<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Kimlik, Vatandaşlık ve Anayasa</title>
	<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/27/kimlik/</link>
	<description>Eleştirel Düşüncenin ve Sanatın Mabedi</description>
	<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 09:31:04 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Ayhan Ulusoy</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/27/kimlik/#comment-209</link>
		<dc:creator>Ayhan Ulusoy</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2008 00:50:13 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/27/kimlik/#comment-209</guid>
		<description>Sizin "millî devlet" dediğiniz ulus-devlet kavramı, aslen tarih sahnesine epeyce yeni çıkmış (1789 Fransız devrimiyle) ve 19. ve 20. yüzyıllarda dünya sathına yayılmış bir organizasyon biçimidir. Bu biçim, özünde esasen bir sürü sorun barındırmaktadır. 

Böyle devletler tarihte, yarattıkları soyut "ulus" (nation) kavramını tanımlayan birtakım vasıflar ortaya koyup (dil, din, tarih bilinci), daha sonra da bu "ulus"un inşasına girişmişlerdir.  Bunun için de en uygun yol asimilasyon olmuştur. 

Fransa bunun en güzel örneklerinden biridir. Fransız devriminin yaşandığı 1789'da Fransa topraklarında bir sürü dil (en azından lehçe) konuşuluyordu. Bugün Fransızca dışında bir dilin konuşulduğüna rastlamak zordur. Fransa'da tarih birliği, tek tip "Cumhuriyetçi" eğitim sistemi aracılığı ile yaratılmıştır. 

Ülkemizde de Cumhuriyet'in kuruluşundan beri buna benzer bir yaklaşım hüküm sürdü. Sonuçlarını hepimiz çok iyi biliyoruz...

Kanımca ulus devletler, bugün tarihsel olarak gelinen noktada, en azından evrilmeye mahkumdurlar. Birçoğu da bu evrimi yaşamaya başlamıştır bile. Bulunduğumuz coğrafyada Avrupa Birliği projesi, bunun en güzel motivasyonunu olusturmaktadır. Eğer AB'nin hedeflediği coğrafi mobilite düzeyleri gerçekleşebilirse, örneğin gitgide daha çok Alman, Ingiliz vs Fransa'da yaşamaya başlayacaktır. Fransa da er veya geç bunları, "Fransız" olmasalar da kabullenecektir. Tabii tersi de geçerli. 

Bu arada, yazıda da belirttiğim gibi Fransa dahil bildiğim hiç bir ulus-devlette dahi bizim anayasanın 66. maddesine benzer bir madde yoktur (Başka birtakım uygunsuz maddeler olmakla birlikte). Bu da demektir ki, Türkiye, anayasasında bu maddeyle, diğer ulus-devletlerden dahi ayrı düşmektedir. 

Sormuşsunuz. Yanıtlayayım. Devlet toplum içindir. Bireyler de toplumun yapı taşlarıdır. Devlet kavramı, ulus-devlet'le sınırlanamayacak, daha geniş bir kavramdır. Bir toplumun yönetimini, bilumum kurumlar aracılığı ile üstlenen siyasi yapıya denir. Bu tanımıyla, Türkiye Cumhuriyeti, tabii ki bir "devlet" olma vasfını sürdürecektir. 

Tabii ki doğduğumuz ülkede hayatımızı sürdürmek zorunda değiliz. Daha cazip bir olanak bulursak, buna da mecbursak veya keyfimiz öyle istiyorsa, başka bir ülkede gidip yaşamayı, hala oranın vatandaşı olmayı seçebiliriz. Bugünün dünyasında bir sürü göçmen var. Tabii bunun önünde bir sürü engel de var. Ama yapan yapıyor. Bu arada, gidilen yerlerde bir sürü ırkçılık ve benzeri problem de yaşanabiliyor. Bu da egzersizin bir parçası. 

