19 Ocak’ta Ne Olmuştu?

Yazan: Özgür Erbaş

Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatırlarınız(mız)da başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı.

Başka ne oldu? Hep birlikte yürümüştük, hava ısırsa da sıcaktı. Ne kadar kalabalık olduğumuzu görmüştük; vesilesinden bağımsız olarak iyi gelmişti niyeyse. Hrant’ın ayakkabısının altındaki delikten, öldürülmüş olduğu gerçeğinden fazla konuşmuştuk. Rakel’in konuşmasının ne kadar da duygulu olduğundan, bizleri ne kadar etkilediğinden söz ettik. Ama bizlerden başka kimleri etkilediğini pek sormadık.

Yürüyüşte taşıdığımız dövizlerin neden yuvarlak olduğunu sordular, neden “Hepimiz Ermeniyiz” dedik diye sordular, yanıt vermek yerine, soruların anlamsızlığı konusunda hemfikir olduk. Başka sorular da vardı yanıt vermediğimiz, veremediğimiz ya da. Mesela 19 Ocak akşamı Agos’un önünde toplanmıştık. Acıdan küçülür ya insan, ama bir yandan gözleri büyür de tüm dünyayı içine alır gibi görünür ya, işte öyle bakıyordu bir kadın. Orada bulunan herkese tek tek sorar gibi, ama alçak sesle mırıldanarak, “Duruşmalarında neredeydiniz? O zaman neredeydiniz? Neden daha önce gelmediniz?” diyordu da yanıt veremiyorduk hani.

Başka? Hani flu bir fotoğraf vardı, çay ocağının önü olması dışında nerede çekildiği tam belli olamayan. Beyaz bereli, Türk bayrağı önünde, öylece objektife hatta bizlere bakıyordu. İşte o fotoğraf çekilirken orada birileri olsa gerekti, hatta iki kişinin koluna girmiş olması gerekiyordu. Kimdi onlar? Niye çekilmişti o fotoğraf? Niye çay ocağının orada çekilmişti? Onlara ne oldu? Sanırım “Bunda yargılanacak ne var canım” dediler. İçişleri müfettişleri bir yerlere gidip geldi. Raporlar falan yazmış olsalar gerek. Muhakkak yazmışlardır. Ne dediler acaba?

Bir de dudağını ısırırken çekilmiş, kafasında yüzü belli olmasın diye emniyet kasketi geçirilmiş ‘emniyet muhbiri’nin ifadeleri vardı. “Görevimi yaptım, bilgi verdim” demişti. Defalarca aynı bilgiyi vermişti. Hrant’ı öldüreceklerini defalarca söylemişti “ağabeylerine” de kimse kılını kıpırdatmamıştı. Hani o zaman Trabzon Emniyet Müdürü ‘merkeze’ alınmıştı, ama aslında o, 16 Mart katliamında bombacıları takip etmeye kalkan polislere “Koşmayın!” diyen adamdı. O zamanın ve bu zamanın İstanbul Emniyet Müdürü de Güneydoğu’da dağıtılan Devlet Malzeme Ofisi kağıtlarına yazılmış Hizbullah bildirileri için “Canım bunlar her yerde bulunabilir;” demişti. Hani İstanbul Vali Yardımcısı, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bir memurla birlikte Hrant’ı sigaya çekmişlerdi de ne dedikleri, niye dedikleri tam belli olamamıştı. Hrant’a söylediklerini başkalarına da aynı kararlılıkla söylediler mi söylemediler mi bilememiştik. Daha başka? Neler kaldı hafızalarımızda? Flu fotoğraflar, belki de ve muhtemelen en çok kendi duygularımız. Peki ya gerçekler? Yani 19 Ocak’ta, öncesinde ve sonrasında nelerin olmadığı!

Geriye kalan ve net olan gerçekler şunlar: Hiç kimse bizden özür dilemedi. Hiç kimse ihmalinin ya da iştirakinin bedelini ödemedi. Hiç kimse bize bir şey söylemedi. Biz de hiç kimseden gerçekten hesap sormadık…

Popularity: 33% [?]

1 yorum »

  1. ceren şöyle yorumlamış:

    March 4th, 2008 at 3:55 pm

    atatürk ilke ve ınkılaplarını takip ediosak üniversite kapılarından içeri türbanla girmiycez

    [Editörün Notu: Tek satırlık yorumunuzu, ibreti alem için, tashih etmeden yayınlıyorum. Zira, Türkçe bilmeden, iki kelimeyi doğru yazamadan, bir de utanmazca Atatürk ilke ve inkılaplarına referans veriyor olmanızın ironisini, hatta trajedisini herkes görsün istiyorum. İdeolojik anlamda en ufak bir samimiyetiniz olsaydı, önce, Türkçe’yi kullanırken, asgarisinden de olsa, biraz özen göstermeniz beklenirdi.]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın