Falıma Baktım, Sen Yoktun
September 15th, 2008 at 1:02 pm (Mahrem)
Haklısın. Kim inanır başka birini senin için bıraktığıma! Haklısın elbet. Kim seni - nihayetinde milyarlarca kişi arasından biri- dünyadaki herkese tercih eder ki? Hem niye etsin ki! Yarışır vaziyette, içerde sevişirken dışarıda kim bilir neler kaçırıyorum diye endişe edilen bir zamanda, kim kimi umuda ihtiyaç duymadan bekler ki! Niye yapsın ki!
Haklısın evet. Ben yaptım. Yaptım ve bunun ne vicdan yükünü ne karşılıksızlığını ne de imanının bedelini bir başkasının sırtına yıktım. Ben bekledim, ben kaybettim, ben kazandım. Yıllar sonra bugüne yeniden baksam, yine aynılarını yaparım. Biliyorum. Ben, iman sahibi insanım. İman edenin, yolundan dönme şansı yoktur. İhtiyacı da.
Ne söz verdiğim gibi teras katının kenarlarını çiçeklerle donattım ne de akşam bir kadeh de senin şerefine içtim. Ne tavandaki kancayı ne de cebimdeki çakıyı hatırladım. Ne senin için yas tuttum ne de kendim için. Bizans’ı düşündüm ara sıra. Son yazlık sarayının önünden geçerken, seni anımsadım. Sarayın bahçesine diktiğin şeftali büyüdü mü diye meraklandım geçenlerde. Sonra hemen unuttum. Unutuverince öyle birden, kaygı kaldı içimde bir tek. Neyi unuttuğunu hatırlamayınca kaygılanıyor insan. Ne garip.
Ve ne garip ki seninle, kötürüm iki köpek gibiyiz. İkimiz de topal. Aksayan sekiz ayak. Kimi önde, kimi arkada. Asla uygun adım gidemeyen. Yazının başıyla sonu bir araya gelecek birazdan.
Sana çiçek aldıydım. Suya koymayı unutmuşum. Fark ettiğimde kitabımın arasındaydılar. Üzerine yayıldığımız çimenlerin arasından, “Bu onun kucağına yatarken gördüğüm ilk çiçek;” diyerek usulca öldürdüğüm mor çiçeğin yanından çıktılar. Bu ilkti, bu da son. Seviyor, sevmiyor… Fal açık. Kahve telvesi deyip geçemezsin. Papatyanın yaprakları koparıp saymaya uygundur deyip dalga geçemezsin. Kan, tuzlu ve kırmızı renkli bir sıvıdır diyemezsin.
Bu sabah kahve içerken, evin karşısını göremediğimi fark ettiğimde baharın geldiğini anladım. Evin önünde bir ağaç varmış meğer. Yaprakları çıkmış. Kış geçmiş demek ki dedim. Sonra kahve taşıyor diye yerimden fırladım. Kahve fincanı yere düştü. Canım sıkıldı. Bir sigara yakayım dedim; ağzımda yananın közü yere düştü. Közün kilimi usul usul eritmesini izledim. Ateş, dedim, insanı böyle için için eritir. Ağır aksak, vücutta sabit eser bırakarak.
Popularity: 19% [?]


yudit şöyle yorumlamış:
November 10th, 2008 at 1:34 am
Beklersin, ve kaybedersin, ve dünyaya bir daha gelsen kendini yine aynı bokun içine sokarsın, imanlısın, kabul, ama baharın geldiğini fark etmeye devam ettikçe, hala fallardan medet umdukça, yanık izlerinin kıymetini bildikçe kabul, onlarsız saf mazoşizmden ibaret oluveriyor tercih de aşk da seviş de…