Kabil Nişanı
January 24th, 2008 at 8:48 am (Edebiyat Eleştirileri)

Yazan: Ayça Sağlam
“Kuş yumurtadan çıkmaya çalışır. Yumurta dünyadır. Her kim doğmak isterse, önce dünyayı yok etmelidir. Kuş tanrıya uçar. Tanrının adı Abraxas’tır.”
Hermann Hesse’nin yalnızca üç haftada yazdığı Demian, küçük bir çocuğun yaşamında, çoğu kişi için sıradan sayılabilecek bir felaketle başlar. Hesse, romanı 1919′da “Emil Sinclair” takma adıyla yayınlamıştır fakat daha sonra yazarın Hesse olduğu ortaya çıkmıştır. Emil, Hesse’nin çok sevdiği şair Novalis’in bir arkadaşının ismi idi. Romanda olayları anlatan çocuğun adı da Emil Sinclair’dir. Hesse’nin romanı yazdığı dönem, hayatının en karanlık devrelerinden birine rastlamaktadır. Savaşın yanı sıra, Hesse’nin babası ölmüş, oğlu ağır hastalanmış ve karısının da psikolojisi oldukça bozulmuştu. Hal Heger’ın da söylediği gibi bu dönemde yazılan Demian, yazarın üzüntüsü ve acısıyla başa çıkmak için yazıldığı varsayılabilir.
Herman Hesse’nin hemen hemen bütün romanlarında kişinin kendini bulma çabası, bu uğurda başına gelenler, uyanma, bilinçlenme gibi konular işlenmektedir. Yazar, zaman zaman fantastik öğeler de barındıran bu arayışı romanın içine ustaca yerleştirirken, okurları sürekli farklı bakış açılarıyla baş başa bırakır ve gidişatı sorgulamaya zorunlu kılar. Bu arayış kimi zaman olabildiğine renkli, pozitif öğelerle kaplanır (Siddharta), kimi zaman ise her yer kararır, siyah beyaz sokaklarda intihar çıkış noktası olarak aranır (Bozkırkurdu). Bazen de arayış, bir dost olmadan mümkün olmaz; kişi kendini ancak o dost sayesinde tamamlar, kendisiyle hesaplaşır… Ben bu açıdan yazarın “Narcissus ve Goldmund” eseriyle Demian arasında büyük benzerlikler olduğunu düşünüyorum. Narcissus ve Goldmund’u yaşı ilerlediği dönemlerde, Demian’ı ise görece gençliğinde yazmıştır. Narcissus ve Goldmund, birbirinden oldukça farklı, hatta zıt denebilecek iki gencin yaşantılarının kesişmesiyle başlar. Bilge sayılabilecek, mantıklı ve sakin genç bir öğretmen olan Narcissus, kendisiyle henüz yüzleşememiş öğrenci Goldmund’un yüzüne ayna tutar. Aynada kendini gördüğünde, dehşet içinde kalan ve gördüğü varlığı kabullenir kabullenmez onu takip etmeye karar veren Goldmund’un hikayesi, ikilinin arasındaki güçlü bağ ve dostluk, Demian’da da kendini Emil ve Demian’ın dostluğu şeklinde gösterir. Bu sefer bilge olan Demian’dır… Ailevi değerleri mutlulukla kucaklayan Emil, dış dünyayı kötülüklerle dolu, korkunç fakat az da olsa çekici bulan küçük bir çocuktur. Hesse başlangıçta, düzenli ve sevgi dolu bir burjuva ailesinin küçük bir çocukta uyandırdığı güven duygusunu anlatır. Ardından evin kapısının dışındaki vahşi sokakların küçük çocuğun gözünde ne denli korkutucu olduğu gösterilir. Bu tablo, Emil’in bir gün varoşlardan haylaz bir çocuğa söylediği bir yalanla tepetaklak olur ve hayatı tam anlamıyla bir karabasana döner. Neredeyse cennet olarak gördüğü evinde artık bir yabancı, bir yalancı olarak yaşamakta ve kendini dış dünyanın parçası olarak görmekte olan Emil, kurtuluşu, herkesin çekindiği, sıra dışı Demian’da bulur. Demian da tıpkı Narcissus gibi mantıklı, sakin ve bilgilidir. Demian ve Emil’in dostlukları Habil ve Kabil hikayesiyle başlar. Kabil nişanına farklı bir yorum getiren Demian, Emil’in zihninde yeni bir pencere açar ve o pencere bir daha kapanmaz. Emil Sinclair’ın uyanışı ve yolculuğu başlar.
Her ne kadar Emil’i Demian kurtarmış ve uyanması yönünde ona yol göstermiş olsa da, Emil özgürlükten ve dolayısıyla bunu kendine gösteren Demian’dan uzaklaşarak ailesinin güvenli kanatlarının altına koşarcasına saklanır. Bunun geri adım atmak olduğunun farkında olmasına rağmen anne karnının sorumsuz ve mutlu hayatına duyduğu özlem, onu bu yola sevk etmiştir. Bu da uzun sürmez… Yaşamında sürekli bir yol göstericiye ihtiyaç duyan Emil, ailesinden uzakta bir okula başladığında, yolunu kaybeder. Derslerini ve okulu tamamen boş verip, kendini gece hayatının içine fırlatır. Bu durum, dişi simgelerden biri olan Beatrice’i görene kadar devam edecektir.
Hermann Hesse, misyoner bir ailenin oğlu olarak Almanya’da dünyaya gelmiştir. Ailesinin gönderdiği teoloji okulunda, tıpkı Emil Sinclair gibi davranmış hatta sonunda okuldan kaçarak, bir yıl sonra ortaya çıkmıştır. Ardından intihara teşebbüs etmiş ve bir müddet bir hastanede kalmıştır. Sinclair ise Beatrice sayesinde yeni bir arayışa başlamış ve Demian’dan gelen Abraxas hakkındaki bir not ve Bach’a olan tutkusu sayesinde, yeni yol göstericisi, dostu Pistorius’la tanışmıştır. Bu tanışma bizi gnostisizm, psikanaliz ve benzeri pek çok şeyi bünyesinde barındıran yepyeni sayfalara götürür. Bu bölümde, insanın tek hedefinin kendini bulmak olduğu, kişinin kendine giden yolda, o yol nereye çıkarsa çıksın gitmesi gerektiği vurgulanır.
Okuldan ve akıl hocası Pistorius’tan ayrılan Sinclair üniversiteye felsefe okumaya gider ve orada Demian’la karşılaşır. Demian’ın annesi Emil’in yeni akıl hocası, aşkı, annesi, tutkusu ve takıntısı olacaktır… Neredeyse Emil için her şey Bayan Eva’da toplanmıştır. Fakat patlak veren savaşla her şey bir kez daha altüst olur. Demian savaşta yaralanır ve ölmeden önce Emil’i öptüğünde roman son bulur. Tıpkı Siddharta gibi Emil Sinclair de nihayet kendisine kavuşur…
Hesse’nin çoğu romanında bulunan ikilik fikri, bu romanda da kendisini fazlasıyla belli eder. Bir yanda temiz, saf ve güvenli dünya, bir yanda karanlık, tehlikeli ve yasak bir dünya, çocukluk ve ergenlik, hem şeytanı hem tanrıyı içinde barından Abraxas… Romanda Jung’un bireyselleşmesi kullanılmıştır. Bunun sebebi, Hesse’nin içinde bulunduğu karanlık dönemdir. Psikoterapi görmeye başladığında Carl Jung ile tanışmıştır ve psikanalizi romanda kullanmıştır. Bunun yanı sıra Freudien etkiler, mistisizm, teoloji ve Nietzschevari söylemler de görülmektedir.
Çoğunluğun gittiği yoldan ayrı düşmek… Kabil’in Gizli Nişanı buna örnek gösterilebilir. Romanın bir kısmı gnostisizme ayrılmış olduğundan, tanrı Abraxas sık sık boy göstermektedir. Sinclair’ın yaşamındaki kadınlar ise romanda karşımıza, daha ziyade semboller olarak çıkar. Annesi ve kardeşleri masumiyeti, güveni temsil ederken, yanlarında çalışan hizmetçi, dış yaşamla olan bağlantıyı simgelemektedir. Daha önemli kadın semboller ise, uğruna kendini değiştirdiği, hiç konuşmadığı fakat aşık olduğu Beatrice (Dante’nin Beatrice’i) ve yıllardır ulaşmaya çalıştığı her şeyi kendinde toplamış Demian’ın annesi Bayan Eva’dır.
Romana adını veren Demian ise bir insandan çok varolması mümkün olmayan bir canlıya benzemektedir. Sinclair, toplumla çatışan düşüncelerine karşı olan korkusunu Demian’la yenmekte, hissettiği suçluluk duygusunu Demian’a yönlendirerek ondan kaçmaktadır. Bir yandan Demian’a hayranken ve ona benzemek isterken, bir yandan da ondan nefret etmekte, korkmaktadır. Sinclair hakkında her şey Demian’la bağlantılı ve Demian’la ilgilidir. Sinclair kendi karanlık aynasında Demian’ı görmek istemekte fakat bundan bir o kadar da çekinmektedir…
Demian, iyi, saf, masum ve ailesine bağlı bir çocukluk hayatından, ergenliğin soğuk, yasak ve özgür yollarına, günaha ve yalnızlığa geçişle başlar. Küçük bir çocuğun bu geçişte yaşadığı ikilemleri, çıkmazları güzel bir dille bize anlatır. İnsanın kendine giden yolun, ne derece zor ve ne derece zorunlu olduğu, roman boyunca bize sürekli hatırlatılır. Bu roman, Kabilin görünmeyen nişanından Abraxas’a uzanan yolda, Sinclair’ın, kendi nişanını görmeye ve kendi tanrısını bulmaya çalışmasının hikayesidir…
“Bazen anahtarı bulduğumda ve kaderimin karanlık bir aynada uyuduğu özüme doğru derinlemesine tırmandığımda, kendimi görebilmek için yalnızca aynayı bükmem gerekiyor…”
Popularity: 33% [?]
