Başkası(n)

the-other-2.jpgEkrem Düzen

İnsan, nihayet başkalarından dolaşarak yine kendine gelebilir, bu kendine geliş için onlarca kendinden geçiş bedeli ödemiş olmak kaydıyla. Sen başkasın. Sen sormadın, onlar da söylemediler. Lakin her zaman bir işgüzar, bir malumatfuruş, bir ukala, bir dangalak bulunur -sorulmamış soruların yanıtlarını verme heveslisi. Böyleleri cebinde taşır o yanıtları, o yankıları. Onlar, kırık aynalar olarak gelmişlerdir dünyaya. İşleri budur, görevleri vardır; o kırık parçalardan bir bütün resim yapıp gösterirler dünya âleme ki bir gün kendileri de başka olabilsin; bir kibrit çakımının ömrü kadar bile olsa kırık bir ayna parçasından öteye varolabilsin.

Başkasın. Çünkü başkasının olmak istediği şeysin -olmaya cesaret edemediği. Sana rastlayınca iştahları kabarır. Hemen oracıkta çiğ çiğ yemek isterler. Düşmanının kalbini söküp yiyen vahşi gibi -onun cesaretini ve gücünü elde etmek ve bu sayede ondan daha cesur ve güçlü olmak için. İşte bu da bizim vahşi geçmişimize sadakat nişanımız: ‘Başka’ olanı bul ve onu ye. Kendiliğinden cesaret ve güç sende yok ya, ama işte onda hazır hepsi birden var ya, zahmet etme, çök başına, kandır tatlı sözlerle, âşık ol, aşık et, yeter ki onu ye, ve senin olsun ki sen artık o başkası ol.

Başkasın. Çünkü insan kendisi olmaya dayanamaz. İnsan eksiktir, zayıftır, cılızdır, çirkindir ve pistir. Hiçbir insanın aklı kendine yetmez. Oysa ‘başkası’ ne de güzeldir, temizdir, güçlüdür, kuvvetlidir, tamdır. Başkası çok akıllıdır, çok zekidir, çok duyarlıdır, çok çok çok bir şeydir. Onu al. Onu kendine mahkûm et. Yolu ne olursa olsun. İster savaşta esir al ister aşkta. Yeter ki ona sahip ol. Ona sahip olmazsan asla kendin olamayacaksın. Ona sahip olmazsan asla kendi olduğun şeye katlanamayacaksın.

Başkasın. Çünkü insan asla başkası olamaz. Kimi yerse yesin, kime sahip olursa olsun. Çünkü insan, ancak kendisi başka bir şeye dönüşürse başkası olabilir. Kölelerin gardiyanları da parmaklıklar ardındadır. Ve zihinleri de hep köleleriyle meşguldür. Özgürlük, insan için zorunluluktur. Ve özgürlük, olduğun şeyden başka bir şeye dönüşmektir. Gardiyanlar, dönüşemez. Köleler ise her an başkaldırabilirler. Özgürlük, olduğun şeye başkaldırmakla başlar ve cüretle devam eder. Cüretkâr olmayan, başkası olamaz.

Başkasın. Çünkü benim özgürlüğümsün.

Popularity: 24% [?]

4 yorum »

  1. Ergün Özkan şöyle yorumlamış:

    September 11th, 2008 at 12:32 pm

    ‘Başkasın…’ Kime göre ?… Başkasın… Başkalarından gerçekten ayrı mısın ? Yoksa o bir sanrı mı ? Salt kendisi olanlar, nitelikçe de nicelikçe de çok az. İnsan kendisi olmaya dayanamaz mı, korkar mı kendisi olmaktan ? Belki de kendisi olduğunda yapayalnız kalmaktan korkar. Bir dayanağa, bir tutamağa ihtiyaç duyar. Onun için de salt kendisi olmasını engelleyen etkenler vardır önünde. Ozan Petrarca, De Vita Solitaria adlı yapıtında, yalnızlığın erdeminden söz eder. Mutluluğun iç ve dış etkilerden kurtulmakla, bağımsız olmakla, bundan ötürü de yalnız yaşamakla sağlandığını söyler. Schopenhauer de, “insan ancak kendi kendisiyle kalınca tam bir uyum içinde olabilir. Dostuyla da sevgilisiyle de bu uyumu sağlayamaz. Bundan ötürüdür ki gençliğin en önemli dersi yalnızlığa katlanmayı öğrenmek olmalıdır. Toplum içinde yaşama eğilimi çok tehlikeli ve çok zararlıdır. Ahlak yönünden kötü ve akıl yönünden yetersiz, ahmak kişilerle ilişki kurmak zorunluluğunu getirir.” ( Felsefe Ansiklopedisi. Orhan Hançerlioğlu.)
    Antik Çağ Yunan toplumunun soylularına ve entellektüellerine göre bir hayli kalabalık olan köleler ‘başkası’ydı. Ve entellektüellerin önde gidenleri bile, o ‘başkaları’ nın yerine, kendilerini koymaktan uzak durmuşlardı. Sokrates ve diğerleri, özellikle Aristoteles, yaşamları boyunca ” mutluluk(Eudaimonismos) nedir? ” sorunuyla uğraşmışlar da o başkalarının sosyal durumları olan (Kölelik nedir ? ) sorusuyla ilgilenmemişlerdir. Kendisi olmaktan başkası olmaya doğru evrilmemiş mi insanlık ? Bence insan aynı zamanda hem kendisi hem başkasıdır. Başkasından kendisine; kendisinden başkasına döner durur. Sizce Sokrates’in karısı Ksantippi, fallokratik bir toplumda, tarihçilerin ve de ansiklopedilerin dedikleri gibi gerçekten ‘eli maşalı, şirret, huysuz bir kadın mıydı ? Dünyanın en zeki dahilerinden birinin karısı olabilmiş bir insan, o günün koşullarına ve de ölçülerine göre tartışılmaz derecede ‘başkası’ değil miydi ? Ne yüreklilik ?…

  2. ekremduzen şöyle yorumlamış:

    September 16th, 2008 at 12:17 am

    Sosyoloji-tarih çözümleme düzeyinde yorumlanabilecek ‘öteki’ kavramıyla psikoloji düzeyinde yorumlanabilecek ve ‘ben-olmayan ama bana dair’ anlamına gelecek ‘başkası’ kavramını ayrıştırmalı. Hele fenomonoloji düzlemindeki ‘ben olan başkası’ kavramını bu ikisinden de ayrı tutmalı. Aksi halde hepsine ‘felsefi kavram’ muamelesi yapma tehlikesi baş gösterir. Buradaki ‘başkası’ ‘öteki muamelesi yapılmadan anlaşılmaya, içerilmeye çalışılmış bir ‘ben olan başkası’. Bu yönüyle burada -lojik çözümlemeler boşa düşürülmek istenmiştir. Varsa, olabiliyorsa, ‘nesne’ etmeden bir muamele biçimi, işte biz onun peşindeyiz.

  3. özgür erbaş şöyle yorumlamış:

    September 19th, 2008 at 5:05 pm

    Haddim olmayarak: “Şirret, eli maşalı ve huysuz” tabirlerinin bizzat “fallokratlarca” (erkek ya da kadın) türetilip kullanıldığını anımsatmak isterim. Kaldı ki “fallokratik” toplumlarda, kadınlar birilerinin “karısı”, “anası”, “bacısı”, kızı” olarak anılırlar. Bunun dışında “zeki dahiler” de içinde yaşadıkları toplumun parçasıdırlar. Her ne kadar onu ileri taşımak amacı gütseler de… Hele sözkonusu toplum, kadını kölelerle birlikte, “yurttaş” saymayan bir toplumsa, baldıran içerek ölümü göğüslemek kadar zor olsa gerek bazı şeyler.

    Toplamda, Ekrem’in yazdığından ben kabaca “kendini, kendi hayvanına yedirtmeden, insan olunamayacağı” fikrini çıkarıyorum. Bunun da -belki biraz zorlamayla- kendine dışardan bakabilmekten geçtiğine ve dahi (-a kısa, -i uzun) “başkasını” (dilerseniz Mevla’yı) ararken, onu arzularken “yanıp, kül olmaktan” belki de…

  4. Yudit Namer şöyle yorumlamış:

    September 27th, 2008 at 8:47 pm

    Giuseppe Mascoli’nin dediği gibi, “Özgürlüğü yalnızca doğru kişi tarafından kelepçelenmemiş olanlar sever” belki de… Mahkumiyetin tatlılığı kaç kişiyi özgürlüğünden etmiştir, başkalaşmaya çalışırken başkasında kayboluş kaç kişinin başına gelmiştir? Bu tuzağa düşmemenin bir yolu olmalı, en azından kelepçenin anahtarı yatağın başucunda durmalı…

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın