Megalomani

megalomani01.jpgYudit Namer

Sevgili,
Dudakları ne aradığını bilmezdi gece karanlığında; bulunca benimkileri her seferinde şaşırır, taptaze bir tutkuyla öperdi uykuya dalarken yüzünün gerisi. Mahmur, hınzır gözleri hiç ele vermezdi dudaklarımın unutulmuşluğunu sabahları; yeni dudaklar bulmaya hazır, çıkardı hayatımdan her gün aceleyle.

Her geri dönüşü sürpriz, Sevgili,
Dünü, yarını yoktu. Anlamazdı dünlerimi, yarınlarımı. Bir boşlukta yaşar, elimi uzattığımda hiçbir şey sormadan düzlemime gelir, yorulunca kirpikleri, gözlerini kırpıştırmadığı boşluğuna geri dönerdi. Onu özlerdim dünlerimde, yarınlarımda. Gidişi boşluğum olurdu.

Sevgili,
Çiçek sevmezdi. Öleceklerini bildiği için üzülür, çürüyüşlerini gördükçe kendi soluşunu sorgulardı. Ona çiçek almadan duramazdım.

Solgun, Sevgili,
Isısını etrafına dağıtır, kokusunu saklardı herkeslerden. Yastığımın üzerinde dikdörtgenler bırakırdı bazen kokusuyla, bilmezdi. İçimdeki prizmaları ışığa tutmak isterdim, çıkarmazdım ama dışarı, saklılığına saygımdan. Korkumdan bir de…

Sevgili,
Yol kokardı. Saçlarını içime çekince gün haritası çıkardı önüme. Yürüdüğü sokakları, oturduğu kapı önlerini, dişlediği elmaları, ortak olduğu sigaraları, dokunduğu yüzleri, çiğnediği bakışları süzer, taşırdı üzerinde gün boyu. Saçlarını yıkadığında günü de akardı belinden aşağı, taşımazdı hiçbir günlük kalıntıyı, kalıntılar gereksizdi. Her gece yıkandıktan sonra saçlarına sımsıkı sarılır, zaman kazanırdım.

Sevgili,
Küçücüklüğüne zıttı elleri, hevesleri gibi. İstese yüzümü alabilirdi bir avucunun içine. İstese ömrümü alabilirdi avucunun içine. İstemedi.

Sevgili,
Heveslerine daldığında kimseleri görmezdi gözleri. Ayaklarıma basar geçerdi. Topalladığımı fark ettiğinde alnını kırıştırarak bakardı yüzüme; anlamazdı topallamayı, ayakları acımazdı onun. Geçsin isterdi, yanında onunla aynı hızla yürüsünler isterdi, heveslerine aynı heyecanı duysunlar, anlatırken yüzlerine acı inmesin isterdi. Dokunsa geçerdi oysa.

Can acısı nedir bilmeyen, Sevgili,
Birleşince insan şeklini alan ışık taneciklerinden oluşmuştu sanki. Güldüğünde parlardı. Hayatının peşinde koştuğunda – başka hiçbir şeyin peşinden koşmadı da zaten – gözlerim kamaşır, takip edemezdim adımlarını. Üzerinden atlayamadığı bir engel çıktığında, koşamadığında dolardı hemen gözleri, taşıyamazdı kirpikleri gözyaşlarını, dururdu, koşmuşluğu yiterdi. Kahrolurdum.

Kahrolmayı yokluğuna yeğlediğim, Sevgili,
Söylemedi sıkıntısını hiç. Alt dudağını ısırdı onun yerine; yanağının içini oydu; saçlarını karıştırdı; yüzünü kırıştırdı; başparmağını sıkıştırdı tokasıyla parmağı morarana kadar; ellerini sakladı bacaklarının altına otururken parmakları kıpkırmızı olana kadar. Sustum.

Sevgili, kanatlanarak gider sanmıştım, kanadından tutar yakalarım sanmıştım. Sevgili, buz olur, erir, buharlaşarak gider sanmıştım, onu soğutur, dondurur, tutarım sanmıştım. Sevgili, solar gider sanmıştım, sulasam kalır sanmıştım. Sevgili, ışık tanelerine ayrılır gider sanmıştım, onu prizmaya sokar, ışına dönüştürürüm sanmıştım. Sevgili, boşluğunda yiter sanmıştım, elinden çeksem kalır sanmıştım. Sevgili yürüdü, yürüdü, kapıyı arkasından çekip çıktı. Durduramadım.

Acısına göz yumduğum, gidişine göz yumduğum, Sevgili,
Her şey kabulüydü. Onu beceriksizce sevişim bile.

Popularity: 21% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın