Yorumlayanlar.com - Bülten, Mart 2008
February 10th, 2008 at 7:50 pm (Bülten)
Bülten, Mart 2008
Merhaba,
Birçoklarınızın bildiği gibi, yorumlayanlar.com internet dergisi yakın zamanda bir yaşına bastı.
Yorumlayanlar.com internet dergisi, sizlerin de katkısıyla, siyasetten felsefeye, bilimden sanata, ve hatta yemek tariflerine kadar birçok alanda faaliyet gösteren bir eleştirel düşünce platformu.
Aşağıda, yakın zamanlarda yorumlayanlar.com sitesinde yayınlanmış eserlerin bir özetini bulacaksınız. İlgi duyduğunuz yazıların başlıklarına tıklayarak bunları okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar…
===============================================
-
Aşk Eski Bir Yalan, Âdem’le Havva’dan Kalan…
(Ayşegül Sütçü, nam-ı diğer Mutluelma)
-Seni bütün kalbimle seviyorum. -Yalancı! Âdem’in ilk elmayı Havva’nın elinden yemesiyle oldu ne olduysa. Aşk başladı, tutku da, acı da… İnsanoğlunun kafası ilk o lezzetli elmayı yiyip de cennetten kovulmasıyla karıştı. Ve sonra âşıkların kafası hep karışık oldu…
—————————————————————————— -
Laiklik Meselesi
(Ayhan Ulusoy)
Bugün itibariyle Türkiye Cumhuriyeti, her ne kadar bu anayasayla güvence altına alınmış gibi gözükse de, gerçek anlamda laik bir devlet değildir. Bir kere din ve devlet işleri birbirlerinden tamamiyle ayrılmış değildir. Başbakana bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığı ortada durup dururken, Türkiye’nin dört bir köşesine Cuma hutbeleri bu idari merciden dağıtılırken, ve Camilerin imamları devlet memuru statüsündeyken bu ayrımın gerçekten var olduğunu iddia etmek biraz güçtür.
—————————————————————————— -
Türkiye Geri Kalmış bir Ülke midir? Bölüm 1: Okuma-Yazma
(Ekrem Düzen)
‘Geri kalmışlık’ tarihimizle ilgili en ateşli tartışma temalarından biri matbaanın memleketimize üç yüz sene sonra gelmiş olduğudur. Etrafında olup bitenlerle bir parça ilgili pek çok kişi -yüksek öğrenim görmüş ‘duyarlı’ insanlar dâhil- bu olguya atıfta bulunarak geri kalmışlığımızı eğitimsizliğimizle, eğitimsizliğimizi ise geç gelen matbaa yüzünden okur-yazar olamamış nüfusumuzla ilişkilendirir. Çözümlemelerini ve çözüm önerilerini de bu bağlantı temelinde geliştirir. Konunun gerçek uzmanı olan ya da bu olguya ilişkin süreçlere daha sağduyulu bir kuşkuyla yaklaşmış pek küçük bir azınlık dışında meseleye genel yaklaşım budur: Matbaa o kadar geç gelmeyeydi biz de bu kadar geri kalmazdık!
————————————————————-
-
Rehin
(Yudit Namer)
dokun, dokun dün masalında acıttığım yüzüme. kirpiklerim bir asır beklemiş ellerini; ciğerini duyunca koştum ormanında masalının, çarptım tokadına nefesinin; kanadım, doymadım. …
—————————————————————————— -
Naylon Çorap
(Yudit Namer)
sahiplenemediğim kadınlık… tırnakların yırtmasın diye törpülendiği, çorabı yırtınca varlığına sövdüğüm, kapısından içeri sığamadığım, çizen, çürüten, çiğneyen kadınlık…
——————————————————————————
-
Kimlik, Vatandaşlık ve Anayasa
(Ayhan Ulusoy)
Malum, parlamentomuz yeni bir anayasa hazırlığı içerisinde. Bugün sizlerle, bu yeni anayasanın kimlik ve vatandaşlık hususlarında nasıl olması gerektiği üzerine düşüncelerimiz paylaşacağız.
——————————————————————————
-
Hayatla Yaşam Arasında
(Yunus Emre, mahlas)
Sevgili doktorum,
Sık sık gemilerimde yanma hissediyorum…
Söylenmemiş sözlerden geriye kalanlar vuruyor sahillerime,
Vazgeçilmiş anlatımlar vuruyor,
Sahillerim zonkluyor…
——————————————————————————
-
19 Ocak’ta Ne Olmuştu?
(Özgür Erbaş)
Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatırlarınız(mız)da başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı.
——————————————————————————
-
Kabil Nişanı
(Ayça Sağlam)
“Kuş yumurtadan çıkmaya çalışır. Yumurta dünyadır. Her kim doğmak isterse, önce dünyayı yok etmelidir. Kuş tanrıya uçar. Tanrının adı Abraxas’tır.”
——————————————————————————
-
Sophisticated Lady
(Ayşegül Sütçü, nam-ı diğer mutluelma)
Hayatımın hiç bir döneminde akşama ne pişireyim demem gerekmemişti. Ana baba evindeyken bir gün bir fırsat doğmuştu; ancak onda da annemin, ameliyat olmuş yatarken bana detaylıca verdiği tarif üzerine pişirdiğim tel şehriye çorbasını -nedense minyatür spagetti gibi olmuştu- çatalla yemek zorunda kalmasıyla mutfak serüvenim başladığı gün sona ermişti. Şimdilerde de evde haftada bir gün yemek pişirecek olsam sanırım çoluk çocuk ev ahalisi beni gözyaşları içerisinde alkışlarlar.
——————————————————————————
-
Magritte - “İmkansızı Denemek” Üzerine
(Yudit Namer)
O hiç kendine alışamamıştı. Bedenini de adını da kavrayamamıştı. Adını ve bedenini kavrayanları anlayamamıştı. Tek anladığı, içerlemesiydi, aynaya baktığında gördüğüne. Herkes bu kadar aitken adına ve bedenine, içine sinmemesiydi yaradılışı; diğer kadınlar gibi aynaya gülerek bakamamasıydı, kendini boyarken. Savaş boyları sürüp, ad ve beden faşistlerine saldırmayı beklemesiydi.
——————————————————————————
-
Sallama Martı
(Yudit Namer)
Ev, kişinin kendi olabildiği yerdir. Ev insanın rahat olabildiği yer olmak zorunda değildir; kendi olabilmek, hatta salt kendi olabilmek çok sancılı ve gayet de rahatsız bir süreç olabilir. Bu süreçte kişi, doğumundan beri içselleştirdiği ailesel, toplumsal, ahlaki değerleri, düşünceleri yoklar ve hangisinin “kendi” tanımına uyduğunu, hangisinin dayatmalar sonucu istemediği halde benliğine dahil edildiğini keşfeder.
——————————————————————————
-
Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye’nin Kürt Sorunu
(Ayhan Ulusoy)
Türkiye’nin önündeki tek sorun özelde Kürt sorunu ve genelde azınlık sorunu değildir. Tabiatiyle, ülkenin önünde bir yığın sorun durmaktadır. Tabii ki ülke, bu sorunların her biriyle boğuşmak durumundadır. Ancak, takdir edilmelidir ki bu sorun, en öncelikli olanlardan biridir. Bu, öncelikle bir insan hakları ve demokrasi sorunudur. Türkiye’yi daha güzel yarınlara taşıyabilmek için demokrasimizi ilerletmeye, toplumdaki azınlıkların da en tabii haklarından yararlanabilmelerini sağlamaya mecburuz.
—————————————————————————— -
Aslında Siz Çok Mutlu İnsanlarsınız!
(Ebru “Şebzindedâr” Akman)
Bir gün bir öykü yazmıştım, birkaç saat içinde satırlar parmaklarımdan dökülüvermişti. 8–10 sayfalık öykümün kendini anlatmadaki zayıflığına, anlatmak istediğim şeyin belirsiz kaldığına o kadar emin olmalıyım ki içten içe, sonuna karakterlerimin yaşadıklarını bir iki cümle ile özetleyen bir çömlekçi ekleyivermiştim.
——————————————————————————
-
JR Kadar Gerçek, Şehrazat Kadar Sahte!
(Özgür Erbaş)
Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum.
—————————————————————————— -
Yeni Zelanda’nın İşgali ve Hazırlayan Sebepler
(Ebru “Şebzindedâr” Akman)
Bugün kahve falında bana “hiç tahmin etmediğin bir aşkın haberini alacaksın” dediler. İlerleyen saatlerinde günün, aldım gerçek bu haberi. Âşık olduğum günkü kadar sevindim bu aşka ben. Zihin durmaz ya, benimki de durmadı; bu hayatta bir ben eksikmişim gibi aşk konusunda üfürmemiş olan, katılmaya karar verdim üfürmüşlerin arasına. Bu sözünü ettiğim aşkta beni en heyecanlandıran kısım fena halde idrak içinde, dediğim dedik birinin âşık olması ve bu idraki ile aşkını aynı kefeye nasıl koyacağını merak etmemdir.
—————————————————————————— -
Tangram
(Ayşegül Sütçü)
Mecburi hizmet anıları askerlik anıları gibidir, anlat anlat bitmez. Bir bakıma bir mecburi hizmet anısı bir bakıma da bir aşk hikâyesi burada anlatacağım…
—————————————————————————— -
Yalancı Dolma
(Ayşegül Sütçü)
Bir kitap okudum, paylaşırsam okuduğuma daha da değecek, daha bir gelişecek sanki içeriği… İtiraf etmeliyim, okurken çevremde olanlar kitap bitse de kurtulsak dediler, her öykünün ardından ortaya çıkıveren birilerine anlatma dürtüm yüzünden. Anlattıklarım kimsenin ilgisini çekmedi açıkçası ama ben burada okuma sonrası bende kalanları anlatmaya çalışayım, bir ilgilenen çıkar belki…
——————————————————————————
-
Türkiye’deki Dinler Arası Savaş
(Kerem Kandemir)
Elbette, yazının başlığı, ilkin, okurun aklına “Bu savaş hangi dinler arasında?” sorusunu getiriyor. Türkiye’deki hakim din olan Sünni İslam karşısında, onunla iktidar mücadelesi verebilecek güçte başka bir din, başka bir inanç sitemi var mı ki? Üç beş zavallı misyonerin Hıristiyanlığı yayma çabasını (zavallı diyorum çünkü üç beş kişi olduklarına bile bakılmaksızın tehdit olarak algılanıp, vahşice boğazlanıyorlar) dinler arası savaş olarak niteleyemeyeceğimize göre, geriye ne kalıyor? Mezhep ayrılıkları mı? Doğrusu, zavallı Aleviler’in, Sünni çoğunluğun onca baskı ve aşağılamalarına karşı seslerini dahi çıkarmadıkları düşünülürse, bırakın savaşı, bir protestodan bile söz etmek mümkün değil …
——————————————————————————
Popularity: 22% [?]