Yanlış mı anladım acaba? Anayasanın 66. maddesini TC'nin vatandaşlarını "sevmesi" olarak mı okuyorsunuz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sizin &#8220;millî devlet&#8221; dediğiniz ulus-devlet kavramı, aslen tarih sahnesine epeyce yeni çıkmış (1789 Fransız devrimiyle) ve 19. ve 20. yüzyıllarda dünya sathına yayılmış bir organizasyon biçimidir. Bu biçim, özünde esasen bir sürü sorun barındırmaktadır. </p>
<p>Böyle devletler tarihte, yarattıkları soyut &#8220;ulus&#8221; (nation) kavramını tanımlayan birtakım vasıflar ortaya koyup (dil, din, tarih bilinci), daha sonra da bu &#8220;ulus&#8221;un inşasına girişmişlerdir.  Bunun için de en uygun yol asimilasyon olmuştur. </p>
<p>Fransa bunun en güzel örneklerinden biridir. Fransız devriminin yaşandığı 1789&#8242;da Fransa topraklarında bir sürü dil (en azından lehçe) konuşuluyordu. Bugün Fransızca dışında bir dilin konuşulduğüna rastlamak zordur. Fransa&#8217;da tarih birliği, tek tip &#8220;Cumhuriyetçi&#8221; eğitim sistemi aracılığı ile yaratılmıştır. </p>
<p>Ülkemizde de Cumhuriyet&#8217;in kuruluşundan beri buna benzer bir yaklaşım hüküm sürdü. Sonuçlarını hepimiz çok iyi biliyoruz&#8230;</p>
<p>Kanımca ulus devletler, bugün tarihsel olarak gelinen noktada, en azından evrilmeye mahkumdurlar. Birçoğu da bu evrimi yaşamaya başlamıştır bile. Bulunduğumuz coğrafyada Avrupa Birliği projesi, bunun en güzel motivasyonunu olusturmaktadır. Eğer AB&#8217;nin hedeflediği coğrafi mobilite düzeyleri gerçekleşebilirse, örneğin gitgide daha çok Alman, Ingiliz vs Fransa&#8217;da yaşamaya başlayacaktır. Fransa da er veya geç bunları, &#8220;Fransız&#8221; olmasalar da kabullenecektir. Tabii tersi de geçerli. </p>
<p>Bu arada, yazıda da belirttiğim gibi Fransa dahil bildiğim hiç bir ulus-devlette dahi bizim anayasanın 66. maddesine benzer bir madde yoktur (Başka birtakım uygunsuz maddeler olmakla birlikte). Bu da demektir ki, Türkiye, anayasasında bu maddeyle, diğer ulus-devletlerden dahi ayrı düşmektedir. </p>
<p>Sormuşsunuz. Yanıtlayayım. Devlet toplum içindir. Bireyler de toplumun yapı taşlarıdır. Devlet kavramı, ulus-devlet&#8217;le sınırlanamayacak, daha geniş bir kavramdır. Bir toplumun yönetimini, bilumum kurumlar aracılığı ile üstlenen siyasi yapıya denir. Bu tanımıyla, Türkiye Cumhuriyeti, tabii ki bir &#8220;devlet&#8221; olma vasfını sürdürecektir. </p>
<p>Tabii ki doğduğumuz ülkede hayatımızı sürdürmek zorunda değiliz. Daha cazip bir olanak bulursak, buna da mecbursak veya keyfimiz öyle istiyorsa, başka bir ülkede gidip yaşamayı, hala oranın vatandaşı olmayı seçebiliriz. Bugünün dünyasında bir sürü göçmen var. Tabii bunun önünde bir sürü engel de var. Ama yapan yapıyor. Bu arada, gidilen yerlerde bir sürü ırkçılık ve benzeri problem de yaşanabiliyor. Bu da egzersizin bir parçası. </p>
<p>Yanlış mı anladım acaba? Anayasanın 66. maddesini TC&#8217;nin vatandaşlarını &#8220;sevmesi&#8221; olarak mı okuyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Durmuş Kuş</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/27/kimlik/#comment-202</link>
		<dc:creator>Durmuş Kuş</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2008 20:43:25 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/27/kimlik/#comment-202</guid>
		<description>Merhabalar... Öncelikle kaleminize sağlık demek istiyorum. Belirtmek istediğim bir kaç husus var: 
Yazdıklarınız, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir "milli" devlet olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor gibi geldi bana. Osmanlı Devleti değil ki bahsi geçen devlet; milli bir direnmeyle kurulmuş bir devlet olan Türkiye Cumhuriye'ti... Dolayısıyla, kanunlarında diğer teşrifatçılarını misafir olarak kabul edip, "Kendini evden hisseden, ev sahibi gibi davranabilir." demesi sizce de normal değil mi? Devleti topraktan sorumlu çobanlar gibi mi anlamalıyız yoksa? Konuklarına korunma, barınma, beslenme vs. gibi olanaklar sunan bir "konak" şeklinde mi düşünmeliyiz? Yani devlet dediğimiz kurum, benim, diğer her hangi bir ülkeye gidip, kendimi o ülkenin bir bireyi hissedip (özellikle seçilen bir durumla) ülkenin yaşanılasılığını 'bence' yitirmesinden sonra terk edeceğim bir yer midir? Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla "devlet birey içindir" de değil; "birey devlet içndir" de değil. Devlet ne için; birey nerede durur?
[ kendini oralı hisseden oralı ama "orası" sevmezse sen oralı olamazsın. ]

Saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar&#8230; Öncelikle kaleminize sağlık demek istiyorum. Belirtmek istediğim bir kaç husus var:<br />
Yazdıklarınız, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bir &#8220;milli&#8221; devlet olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor gibi geldi bana. Osmanlı Devleti değil ki bahsi geçen devlet; milli bir direnmeyle kurulmuş bir devlet olan Türkiye Cumhuriye&#8217;ti&#8230; Dolayısıyla, kanunlarında diğer teşrifatçılarını misafir olarak kabul edip, &#8220;Kendini evden hisseden, ev sahibi gibi davranabilir.&#8221; demesi sizce de normal değil mi? Devleti topraktan sorumlu çobanlar gibi mi anlamalıyız yoksa? Konuklarına korunma, barınma, beslenme vs. gibi olanaklar sunan bir &#8220;konak&#8221; şeklinde mi düşünmeliyiz? Yani devlet dediğimiz kurum, benim, diğer her hangi bir ülkeye gidip, kendimi o ülkenin bir bireyi hissedip (özellikle seçilen bir durumla) ülkenin yaşanılasılığını &#8216;bence&#8217; yitirmesinden sonra terk edeceğim bir yer midir? Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla &#8220;devlet birey içindir&#8221; de değil; &#8220;birey devlet içndir&#8221; de değil. Devlet ne için; birey nerede durur?<br />
[ kendini oralı hisseden oralı ama &#8220;orası&#8221; sevmezse sen oralı olamazsın. ]</p>
<p>Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
