Sophisticated Lady
January 21st, 2008 at 10:47 am (Edebî Tarifler)

Yazan: Ayşegül Sütçü
(nam-ı diğer mutluelma)
Hayatımın hiç bir döneminde akşama ne pişireyim demem gerekmemişti. Ana baba evindeyken bir gün bir fırsat doğmuştu; ancak onda da annemin, ameliyat olmuş yatarken bana detaylıca verdiği tarif üzerine pişirdiğim tel şehriye çorbasını -nedense minyatür spagetti gibi olmuştu- çatalla yemek zorunda kalmasıyla mutfak serüvenim başladığı gün sona ermişti. Şimdilerde de evde haftada bir gün yemek pişirecek olsam sanırım çoluk çocuk ev ahalisi beni gözyaşları içerisinde alkışlarlar.
Malum bizler yeni dünya düzeninin iş hayatını ev hayatına tercih etmek zorunda kalan “yeni” kadınları olarak; yarın hangi dosyaları yetiştireyim ya da hangi yeni yayınları tarayayım, yarınki hastalarla neler konuşmalıyım acaba diye düşünmekten (düşündürülmekten de diyebilirim edilgen bir tavır alırsam -ki bazen sandığımızdan daha edilgen olduğumuzu düşünüyorum) akşama ne pişireyim demeyi hic öğrenememiş bir kuşağız. Büyürken ve hatta bazılarımız için halen bu işi genellikle annelerimize bırakmış olmanın rahatlığı bizi bir ölçüde kurtarıyor olsa da gelecekte biz yeni kadınların yepyeni kızları kime bırakacaklar bu işi, merak ediyorum.
Akademik hayatım boyunca “yeni” ( hadi şuna sofistike diyelim mi?) kadın imajının kendi giymek istediğimden daha fazlasinin bana giydirilmeye çalışılmasına hep karşı durdum. Aslında bu imajı giyinme yani sofistike kadına dönüşüm süreci açıktan açığa bir yaptırım ya da zorunluluk olarak çıkmadı karşıma, sanki öylece oluveren, yolunda giden bir süreçti ve giderek ulaştığı nokta da kendiliğinden geliveren bu sofistike duruştu.
Oldum olası “tek çocuk”, “çalışkan öğrenci”, “okul birincisi”, “öğretmen anne-baba çocuğu”, “kolejli kız” olarak aileden ve çocukluğumun geçtiği kasabadan başlayarak giymeye başladığım bu “yeni” imajın kendi seçimim olmadığını -aksini seçmek istesem bile artık asla basit bir ev kadını olamayacağımı- farkettiğim anda başladı bu karşı duruş bende. Böylece ilerleyen akademik hayatımda Hacettepe Psikiyatri’nin iyi vaka takdimleri yapan, iyi hasta tartışan ya da klinisyen asistanı kimliği yanında iyi yaprak sarması yapan, iyi enginar dolması yapan, baharat ve yenebilir otlardan iyi anlayan asistanı gibi sıfatları giyinmeyi de seçtim. Benden ümidi keseli yıllar olmuş olan annemin bile gözlerini yaşartan bu halim, aslında tamamen düzene bir karşı duruş olarak başlamıştı, taa ki bu işten zevk aldığımı fark edene kadar…
Neyse, fazla uzattım, sabredip de okuduysanız, bu muydu demeyin lütfen, çünkü bugünkü yemeğimiz geliyor.
Yazımın başında da dediğim gibi karşı duruş hallerim üzerimde bugün. Yani arkadaslar bugün tüm sofistike kadınları, bu duruşu seçmiş ya da seçmemiş olsa da üzerinde bu “duruşu” taşıyan kadınlari etli nohut yapmaya davet ediyorum. Nedense karşı duruş deyince aklıma geliveren yemek bu oldu. Yurdumun en bilindik manzaralarından olan seyyar gıda arabalarında “badem” hıyardan sonra en çok satılan yiyeceğin nohut-pilav karması olmasından mıdır bilmem. Açıkçası ben de daha önce hiç pişirmedim ama bu akşam kesinlikle deneyeceğim.
Pekiyi.
Sofistike hayatınızda gününüzün çoğunu vakfettiğiniz işyerinizden; temizliği, düzeni ve dolayısıyla kontrolü başka ve daha az sofistike kadınların ellerine teslim edilmiş olan evinize dönerken illa ki bir tanesinden alışveriş etmeyi alışkanlık edinmiş olduğunuzu umduğum aile kasabınıza uğrayıp yarım kilo parça (tercihen kuzu) et alıverin. (Aile kasaplarının dükkanlarına bekarların musallat olmasını istemediklerinden midir, yoksa erkek müşterilerin dükkâna damsız girmesini kadın müsterileri için tekinsiz bulduklarından mı kendilerini “aile kasabı” ilan etmeleri?) Çıkarken aile kasabınızın vitrinli buzdolabına ayağından astığı kuzunun nedense uygun bulduğu yerine sokuşturuverdiği bir demet maydanoza takılırsa gözünüz, naif yurdum insanı icin gülümsemeyi unutmayın…
Nohutu bir gece önceden ıslatmak gerekir. (Bunu soğuk suyla yapmak uygundur. Sıcak su kabukların parcalanmasına yol açar. Tabi soğuk suyun da dezavantajları var, eğer tembellik edip iki gün suda bırakırsanız üçüncü gün çimlenmiş nohutlarınızı dikecek saksı arasınız…) İki bardak ıslatılıp suda unutulmamak suretiyle yumuşatılmış nohut yerine, hala bir tane kalmışsa mahallenizdeki bakkal amcadan, ya da bir grosmarketten haşlanmış nohut konservesi de alabilirsiniz, günün anlam ve önemine azıcık ters düşse de…
Eti irice ama yenebilir ölçülere ufalttıktan sonra düdüklü tencerede biraz sıvı yağla iyice kavurun. Bırakın sulanıp, suyunu geri çeksin ve iyice bir pişsin. İçine birkaç küçük acı kırmızı biberi makasla parçalayıp ya da hazır dövülmüş kırmızı biberi bir kaşıkla ekleyin, bir baş yani 8-10 diş ayıklanmış bütün bırakılmış sarmısağı da atın. Bir büyük baş soğanı ince rendeleyip etle bir iki çevirdikten sonra üzerine biraz salçalı suyu ve tuzunu da ekleme vaktidir. Bu suya nohutlarınızı özenle atın. Nohut kabının ağzını karşıya doğru tutarsanız, düşen nohutlardan sıçrayan su üzerinizi kirletmez, alışık olmayanları bu tür sulu ve taneli yemekler yapmaktan en çok bezdiren olaylardan biridir bu çünkü. Demiştim ya düdüklü tencere olacak diye, şimdi tencerenizin kapağını kullanma kılavuzunda anlatıldığı gibi kapatın (bu kısımda asla sorumluluk almıyorum, ben hala benimkini kapatırken bir bilene telefon açıyorum yok düdüğü inik mi olacaktı, yok ne zaman kaldıracaktım diye..).
Sanırım bir 45 dakika sonra yemeğiniz tabiri yerindeyse “ilik gibi” olacaktır.
Yanına Türk usulu (bildiğiniz, kavrulmuş arpa şehriye ve baldo pirinçle yapılan) bir pilav ve ayran ile nefis bir yemek olacaktır. Yemekte Sarah Vaughan’dan Sophisticated Lady’yi dinlemeyi, dinlerken de çocukluğunuzdan beri giyinegelmiş olduğunuz bu duruşunuzun yaşamınıza kattıklarını düşünüp tadına varmayı unutmayın derim…
Haydi bugünlük olsun karşı durun siz de giydirilmiş sofistike konumlara, bırakın dışarıdan pizza ısmarlamayı da şaşırtın yaşamınızı paylaştığınız kişileri…
Hatta geçen gün size “sen çalışmaktan yapamıyorsundur” diyerek bir tabak dolma getiren komşu teyzenin tabağına da biraz koyup geri vermenin tam sırasıdır.
Afiyet olsun…
Mutluelma. Yeni Dünya kadını, karşı duruşun savunucusu
*www.dictionary.com’dan
so·phis·ti·cat·ed adj.
Having acquired worldly knowledge or refinement; lacking natural simplicity or naiveté.
Popularity: 29% [?]
