<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Başkası(n)</title>
	<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/</link>
	<description>Eleştirel Düşüncenin ve Sanatın Mabedi</description>
	<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:59:01 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Yudit Namer</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-415</link>
		<dc:creator>Yudit Namer</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2008 18:47:51 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-415</guid>
		<description>Giuseppe Mascoli'nin dediği gibi, "Özgürlüğü yalnızca doğru kişi tarafından kelepçelenmemiş olanlar sever" belki de... Mahkumiyetin tatlılığı kaç kişiyi özgürlüğünden etmiştir, başkalaşmaya çalışırken başkasında kayboluş kaç kişinin başına gelmiştir? Bu tuzağa düşmemenin bir yolu olmalı, en azından kelepçenin anahtarı yatağın başucunda durmalı...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Giuseppe Mascoli&#8217;nin dediği gibi, &#8220;Özgürlüğü yalnızca doğru kişi tarafından kelepçelenmemiş olanlar sever&#8221; belki de&#8230; Mahkumiyetin tatlılığı kaç kişiyi özgürlüğünden etmiştir, başkalaşmaya çalışırken başkasında kayboluş kaç kişinin başına gelmiştir? Bu tuzağa düşmemenin bir yolu olmalı, en azından kelepçenin anahtarı yatağın başucunda durmalı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: özgür erbaş</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-403</link>
		<dc:creator>özgür erbaş</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 15:05:43 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-403</guid>
		<description>Haddim olmayarak: "Şirret, eli maşalı ve huysuz" tabirlerinin bizzat "fallokratlarca" (erkek ya da kadın) türetilip kullanıldığını anımsatmak isterim. Kaldı ki "fallokratik" toplumlarda, kadınlar birilerinin "karısı", "anası", "bacısı", kızı" olarak anılırlar. Bunun dışında "zeki dahiler" de içinde yaşadıkları toplumun parçasıdırlar. Her ne kadar onu ileri taşımak amacı gütseler de... Hele sözkonusu toplum, kadını kölelerle birlikte, "yurttaş" saymayan bir toplumsa, baldıran içerek ölümü göğüslemek kadar zor olsa gerek bazı şeyler.

Toplamda, Ekrem'in yazdığından ben kabaca "kendini, kendi hayvanına yedirtmeden, insan olunamayacağı" fikrini çıkarıyorum. Bunun da -belki biraz zorlamayla- kendine dışardan bakabilmekten geçtiğine ve dahi (-a kısa, -i uzun) "başkasını" (dilerseniz Mevla'yı) ararken, onu arzularken "yanıp, kül olmaktan" belki de...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Haddim olmayarak: &#8220;Şirret, eli maşalı ve huysuz&#8221; tabirlerinin bizzat &#8220;fallokratlarca&#8221; (erkek ya da kadın) türetilip kullanıldığını anımsatmak isterim. Kaldı ki &#8220;fallokratik&#8221; toplumlarda, kadınlar birilerinin &#8220;karısı&#8221;, &#8220;anası&#8221;, &#8220;bacısı&#8221;, kızı&#8221; olarak anılırlar. Bunun dışında &#8220;zeki dahiler&#8221; de içinde yaşadıkları toplumun parçasıdırlar. Her ne kadar onu ileri taşımak amacı gütseler de&#8230; Hele sözkonusu toplum, kadını kölelerle birlikte, &#8220;yurttaş&#8221; saymayan bir toplumsa, baldıran içerek ölümü göğüslemek kadar zor olsa gerek bazı şeyler.</p>
