Paris brulé-t-il?

 arbeit01.jpg

Ebru Şebzindedâr Akman

Biliyorum ki derin bir kuyunun içindesin, biliyorum ki kuyu dışında, kuyuda olduğun gerçeği dâhil hiçbir şeyin bir önemi yok. Karanlık duvarları seyretmekten ve yâd edişte boğulmaktan başka bir şey istemiyorsun. Geleceği yâd edip durmak istiyorsun, kaybedildiğinden emin. Geçmişi umut edip durmak istiyorsun, yaşanacağından emin. Öylece durmak ve hayatının -rivayet bu ya- ölüm anında geçtiği gibi gözlerinin önünden geçişini seyretmek istiyorsun. Öldüğünü bilmek, yaşamadığını hayal etmek istiyorsun. Merhametin körelmiş, korkudan ne yapacağını bilmez halde durmak istiyorsun. Şeytan ve zebaniler peşinden gelmeden bir an durmak. Geçmişin hayaletleri geleceğin ruhları gibi görünürken, sen aynanın karşısında durmak değil arkasında saklanmak istiyorsun. Kafasıyla ayakları ters yöne bakan biri gibi yalpalayarak, oraya buraya çarparak, koştuğun yönü göremeden kaçtığın şeyleri seyretmek istiyorsun. Arkada kaldıklarını bilmek, mezarlarında rahatsız uyuduklarını duymak istiyorsun. Eski zamanlardaki mezar bekçileri gibi onların orada durduklarından emin olmak ve içlerinde kovuk bedenlerin yattığı mezarlarını beklemek istiyorsun, bir daha hiç çıkmamalarını temin etmek için. Yeni mezarlar kazıyorsun, elindeki fenerin mum alevinde. Çıkarlarsa onları bu mezarlara yeniden koyabileceğini umuyorsun ama elindeki çapayı, küreği toprak açmak ve atmaktan başka iş için kullanabileceğini görmek istemiyorsun. Ama asıl, yerlerinden çıkıp seni de yanlarında götürmelerini istiyorsun, cürümünün altında ezilen her mücrim gibi. Marifetini herkes görsün istiyorsun, kendine edebildiğin incelikli kötülüğü herkes takdir etsin, sonra da seni lanetlesin istiyorsun çünkü kendine bunu yapacak gücü mezar kazarak tüketmişsin.

O halde tıpkı benim gibisin, tıpkı bindiğin otobüsteki şoför gibisin, tıpkı hepimiz gibisin. Yıllarını bin bir marifet edinmek için çabalayarak geçiren ve sonra ilk günahlarının ağında kendilerini kesip biçen hepimiz gibisin. İnsansın. Varolmaya dayanamadan varolmak için yanıp tutuşan hepimiz gibisin. Sadece insansın. Ortalama, ağlayan, gülen, uykusu gelen, midesi ağrıyan bir insansın. Geçmişini umut edip, geleceğini hatırlayan bir insan. Karbon atomlarından ve protein moleküllerinden türemiş, karbonhidrat tiryakisi, serotonin müptelası bir metabolizmasın, tıpkı benim gibi, gün başladığında ilk gördüğün kişi gibi. Saçların uzuyor, kuyu dibinde ağlıyor, tırnaklarını kesiyorsun. Tıpkı herkes gibi. Buzdolabının önünde bekliyorsun, belki yemek istediğin şey beliriverir diye, böyle hayalcisin. Tanrının varolmadığından emin olacak kadar da gerçekçi. En güzel park yerine sahip olmak isteyen bir yönetici, tuvalet temizleyen bir işçisin. Kömür madenlerinde geçiyor ömrün, sırça kulelerde yediğin yemeklerden sonra. Dehlizler kazıyorsun, adına tünel diyorsun. Balkonda domates kurutuyorsun, tek kanatla uçarım diyorsun. En yüksek zirveye ben gittim deyip en derin kuyuda sen uyuyorsun. İnsansın. Senin de herkesinki boyunda bir amigdalan, bir beyin sapın ve hippokampusun var. Bazen bunlar ne derse onu yapıyorsun, bazen sen ne dersen onlar öyle yapıyorlar. Dünyadaki herkessin, dünyanın hâkimisin, farkına varmak bile istemiyorsun ama yastığın “Niye ben?” diye damlattığın gözyaşlarıyla ıslak. Herkes gibi hayatının üçte birini yatakta geçiriyorsun, yataktan çıkınca onlardan ayrıyım diyorsun. Böyle bilmek istiyorsun, yoksa varolmaya dayanmanın başka bir yolunu bulamıyorsun. Tıpkı benim gibisin, hataları olan, marifetleri olan. Sen bensin, ben oyum, hepimiz aslında bir örneğiz ama bunu kabul edeceğimize kendi damarlarımızı keseriz.

Günah!!! Günahkâr!!! Kimse masum değil. Tıpkı şarkıdaki gibi. “Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkâr”. Sen de öylesin. Ne kişisel bir kurtarıcı gelecek bizi buradan almaya ne de bunu bekleyecek ömrümüz var. Gidelim deyip gidemeyenlerden herkes. Bekleyişin yorgunluğundan gitmeye takati kalmamış kimsenin, ne senin ne benim. Yola çıkmayan yoldaşlar, tütmeyen bacalarız, tükenmeyen kalemler, yatmayan hacılarız.

İlk günahlarımızın koynunda gözdağı ve korku ile uyumaya çalışıyoruz. Başımıza bir avuç su çalacak kimsemiz yok. Günahlarımızı itiraf edelim de içlerinde elleri dizlerinde oturan Tanrı elçileri bizi bağışlasın diye koşacağımız kabinler yok. Başımızı eğip gireceğimiz yüksek kuleli bağışlanma evlerimiz yok. Dizlerimizin üstünde secde edeceğimiz kubbeleri gök niyaz konakları yok. Kendi başımızayız. İhsan benden sana, senden bana; aramızdaki yollar karla kaplı, kızaklarımız paslı. Ben senim, sen bensin. Mağfiret içimizde, haberimiz yok. Gören gözümüzde perde, tutan elimizde eldiven. Yolun başındayız, yoldan başka gidecek yerimiz yok. Sen benimsin, ben senin.

Popularity: 12% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın