TARTIŞMA (3): PKK Ekseninde Terör Sorunu
February 12th, 2008 at 2:58 am (TARTIŞMALAR)

PKK ekseninde ortaya çıkan terör sorunu, Kürt sorunundan bağımsız ele alınabilir mi ya da alınmalı mı? Bu tür bir analiz, sorunun çözümünde yeni olasılıkların belirmesine yardımcı mı olur; yoksa, çözümsüzlüğü besleyecek entelektüel rasyonalizasyonlar listesine bir çentik daha atmakla mı ibaret kalır etkisi?
Soruları uzatmak mümkün. Konuyu, Yorumlayanlar’ın TARTIŞMALAR gündeminin üçüncü sırasına taşıyan sizlersiniz. O halde buyrun… Görelim, kanayan bir yaraya merhem olacak nitelikte ne tür tahlilleriniz, teşhisleriniz ya da önerileriniz var.
Popularity: 43% [?]

Kerem Kandemir şöyle yorumlamış:
February 12th, 2008 at 5:06 am
Son zamanlarda, dünya ve memleket meselelerini masaya yatırdığımız dost meclislerimizde, bir tespit öne çıkmaya başladı: PKK terörü işe yaradı!
Bu korkunç tespitin (”awful truth” mealinde) açılımı, özetle şöyle: PKK terörünün ele başları, terör yoluyla, amaçladıklarının bir kısmının gerçekleşmesini sağladılar. Bir başka ifadeyle, terör, -kısmen de olsa- kazanımlar elde etti. Daha doğrusu, terör ödüllendirilmiş oldu; kazandırıldı…
Bundan daha kötüsü olabilir miydi, diye düşünüyorum; terörü bir yöntem olarak kullanan PKK odaklarının, -bu yolla- tüm amaçlarına ulaşması, elbette daha kötü olurdu.
İyimser bir okumayla, birileri çıkıp, “Teröristlerin taleplerinin bir kısmını karşılanmasıyla, esasen, daha büyük kimi taleplerinin (ayrı bir devlet kurmak gibi) önüne geçilmiş oldu.” diyebilir. Lakin, bu yorum gerçeği belli oranda yansıtsa bile, şu sorularla yüzleşmemiz gereğini ortadan kaldıramıyor: Değdi mi? Engel olduğumuz şeyler, teröre -kısmi de olsa- kazandırmamıza değdi mi? Daha da acısı, teröre kazandırarak, -artık- her neyi elde ettiysek, bunları, teröre kazandırmadan da elde etmemizin başka yolları yok muydu?
Kimilerinizin, “Bu adam, neden bahsediyor böyle?” demeye başladığını duyar gibiyim (psikotik de olabilir tabii, durumum). Daha da ileri gitmeden, kullandığım bazı kavramlara açıklık getirmek, operasyonel olarak içlerini doldurmak istiyorum:
Anımsamaya çalışalım; PKK ve terörü ortaya ilk çıktığında, Türkiye tablosu neye benzemekteydi? Benim ilk aklıma gelenler, “Kürt” kelimesinin dillendirilmesinin dahi yasak olduğu… “Kürt diye bir şey yoktur; dağ Türklerine, karda yürürken çıkardıkları sesler yüzünden (kart-kurt) Kürt denmiştir.” tezi… Tez kavramına da hakaret etmiş oluyoruz aslında ama bu akıl almaz inkar politikasını sergilemesi açısından, önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum.
“Kürt halkı” ifadesini kullananlar hapislerde çürütüldü. Kürtçe diye bir dilin olmadığı, Türkçe’nin (ya da başka kimi dillerin) bir lehçesi olduğu söylendi. Kürtçe konuşmak yasaktı.
Bugünse çok farklı bir tablo var önümüzde: Kürt realitesi tanındı (devlet büyüklerimiz tarafından, inkar politikasından vaz geçildiği manasına geliyor, herhalde). “Kürdüm.” demek, Kürtçe konuşmak, yazmak serbest. TRT’de kürtçe programlar dönüyor. Bireysel hakların da ötesinde, topluluk haklarından (kültürel haklar çerçevesinde) konuşulur oldu.
Tüm bunlar, kurumsal olarak PKK’nin talepleri arasındaydı. Terör suretiyle kazanılanlardan kastım işte bunlar…
Haklı olarak, şu tür itirazlar gelebilecektir:
1-) “Kardeşim, bunlar oldu da, kötü mü oldu? Yasaklara, inkar politikalarına devam mı edilseydi yani?”
2-) “Kardeşim, tüm bunlar yapıldı da, sen niye bunları teröristlerin kazanım hanesine yazıyorsun ki? Bunlar insanlarımız bunlara layık olduğu için yapılmadı mı? Temel hak ve özgürlükler, demokratikleşme adına yapılmadı mı bunlar (bir alternatif de, “AB istedi diye yapmadık mı, bütün bunları?” olabilir)?
Sırayla yanıtlamaya çalışayım:
1-) Bence iyi oldu, muhtelif yasaklardan ve inkar politikasından vazgeçilmesi. İçerikleri itibarıyla yapılanlara bir itirazım yok zaten. Aksine, yıllarca izlenenmiş olan bu yasakçı/inkarcı politikaları, insanlık suçu (hukuki değil; ahlaki anlamda) olarak görüyorum. Lakin, benim derdim, daha ziyade, bütün bu iyileştirmelerin (hakların iadesinin, demek gerekir) NİYE ve nasıl yapıldığıyla ilgili.
2-) Malesef, bütün bu sözünü ettiğimiz değişimlerin, niye yapıldığını anlayabilmek için “niyet/zihin okuma” yeteneğine sahip olmak gerekmiyor. Basit, mantıksal çıkarımlarla, bunların iyi niyetle, Türkiye’de yaşayanların özgürlük alanlarını genişletmek, zaten temel ve vazgeçilmez olması gereken haklarını iade etmek falan için yapılmadığını anlayabiliyorum.Hatta, en hicap verici ifadesiyle, “AB istedi.” diye yapılmadığını görüyorum. Halbuki ben ona da razıydım. Keşke, hiç olmzsa, “AB istedi diye yaptık.” diyebilecek konumda olsaydık.
Malesef, malesef ve yine malesef (artık, ne kadar esef duyduğumu tahmin edin), bunlar, büyük ölçüde, PKK terör yapıyor diye, PKK terör yaptığı için, PKK terörünü azaltmak/hafifletebilmek için yapıldı.
Yüzleşmemiz gereken korkunç gerçek bu…
Basiretsiz yöneticilerimizin vukuftan yoksun siyasetçilerimizin bizi karşı karşıya bıraktığı “teröre kazandırmak” gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Aksi takdirde, teröre kazandırmaya devam edecekler, korkarım ki…
Farkındayım, “Nereden çıkarıyorsun böyle olduğunu?” sorusu yanıtlanmadı henüz. Utanarak, izah edeyim:
Türkiye’de, terör yapmayan, şiddete falan hiç bulaşmamış guruplar. Muhtelif azınlıklar (bunların bir kısmı hukuki anlamda olmasa da sosyolojik anlamda azınlıklar. Siyasetçilerimizin anlayamadığı basit farklardan biri)… Aleviler, Ermeniler, ve benzeri dini/etnik azınlıklar…
Şimdi ben size soruyorum: Son yirmibeş yılda, bunlar için ne yapıldı? Bunlara, ilaveten ne hak verildi ya da hangi hakları iade edildi?
1-) Diyanet, Alevilerin de gereksinimlerini karşılayacak şekilde, adil bir şekilde yapılansaydı ve çalışsaydı ne olurdu?
2-) Ermeni vakıflarının mallarına, mülklerine el konulup durulmasaydı, mülk edinmeleri engellenmeseydi, el konulan mülkleri iade edilseydi ne olurdu?
3-) Patrikhane’nin ekümeniklik vasfını yokumsamak için bir taraflarımızı yırtmaktan vazgeçseydik ne olurdu?
4-) Ruhban Okulu’nu açsaydık, üç beş Rum çocuk gidip okusaydı ne olurdu?
Listeyi dilediğiniz kadar uzatabiliriz. Bunlar, ilk anda aklıma gelenler… -Allah zeval vermesin- devletimizin kendi insanına reva gördüklerinin bini bir para…
Ne olurdu yani? Ne kaybederdik? İncilerimiz mi dökülürdü? Var mı bu sualin akli tek bir yanıtı? Tek bir makul gerekçemiz var mıydı; hala yapmamakta var mı?
…………
Şimdi koyun bakayım elinizi vicdanınıza (inşa ettiğim mantık silsilesini takip etseniz bile yeter, gerçi):
Siz korkular, vehimler içinde yüzen (ya da halkı bunlar içinde yüzdürmek seven) bir yönetici/siyasetçi olsaydınız, ulufe dağıtır gibi hak dağıtmaya karar verseydiniz ya da iyi niyetle, memleketimizin insanlarına, layık oldukları muameleyi yapmaya niyet eyleseydiniz, yukarıdaki kısaltılmış listeden, hangi kesimi seçerdiniz? Hangi kesimin özgürlük alanını genişletmeyi, -paranoyalarınız çerçevesinde- daha “az riskli” bulurdunuz?
Daha açık sorayım: Kürtler’den mi başlardınız?
Niye Kürtler’den başlandı? En kolayı, en “az risklisi” onlardan başlamak mıydı?
……………………..
Benim fikrim: Kürtler’in içinden PKK diye bir örgüt çıkıp terör yapmaya başladığı için… Malesef, -halkımız olmasa bile- yönetici elitimiz terörize oldu ve kendini, içlerinde terör yapanların olduğu gurubun ızdırabını dindirmeye öncelik vermek zorunda hissetti.
Şunu diyenler hala olacaktır: “İyi de, ne var ki bunda? Zaten mantıklı olan da bu değil mi?”
Ben de diyorum ki, dünya yıkılsaydı da, yapılan tercihler, teröre pirim verildiği sonucuna götüremeseydi kimseyi… En kötü tercih yapılmıştır. Terörün, siyasi talepleri duyurmakta, öncelikli kılmakta, işlevsel bir yol olduğu kanısı yaratılmış ya da pekiştirilmiştir, zihinlerde.
Daha kötü ne olabilir?
Son olarak, şöyle formüle edeyim: Oyun kuramı çerçevesinde bakarsak, aktörlere, -kelleyi koltuğa koymayı göze aldıkları takdirde- terörün de sonuç alabilecekleri bir yöntem olduğunu öğretmekten daha kötü bir siyaset etme biçimi olabilir mi?
Benim sorum retorik ama yanıtlamak, tartışmak isteyen varsa da, başım, gözüm üstüne…
Ayhan Sutcü şöyle yorumlamış:
March 30th, 2008 at 10:21 am
Uluslararasi hukukta 3 ay icinde bu tür Toplumsal muhalefetler cözülmelidir.Durumun buraya gelmesinde taraflarin elestiri yapmasini bekliyoruz.Her iki tarafin yanlislari nedir?.Bir Dialogun önündeki engel nedir?
Bence iktidar hirsi olanlar Milli ve Dini duygular üzerinde kar(rant) sagliyor.Bu tehlikeli durum AB sürecinde cok puan kaybettiriyor.Bunun biran önce son bulmasi icin 25 yillik uluslarasi Tecrübeme dayanarak aktarmak istiyorum.
Halkin iyi ve serbest bir yasam istegi var .Bunun önü alinmaz.Sosyal ve Kültürel hak aramalar Polis ve asker ile halledilmez.Bu tür siddet ortamlari,bu teknik ortamda artik tutmaz.Onun icin Dialog ortami herkes icin tek cikar yoldur.
ilhan şöyle yorumlamış:
April 25th, 2008 at 8:55 pm
Ahh güzel dostum benim ne güzel yazmışsın dimi…
Herkes kendi dilini konuşsa. okuluna gitse diye
çok uzağa gitmeden LOZAN’la tanımlanan azınlıklara bakalım RUM ve Ermeni’dir,,
Peki Batı trakya da TÜRKLER tanınıyor mu? kendi okullarına gidebiliyorlar mı? Kendi müftülerini seçebiliyorlar mı?
Geçtiğmiz aylarda Yunan yüksek mahkemesi o topraklarda yaşayan TÜRK olmadığı kararını verdiğini biliyor musun?
Peki Türklerin her gün saldırıya uğradığını biliyormusun??
Hayır kulakların kapalı dimi..
duymazsın sahii senin adın neydi BAY YORUMCU!!
Mustafa Kemal’in hemşerisi ve bir BALKAN TÜRK’Ü olarak bu gerçekleri de dile getirmeni isterdim…
Bizimkiler uluslarasarı anlaşmalarda kazanılan hakların tek tek ellerinden alınmalarına rağmen seslernini çıkardılar mı? Ulan bu topraklar 700 yıldır bizim dediler mi? Silaha sarıldılar mı? Bizim köylerimizin bizim kızanlarımızın isimlerini nasıl değiştirirsiniz dediler mi?/ HAYIR
Ya ölümlerimiz kaç bin TÜRK ŞEHİD oldu Balkanlarda biliyor musun??
Aaa pardon onlar Türk dimi..
Kerem Kandemir şöyle yorumlamış:
May 6th, 2008 at 12:11 pm
Diyeceksiniz ki, “ilhan mahlaslı sanal karekterin yukarıdaki sabuklamalarını, sırf kemalizmi eleştirmeye vesile yapmal için yayınlamışsın.”
Hayır, yanılıyorsunuz. Tam da aksine, kemalizmin hakkını yedirtmemek için, bu kepazelerin, görüldükleri yerde madara edilmeleri gereğine inandığım için yayınlıyorum bu yorumları.
Daha önceki yazılarımızda da, defaaten, ırkçıların ve faşistlerin, kemalizmi, kendi pisliklerini (fikir ya da ideoloji diyemiyorum) saçmak etrafa saçmak için bir maske, bir türban, bir paravan olarak kullanmakta olduklarına değinmiştik. Bu iş, sadece “ilhan” gibi sanal zibidilerin yürütmekte oldukları bir faaliyet olsaydı, belki bunları ciddiye almak, cevap vermek bir hata olarak değerlendirilebilirdi. Oysa, yukarıdaki sabuklamalar, bizzat Onur Öymen ve onun CHP’sinin, konuyla ilgili resimi görüşü olarak da hem medyada, hem de mecliste dile getirildi; savunuldu.
Anayasamızda, Atatürk milliyetçiliği tabirine atıf yapılır ve Türklük, bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olmak olarak tanımlanır. Yani, bu ülkede yaşayan ve Lozan’da azınlık olarak nitelenen tüm gayri müslim kesimlere mensup insanlarımız da -anayasamıza göre- Türk vayandaşı, yani Türktür.
Bir insan hem kemalist olduğunu iddia edecek, hem de Atatürk milliyetçiliğine taban tabana zıt, ırkçı ve faşist bir pozisyonu, kemalizm adı altında savunacak…
Nedir o? “Efendim, Yunan devleti, bizim Batı Trakya’da yaşamakta olan soydaşlarımıza (yani kendi Yunan vatandaşlarına) kötü muamele ediyor. O halde, Türk devleti de, kendi Rum asıllı Türk vatandaşlarına, benzer şekilde kötü muamele yapsın. Lozan Antlaşmasındaki karşılıklılık (mütekabiliyet) prensibi çerçevesinde, onlar bizin soydaşlarımıza neyi reva görüyorlarsa, biz de Türkiye’de, kendi vatandaşımıza (onların soydaşlarına) öyle davranalım. Onlar bizim soydaşlarımızın temel haklarını mı gasp ediyor? Biz de aynısını burada kendi vatandaşlarımıza yapalım. Günün birinde, onlar bizim soydaşlarımıza insanca davranırsa, biz de karşılık olarak kendi vatandaşımıza insanca davranabiliriz.”
Onur Öymen’e ve CHP’nin resmi pozisyonuna göre bunun adı da “insancıl yaklaşım”… Traji-komik, ironik ve fevkalade psikotik…
Bunun adı ırkçılıktır. Üstelik, bizim memleketimizde, bundan daha aleni bir ırkçılığa ratlamak da zordur.
Gerçek bir kemalistin, Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde, kendi vatandaşlarının refahını, huzurunu, menfaatlerini, hak ve özgürlüklerini, başka ülkelerin vatandaşlarının çıkarlarının önünde tutması beklenir; değil mi?
Oysa, ilhan gibiler, Onur Öymen ve CHP, vatandaşlık bağına değil ırk/soydaşlık bağına önem, değer ve öncelik veriyor. “Ben, başka memleketlerin vatandaşı olan soydaşlarımın çıkarlarını korumak gerekçesiyle, soydaşım olmayan kendi vatandaşlarıma zulmederim. Doğru ve insancıl yaklaşım budur.” diyor… Sadece demekle de kalmıyor; bu gerekçeyle Vakıflar Yasası’nda, azınlık vatandaşlarımıza yapılmakta olan haksızlıkların bir kısmını gidermeyi amaçlayan değişiklikleri de, iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor.
Buyurun, buradan yakın…
Yahu, illaki ırkçılık, ahlaksızlık yapacaksanız, bari bunu kemalizm adı altında yapmayın. Sezar’ın hakkı Sezar’a: Kemalizm pek çok açıdan eleştirilebilir ama şurası kesin ki, özünde, kesinlikle ırkçı bir ideoloji değildir. Aksine, bir ulus-devlet yaratma projesi olduğu için ırkçılığı dışlayan (Türkiye gibi envai çeşit etnisitenin bulunduğu bir coğrafyada ırkçı mantıkla ulus-devlet yaratamazsınız çünkü) bir ideolojdir.
………………..
Başka devletler ne yaparlarsa yapsınlar, bizim devletimiz, kendi vatandaşlarına, her zaman, en iyi şekilde davranmalıdır. En azından, Atatürk milliyetçiliğini benimsemiş gerçek kemalistler ya da anayasal düzeni benimsemiş bizim gibi yurttaşlar, bu yaklaşımı savunmak zorundadır. Zira, Türklerin haklarını savunmak, T.C. vatandaşlarının haklarını savunmaktır, soyları, sopları, etnik kökenleri ne olursa olsun.
Başka ülkelerin vatandaşı olan soydaşlarımızın hakları için mücadele vermek isteyenler de, bunu yapsın tabii. Bu mücadeleye, soydaş hakları olarak değil de, insan hakları çerçeesinde bakarak, biz de destek veririz.
Lakin, başka memleketlerde yaşayan soydaşlarımızın hakları için mücadele etmek adına, kendi vatandaşlarımıza haksızlığı ve zulmü reva görmek, akılla, mantıkla, ahlakla ve de insanlıkla bağdaşmaz!