<p>Toplamda, Ekrem&#8217;in yazdığından ben kabaca &#8220;kendini, kendi hayvanına yedirtmeden, insan olunamayacağı&#8221; fikrini çıkarıyorum. Bunun da -belki biraz zorlamayla- kendine dışardan bakabilmekten geçtiğine ve dahi (-a kısa, -i uzun) &#8220;başkasını&#8221; (dilerseniz Mevla&#8217;yı) ararken, onu arzularken &#8220;yanıp, kül olmaktan&#8221; belki de&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: ekremduzen</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-398</link>
		<dc:creator>ekremduzen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2008 22:17:36 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-398</guid>
		<description>Sosyoloji-tarih çözümleme düzeyinde yorumlanabilecek 'öteki' kavramıyla psikoloji düzeyinde yorumlanabilecek ve 'ben-olmayan ama bana dair' anlamına gelecek 'başkası' kavramını ayrıştırmalı. Hele fenomonoloji düzlemindeki 'ben olan başkası' kavramını bu ikisinden de ayrı tutmalı. Aksi halde hepsine 'felsefi kavram' muamelesi yapma tehlikesi baş gösterir. Buradaki 'başkası' 'öteki muamelesi yapılmadan anlaşılmaya, içerilmeye çalışılmış bir 'ben olan başkası'. Bu yönüyle burada -lojik çözümlemeler boşa düşürülmek istenmiştir. Varsa, olabiliyorsa, 'nesne' etmeden bir muamele biçimi, işte biz onun peşindeyiz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyoloji-tarih çözümleme düzeyinde yorumlanabilecek &#8216;öteki&#8217; kavramıyla psikoloji düzeyinde yorumlanabilecek ve &#8216;ben-olmayan ama bana dair&#8217; anlamına gelecek &#8216;başkası&#8217; kavramını ayrıştırmalı. Hele fenomonoloji düzlemindeki &#8216;ben olan başkası&#8217; kavramını bu ikisinden de ayrı tutmalı. Aksi halde hepsine &#8216;felsefi kavram&#8217; muamelesi yapma tehlikesi baş gösterir. Buradaki &#8216;başkası&#8217; &#8216;öteki muamelesi yapılmadan anlaşılmaya, içerilmeye çalışılmış bir &#8216;ben olan başkası&#8217;. Bu yönüyle burada -lojik çözümlemeler boşa düşürülmek istenmiştir. Varsa, olabiliyorsa, &#8216;nesne&#8217; etmeden bir muamele biçimi, işte biz onun peşindeyiz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Ergün Özkan</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-391</link>
		<dc:creator>Ergün Özkan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2008 10:32:44 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/03/baskasin/#comment-391</guid>
		<description>'Başkasın...'  Kime göre ?...  Başkasın... Başkalarından gerçekten ayrı mısın ?  Yoksa o bir sanrı mı ?  Salt kendisi olanlar, nitelikçe de nicelikçe de çok az. İnsan kendisi olmaya dayanamaz mı, korkar mı kendisi olmaktan ?   Belki de kendisi olduğunda yapayalnız kalmaktan korkar. Bir dayanağa, bir tutamağa ihtiyaç duyar. Onun için de salt kendisi olmasını engelleyen etkenler vardır önünde.  Ozan Petrarca, De Vita Solitaria adlı yapıtında, yalnızlığın erdeminden söz eder. Mutluluğun iç ve dış etkilerden kurtulmakla, bağımsız olmakla, bundan ötürü de yalnız yaşamakla sağlandığını söyler. Schopenhauer de, "insan ancak kendi kendisiyle kalınca tam bir uyum içinde olabilir. Dostuyla da sevgilisiyle de bu uyumu sağlayamaz. Bundan ötürüdür ki gençliğin en önemli dersi yalnızlığa katlanmayı öğrenmek olmalıdır. Toplum içinde yaşama eğilimi çok tehlikeli ve çok zararlıdır. Ahlak yönünden kötü ve akıl yönünden yetersiz, ahmak kişilerle ilişki kurmak zorunluluğunu getirir."  ( Felsefe Ansiklopedisi. Orhan Hançerlioğlu.) 
         Antik Çağ Yunan toplumunun soylularına ve entellektüellerine göre bir hayli kalabalık olan köleler 'başkası'ydı. Ve entellektüellerin önde gidenleri bile, o 'başkaları' nın yerine, kendilerini koymaktan uzak durmuşlardı. Sokrates ve diğerleri, özellikle Aristoteles, yaşamları boyunca " mutluluk(Eudaimonismos) nedir? " sorunuyla uğraşmışlar da o başkalarının sosyal durumları olan (Kölelik nedir ? ) sorusuyla ilgilenmemişlerdir. Kendisi olmaktan başkası olmaya doğru evrilmemiş mi insanlık ?  Bence insan aynı zamanda hem kendisi hem başkasıdır. Başkasından kendisine; kendisinden başkasına döner durur. Sizce Sokrates'in karısı Ksantippi, fallokratik bir toplumda, tarihçilerin ve de ansiklopedilerin dedikleri gibi gerçekten 'eli maşalı, şirret, huysuz bir kadın mıydı ?  Dünyanın en zeki dahilerinden birinin karısı olabilmiş bir insan, o günün koşullarına ve de ölçülerine göre tartışılmaz derecede 'başkası' değil miydi ?  Ne yüreklilik ?...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Başkasın&#8230;&#8217;  Kime göre ?&#8230;  Başkasın&#8230; Başkalarından gerçekten ayrı mısın ?  Yoksa o bir sanrı mı ?  Salt kendisi olanlar, nitelikçe de nicelikçe de çok az. İnsan kendisi olmaya dayanamaz mı, korkar mı kendisi olmaktan ?   Belki de kendisi olduğunda yapayalnız kalmaktan korkar. Bir dayanağa, bir tutamağa ihtiyaç duyar. Onun için de salt kendisi olmasını engelleyen etkenler vardır önünde.  Ozan Petrarca, De Vita Solitaria adlı yapıtında, yalnızlığın erdeminden söz eder. Mutluluğun iç ve dış etkilerden kurtulmakla, bağımsız olmakla, bundan ötürü de yalnız yaşamakla sağlandığını söyler. Schopenhauer de, &#8220;insan ancak kendi kendisiyle kalınca tam bir uyum içinde olabilir. Dostuyla da sevgilisiyle de bu uyumu sağlayamaz. Bundan ötürüdür ki gençliğin en önemli dersi yalnızlığa katlanmayı öğrenmek olmalıdır. Toplum içinde yaşama eğilimi çok tehlikeli ve çok zararlıdır. Ahlak yönünden kötü ve akıl yönünden yetersiz, ahmak kişilerle ilişki kurmak zorunluluğunu getirir.&#8221;  ( Felsefe Ansiklopedisi. Orhan Hançerlioğlu.)<br />
         Antik Çağ Yunan toplumunun soylularına ve entellektüellerine göre bir hayli kalabalık olan köleler &#8216;başkası&#8217;ydı. Ve entellektüellerin önde gidenleri bile, o &#8216;başkaları&#8217; nın yerine, kendilerini koymaktan uzak durmuşlardı. Sokrates ve diğerleri, özellikle Aristoteles, yaşamları boyunca &#8221; mutluluk(Eudaimonismos) nedir? &#8221; sorunuyla uğraşmışlar da o başkalarının sosyal durumları olan (Kölelik nedir ? ) sorusuyla ilgilenmemişlerdir. Kendisi olmaktan başkası olmaya doğru evrilmemiş mi insanlık ?  Bence insan aynı zamanda hem kendisi hem başkasıdır. Başkasından kendisine; kendisinden başkasına döner durur. Sizce Sokrates&#8217;in karısı Ksantippi, fallokratik bir toplumda, tarihçilerin ve de ansiklopedilerin dedikleri gibi gerçekten &#8216;eli maşalı, şirret, huysuz bir kadın mıydı ?  Dünyanın en zeki dahilerinden birinin karısı olabilmiş bir insan, o günün koşullarına ve de ölçülerine göre tartışılmaz derecede &#8216;başkası&#8217; değil miydi ?  Ne yüreklilik ?&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
