örtülü, sürmeli esmer kadınlar, iki tıngırtıya göbek atan sarılı morlu, dallı güllü etekli, yüzlerinden gülümseme, gülümsemelerinden altın dişleri görünen şen kadınlar yani Kıymetler, Peyruzalar, Bürücüler, Felekler, Melehatlar, gidecek Pelin Hanımlar, Berrak Hanımlar, Berk Beyler, Tonguç Beyler gelecekMİŞ.  İşte ben de yapıyorum aynısını. Yani diyorum ki sizlere adı Feride, Kıymet, Ümran olanları “kötü”, Berrak ya da Tonguç olanları “iyi aile çocuğu” olarak değerlendiriyoruz. Bu önermeyi kullanmakla ben de bunun onaylamış olduğum mesajını veriyorum.

İnsanlar kendini iyi hissedebilmek için kendisini iyi olanla bir tutar. Kötü olan ya da kötülük gelecek olan hep diğeridir, ötekidir. “Öteki”ni kendimizi tanımlamak için o kadar çok kullanırız ve ona o kadar çok ihtiyaç duyarız, ihtiyacımızı karşılamaya o kadar odaklanırız ki ötekinin bir insan olduğunu bir daha hatırlamamak üzere unuturuz.

Bu kadar ötekileştirdiğimiz Tarlabaşı’nda işler nasıl yürüyor acaba?

Dönüşüm ile ilgili düşüncelerini dile getirirken şöyle söylüyor çoğu: “ Tarlabaşı yenilenecek, güzelleşecek diyorlar. Evler hep yeni olacak, sokaklar tertemiz, hırsızlık da olmayacakmış o zaman. Ne güzel, zaten ben de istiyorum değişsin, güzelleşsin, gitsin burdan bu pis insanlar, biz de rahar rahat yaşayalım semtimizde” (!)

Bunu kim anlatıyor? Bunu, biri yeni doğmuş, üçü ilköğretimde okuyan, diğer üçü de ilköğretimden sonra çalışmaya başlamış yedi çocuğu ve konfeksiyon atölyesinde ortacılık yapan ama şu sıralar iş olmadığı için işten çıkarılmış eşiyle 50 metrekarelik bir evde, her ay kirayı çıkartmak için sabah erkenden kalkıp Beyoğlu’ndaki nice yerler için midye yaparak yaşamaya çalışan, öte yandan da bana çocuğunun sınıfına iki aydır öğretmen girmediği için çocuklarının eğitimi için endişelendiğini, evlerinin köşesinde her gün uyuşturucu satıldığını ama polis aracı her gün aynı yerden geçse de hiç bir şey yapılmadığını, çocuklarını koruyamadığını söyleyip şimdi ne yapmak gerektiğini soran bir Hanım anlatıyor.

Sanıyor ki yenilenip güzelleşince kendisi de Tarlabaşı’nda kalmaya devam edebilecek. Sanıyor ki artık hakkı olan insanca yaşamayı ona devlet “yenileme” ile birlikte sağlayacak. Ama derdi o değil. Çocuğunun iyi eğitim almasını istiyor her anne gibi, uyuşturucu satıldığını göre göre oyun oynamasını istemiyor.

Bu kadar normal duygulara ve koruma güdülerine sahip olan ama göçle gelmek zorunda kalmış bu anne neden evinden ediliyor? Neden Tarlabaşı’nda, Istanbul’un göbeğindeki bir ilköğretim okulunda bunca yaralı çocukla stajyer öğretmenler çalışıyor? Bu okulda neden kütüphane bile yok? Neden “çağdaşlaşmak” için çocuklar, bilgisayarlı eğitime geçildiği söylenerek araştıracakları her şeyi bilgisayar çıktısı halinde, her gün annelerinden binbir güçlükle bir ytl alarak ve Tarlabaşı’ndaki tekinsiz internet cafelere giderek hiç okumadıkları çıktıları öğretmenlerine verip aldıkları “+” puanlar sayesinde bilgisayarlı çağdaş eğitim yapmış oluyorlar?

Okuma yazma bilmedikleri için evlerinden çıkamayan bu kadınları evlerinden etmek yerine onlara yenileme adına neden okuma yazma öğrenmelerini sağlayacak kurs olanakları getirilmiyor? Neden kent yaşamına uyum sağlayıcı psikolojik destek almıyorlar? Neden çevredeki 2000 öğrenci kapasiteli iki ilköğretim okulunun sadece bir rehberlik öğretmeni var? Neden Bulvar’ın üstündeki kocaman panzerli Emniyet Müdürlüğü’nün önünde kadınlara dayak atıldığında polislerin yüreği küçücük kalıyor? Neden istenmeyen gebeliği önlemek için ailelere korunma önlemleri ile ilgili destek olunmuyor da çok çocuğu var diye bu insanlar başka yerlere yine göç etmek, yine hayatla baş etmek zorunda bırakılıyor? Çözüm mü şimdi bu esmer insanlar üzerine kurulacak beyaz binalar?

Şevkiye Hanım oğlunu sünnet ettirmek istiyor. Dedim ki “Şimdi daha küçük; 2 ile 7 yaş arasında çocukların sünnet olması uygun değildir. Biraz bekle okula başlasın ikinci, üçüncü sınıf olsun, o zaman yaparsın madem yaşı ikiden büyük.”  Batistuta saçlı oğlu bakıyor bize biz konuşurken. Şevkiye hanım devam ediyor: “Sen haklısın. Geçen gün, yerim senin bülüğünü diye seviyordum çocuğu, yeme anne n’olur, dedi. Sen yersen, ben nasıl yaparım çişimi?” İşte yüzlerce insana anlatmak istediğim şeyi, Şevkiye hanım küt diye şahane bir örneklendirmeyle bana sunuverdi.

Hadi Gregor Samsa dönüştü bir böceğe, Tarlabaşı dönüşürse beyaz bir kelebeğe; sormaz mı insan kendi kendine kelebeğin ömrü nedir ki diye?

* Tarlabaşı Toplum Merkezi, Sorumlu Sosyal Hizmet Uzmanı
csuntekin@bilgi.edu.tr

** Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı kitabının giriş cümlesi.

NOT: 2003-2004 yıllarında, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde her yerde GREGOR SAMSA SİZE BAKIYOR ibaresi vardı.

Popularity: 20% [?]

4 yorum »

  1. Ayşen Suntekin şöyle yorumlamış:

    October 15th, 2008 at 2:30 pm

    Sevgili kızım , kınalı kuzum,canım, canparem,gururum,medarı iftaharım,
    Benim de içimden geçen düşündüğüm ama dile ve söze dökemediğim herşeyi çok güzel anlatmışsın.Sağol.Seni sevgi ile öpüyorum.
    Annen

  2. mahbube şöyle yorumlamış:

    October 15th, 2008 at 8:28 pm

    Yurdumun hali bu.Tarlabaşı’ndaki degişim ile İstanbul’un çehresi değişecek sanki.Sorunları ortadan kaldırmak yerine üzerleri boyanıp,süslenerek yok gibi gösteriliyor.Bir kadın,bir anne olarak kendimi orada yaşayanların yerine koydum.Gözümde iki damla yaş,burnumda sızı okudum yazınızı.Bunları ilgililere duyarabildiyseniz ne mutlu size.Sağ olun.

  3. bülent şöyle yorumlamış:

    October 19th, 2008 at 11:39 am

    Yazının başlığı merak uyandırdığı için okumaya başlıyorsunuz.Yaşadığınız şehir siz isteseniz de istemeseniz de degişiyor-değiştiriliyor…Bu yazıda duyarlı birinin ‘edibi betimlemesinden’ çok daha anlamlı olması hoşuma gitti.Oryantalist bakış açısıyla yaklaşan çok ‘duyarlı’ olduğu için bu yazıyı anlamlı buldum.Aynı deprem olgusunda yaşadığımız durum gibi hissettim.Erzurum depreminde binlerce insan yaşamını yitirdiğinde bizden uzaktı.Ama izmit depremi sanki felakettti,Erzurum ise uzak uzak uzaktı,o kadar…Birileri bir şeyler yapıyor ne güzel.

  4. ayşen şöyle yorumlamış:

    October 27th, 2008 at 4:23 pm

    Tarlabaşını biliyorum. Ben de değişmesini isterim.Hatta Beyoğlu belediyesinin hazırladığı değişimi gösteren kitabı görünce, ‘işte böyle olmalı’ dedim.Ancak bu yazıTarlabaşı’nın nasıl değişmesi gerektiğini çok iyi anlatmış.Teşekkürler CEREN.

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın