<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu</title>
	<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/</link>
	<description>Eleştirel Düşüncenin ve Sanatın Mabedi</description>
	<pubDate>Sun, 27 Jul 2008 02:47:58 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Ayhan Sutcü</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-305</link>
		<dc:creator>Ayhan Sutcü</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2008 07:57:36 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-305</guid>
		<description>Bu yazi ve yorumlarda cagdas ölcü,birbirini dinleyip anlamadir.Yapilan en büyük yanlis Demokrasi ve Devlet anlayisidir.
  Iktidari elinde tutanlar ,degisik fikir ve seslere tahammül etmelidir.Burda Dialog ortamindan ne anlasildigi ortaya cikiyor.Yazida belli kesimler dislanmak istendigi süphesi var.
  Dialog ortami icin bazi gereksinimler var.Aranan 3 prensip sirasiyla:1-Muhalefet icin yola cikanlar ciddi bir zaman olan 90(3 ay) gün icinde polisiye yolla denenir,sanirim 5760 gün oldu.Bildigim kadariyla 1992 Cizre,Sirnak Newroz ile sivil muhalefet baslamisti.2-Isyancilar siyasi temsilcileri varmi?3-Demokratik bir ortamda diger insanlarla birlikte yasamaya hazirlarmi?
  Yorumu size birakirken her türlü Dialog icin hazir oldugumu anlatmak isterim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazi ve yorumlarda cagdas ölcü,birbirini dinleyip anlamadir.Yapilan en büyük yanlis Demokrasi ve Devlet anlayisidir.<br />
  Iktidari elinde tutanlar ,degisik fikir ve seslere tahammül etmelidir.Burda Dialog ortamindan ne anlasildigi ortaya cikiyor.Yazida belli kesimler dislanmak istendigi süphesi var.<br />
  Dialog ortami icin bazi gereksinimler var.Aranan 3 prensip sirasiyla:1-Muhalefet icin yola cikanlar ciddi bir zaman olan 90(3 ay) gün icinde polisiye yolla denenir,sanirim 5760 gün oldu.Bildigim kadariyla 1992 Cizre,Sirnak Newroz ile sivil muhalefet baslamisti.2-Isyancilar siyasi temsilcileri varmi?3-Demokratik bir ortamda diger insanlarla birlikte yasamaya hazirlarmi?<br />
  Yorumu size birakirken her türlü Dialog icin hazir oldugumu anlatmak isterim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Akif Arsoy</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-195</link>
		<dc:creator>Akif Arsoy</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2008 18:36:20 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-195</guid>
		<description>Tevfik Ayhan’ın yazısının önde gelen yönü çözüm için istekli oluşu. Bu yazı konusunun aktörlerinden bir kesime taraf bir yazı değil. İma edebileceği bazı neticeleri hesaplamadan, yazarın inandığı prensipler dışında sadakatı olmadan yazılmış bir metin. Bu çok değerli yaklaşımı her gördümüz yerde desteklemeliyiz – fikirlerde ayrılsak bile yaklaşımın güzelliğini teslim etmeliyiz.

Bu tip yazılarda hedef olabilecek somut öneriler çok olduğu için uzlaşma çıkarmak mümkün olmuyor. Zannederim yazarın hedefi de nihai bir çözüm metnine ulaşmaktan ziyade düzgün bir çözüm arama platformunun kurulmasına katkıda bulunmak. Bu düşünceyle bu tip yazılara verilecek en hayal kırıklığı yaratacak yanıtların (a) tamamen görüş ayrılıkları üzerinde yoğunlaşan veya (b) metin ile alakasız ama genel konu üzerinden verilen yanıtlar olduğunu düşünüyorum. Zira bu tip yanıtlar beraberce tuğla üstüne tuğla koymaya ve bina yapmaya hizmet etmiyor. Bu tip yanıtlar ben senin attığın temeli yıkarım (a tipi) veya ben kendi binamı yapacağım (b tipi) emellerine hizmet ediyor.

Yazının içeriğine gelince... Kürt sorunu, aşırı milliyetçilik ve PKK sorunu tanımlamaları çok yerinde bir başlangıç. Demek istediğim sorunları listelemek ve tanımlamak faydalı bir başlangıç noktası. Bu noktada yazıyla ilgilenenlerin sunulan tanımlara katılıp katılmadıklarını veya sorunlar listesinin daha geniş veya dar olup olmadığını düşünmeleri gerekiyor. Bence tanımlar makul ve liste tamam. 

“Neden çözmeli” bölümü sabit görüşte olanlara çözümsüzlüğün neler kaybettirdiğini hatırlattığı için faydalı. Ancak bu bölümde ince bir mesaj var. Bu bölüm Türkiye ve “Türkler” kesimine yönelik yazılmış. Demek ki yazı bu kesimlere hitaben – bir başka değişle bu konunun içinde olan başka aktörlere hitap etmeden - yazılmış.

“Neden olmaz” bölümünde “en sivri Kürt çevrelerden dahi” ayrılık talebinin gelmediği görüşüne yer verilmiş. Ayrılık bence de bir yol değildir ama bu talebin en sivri kesimlerden bile gelmediğinden emin değilim. 

Yazının iyi niyeti, çözüme yönelik bölümlerde eyleme dönmesi zor olan (actionable olmayan) bazı öneriler içermesine yol açmış. (1) “Önce empati ve umut” bölümümdeki “kendini karşısındakinin yerine koyma”, (2) vatandaşlarımızın “takkeyi önlerine koyup düşünmeleri” (3) “Irkçılık ve ayrımcılığa son” bölümünün tamamı vs. Bu öneriler geniş kitleler için eylemsel (actionable) olabilecek nitelikte değiller. Olabilmeleri için mevcut Türkiye’nin oluşturamayacağı nitelikte bir eğitim sistemi (aşağıdan yukarı ve yavaş) veya halkı bu önerilere ısındırmaya niyetli ve yetenekli liderler (yukarıdan aşağı ve daha hızlı) gerekiyor. Bizde ikisi de yok. 

Yazının ifade özgürlüğüne değinmesi memnuniyet verici zira Türkiye’deki en büyük sorun ne irtica, ne PKK, ne Kürt sorunu, ne ekonomi, ne aşırı milliyetçilik ne de bir cok insanın tespiti olan eğitim sorunlarıdır. Bence tüm sorunların anası ifade özgürlüğünün Türkiye’de yeterli düzeyin gerisinde oluşudur. Yazarın bu kavram için verdiği tanım makul ama makul olmayan savcılar ve hukuk sistemi ile neyin hakaret ve neyin şiddete övgü olduğu saptırılabiliyor. Böyle olacak ise hakaret ve şiddete çağrı bile serbest olsun (elbette şiddete iştirak yani şiddet eylemi değil). Yeter ki ifade özgürlüğü kısıtlanmasın. Ancak Türkiye’de ifade özgürlüğünü kendi tabularında feda edip başkalarının tabularında devreye sokan partiler iktidar ve muhalefeti ele geçirmiş durumda. Kendi tabularında bile ifade özgürlüğünü savunabilen partimiz olmadığı için bu konuda yakın gelecek için umutlanmamız mümkün değil.

Partiler yasası ile ilgili ön seçim önerisi de Türk demokrasisi için ve dolayısı ile Kürt sorununun makul çözümü için faydalı olacaktır. 

Sivil anayasa konusuna gelince... Bence AKP’nin kendi içinde yazacağı bir 2008 anayasası 1982 anayasası kadar sivil olmayabilir. “Anayasanın sivilliği” üzerindeki birikim ile ölçülecek olursa 1982 anayasası sivil adı altında sunulacak bir AKP anayasasından daha sivil olabilir. Anayasaların baştan yazılmasından ziyade mevcudun zaman içerisinde ihtiyaçlara ve elbet yönetmeliğine göre değiştirilip gelişmesini doğru buluyorum. Bu gerekçe ile yeni anayasalara soğuk bakıyor, tek bir partinin kendi bünyesinde türeteceği anayasasını ise salt üniforma giymediklerinden yola çıkarak sivil kabul edemiyorum. Gerçi Tevfik Ayhan yeni ve sivil bir anayasa istedikten sonra ihtiyat ile mekanizmalar kurulmasını öneriyor ancak uyarlanan/gelişen anayasa kavramı varken top yekün yeni anayasa kavramına ben sıcak bakmıyorum.

Anayasal vatandaşlık kavramı ABD’nin - kurulduğu günden bugüne giderek kuvvetlendirerek - uyguladığı bir kavram. Türkiye için de kuvvetlendirici olacağına inanıyor ve yazara katılıyorum. Mevcut anayasamızın bu kavramı ne kadar içerdiği ve ne kadar içermediği bence tartışılmalı. Belki de kavramın kendisinden ziyade 1982 anayasasındaki ifadesinde bir eksiklik var. 

Türkçe’nin alfabesinin siyasi bir konu için değiştirilmesine (X veya Q harfinin eklenmesi vs.) soğuk bakıyorum. Öncelikle bu bir dilbilgisi ve edebiyat konusu olarak da görülebilir. Üstelik bu durum kimler nezninde ne derece bir çözüme katkı momentumu oluşturur tartışılır.

Ekonomik önlemlerde devletçilik ilkesinin öne çıkmasını ve bölgede KİT’ler kurulmasını destekliyorum. Detaylar tartışılır elbette ama mesaj şudur: Devlet vergi avantajları vs. ile özel sektörü bölgeye çekemiyor. Bu durumda bölgede devletçilik ilkesi devreye girebilir.

Yerinden yönetim bölümü prensipte yerel yönetimin avantajlarından bahsediyor ve öneri olarak yeni idari bölgelerin oluşturulmasını öneriyor. Bu öneriye katılmıyorum. Yaklaşık Texas kadar bir yüzölçümüne sahip Türkiye’nin daha verimli yönetilebilmesi için yeni bir hiyerarşiye gereksinim var mıdır? Bence mevcut yapı korunularak da verimlilik artabilir. Tersiyle öneriyi uygulasak bile verimlilik artmayabilir. Belirleyici olan iş yapma şekli, organizasyon ve zihniyettir. Öte yandan yeni bölgeler bölünme olarak algılanılabilir ve sıkıntılı bir döneme girilebilir. Faydası belirsiz ve zararı net olduğu gerekçesiyle bu öneriye soğuk bakıyorum. 

AB üyeliği ile ilgili kesimde “Kürtler ... Türkiye’den kopmak istemeyeceklerdir” ifadesi var. Burada Kürtler ile ima edilen kimlerdir ve bu kesimler gelecekleri üzerinde kontrol sahibi midirlerdir ki onların tercihleri direksiyonda olanları bağlasın? Daha açık bir ifade ile ayırımcı Kürt milliyetçiliği yapıp ABD ile masalara oturanların temsili kimden aldıkları veya temsil gücüne sahip oldukları belli değil. Yazar burada realpolitik açısından var dahi olmayan bir durum üzerinden yorum yapma tuzağına düşmüş olabilir veyahut ben burayı yanlış anladım.

Sonuç olarak bu yazı konusunun aktörlerini bir zero-sum oyunun içinde gören bir yazı değil. Çözümü (PKK hariç) tüm kesimler için bir kazan-kazan olarak gören bir yazı. Çözümün avantajlarını hatırlatan bir yazı. Ve arzuladığı çözüm için öneriler sunan bir yazı. Bu yönleri ile detaydaki çözüm maddeleri üzerinde görüş ayrılığı yaşasak da faydalı bir katkı.

Ancak bu yazı ve yorumları üzerinde okurları ve denetçileri memnun etmek çok zor. Yanlış anlamalar, kategorize etmeler, faydalı olabilecek görüşleri haince zannetmeler, dostla düsmanı birbirine karıştırmalar havada uçuşuyor böyle yazılarda. Tevfik Ayhan’a önemli bir konuya cesaretle ve güzelce giriş yaptığı için tebrikler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tevfik Ayhan’ın yazısının önde gelen yönü çözüm için istekli oluşu. Bu yazı konusunun aktörlerinden bir kesime taraf bir yazı değil. İma edebileceği bazı neticeleri hesaplamadan, yazarın inandığı prensipler dışında sadakatı olmadan yazılmış bir metin. Bu çok değerli yaklaşımı her gördümüz yerde desteklemeliyiz – fikirlerde ayrılsak bile yaklaşımın güzelliğini teslim etmeliyiz.</p>
<p>Bu tip yazılarda hedef olabilecek somut öneriler çok olduğu için uzlaşma çıkarmak mümkün olmuyor. Zannederim yazarın hedefi de nihai bir çözüm metnine ulaşmaktan ziyade düzgün bir çözüm arama platformunun kurulmasına katkıda bulunmak. Bu düşünceyle bu tip yazılara verilecek en hayal kırıklığı yaratacak yanıtların (a) tamamen görüş ayrılıkları üzerinde yoğunlaşan veya (b) metin ile alakasız ama genel konu üzerinden verilen yanıtlar olduğunu düşünüyorum. Zira bu tip yanıtlar beraberce tuğla üstüne tuğla koymaya ve bina yapmaya hizmet etmiyor. Bu tip yanıtlar ben senin attığın temeli yıkarım (a tipi) veya ben kendi binamı yapacağım (b tipi) emellerine hizmet ediyor.</p>
<p>Yazının içeriğine gelince&#8230; Kürt sorunu, aşırı milliyetçilik ve PKK sorunu tanımlamaları çok yerinde bir başlangıç. Demek istediğim sorunları listelemek ve tanımlamak faydalı bir başlangıç noktası. Bu noktada yazıyla ilgilenenlerin sunulan tanımlara katılıp katılmadıklarını veya sorunlar listesinin daha geniş veya dar olup olmadığını düşünmeleri gerekiyor. Bence tanımlar makul ve liste tamam. </p>
<p>“Neden çözmeli” bölümü sabit görüşte olanlara çözümsüzlüğün neler kaybettirdiğini hatırlattığı için faydalı. Ancak bu bölümde ince bir mesaj var. Bu bölüm Türkiye ve “Türkler” kesimine yönelik yazılmış. Demek ki yazı bu kesimlere hitaben – bir başka değişle bu konunun içinde olan başka aktörlere hitap etmeden - yazılmış.</p>
<p>“Neden olmaz” bölümünde “en sivri Kürt çevrelerden dahi” ayrılık talebinin gelmediği görüşüne yer verilmiş. Ayrılık bence de bir yol değildir ama bu talebin en sivri kesimlerden bile gelmediğinden emin değilim. </p>
<p>Yazının iyi niyeti, çözüme yönelik bölümlerde eyleme dönmesi zor olan (actionable olmayan) bazı öneriler içermesine yol açmış. (1) “Önce empati ve umut” bölümümdeki “kendini karşısındakinin yerine koyma”, (2) vatandaşlarımızın “takkeyi önlerine koyup düşünmeleri” (3) “Irkçılık ve ayrımcılığa son” bölümünün tamamı vs. Bu öneriler geniş kitleler için eylemsel (actionable) olabilecek nitelikte değiller. Olabilmeleri için mevcut Türkiye’nin oluşturamayacağı nitelikte bir eğitim sistemi (aşağıdan yukarı ve yavaş) veya halkı bu önerilere ısındırmaya niyetli ve yetenekli liderler (yukarıdan aşağı ve daha hızlı) gerekiyor. Bizde ikisi de yok. </p>
<p>Yazının ifade özgürlüğüne değinmesi memnuniyet verici zira Türkiye’deki en büyük sorun ne irtica, ne PKK, ne Kürt sorunu, ne ekonomi, ne aşırı milliyetçilik ne de bir cok insanın tespiti olan eğitim sorunlarıdır. Bence tüm sorunların anası ifade özgürlüğünün Türkiye’de yeterli düzeyin gerisinde oluşudur. Yazarın bu kavram için verdiği tanım makul ama makul olmayan savcılar ve hukuk sistemi ile neyin hakaret ve neyin şiddete övgü olduğu saptırılabiliyor. Böyle olacak ise hakaret ve şiddete çağrı bile serbest olsun (elbette şiddete iştirak yani şiddet eylemi değil). Yeter ki ifade özgürlüğü kısıtlanmasın. Ancak Türkiye’de ifade özgürlüğünü kendi tabularında feda edip başkalarının tabularında devreye sokan partiler iktidar ve muhalefeti ele geçirmiş durumda. Kendi tabularında bile ifade özgürlüğünü savunabilen partimiz olmadığı için bu konuda yakın gelecek için umutlanmamız mümkün değil.</p>
<p>Partiler yasası ile ilgili ön seçim önerisi de Türk demokrasisi için ve dolayısı ile Kürt sorununun makul çözümü için faydalı olacaktır. </p>
<p>Sivil anayasa konusuna gelince&#8230; Bence AKP’nin kendi içinde yazacağı bir 2008 anayasası 1982 anayasası kadar sivil olmayabilir. “Anayasanın sivilliği” üzerindeki birikim ile ölçülecek olursa 1982 anayasası sivil adı altında sunulacak bir AKP anayasasından daha sivil olabilir. Anayasaların baştan yazılmasından ziyade mevcudun zaman içerisinde ihtiyaçlara ve elbet yönetmeliğine göre değiştirilip gelişmesini doğru buluyorum. Bu gerekçe ile yeni anayasalara soğuk bakıyor, tek bir partinin kendi bünyesinde türeteceği anayasasını ise salt üniforma giymediklerinden yola çıkarak sivil kabul edemiyorum. Gerçi Tevfik Ayhan yeni ve sivil bir anayasa istedikten sonra ihtiyat ile mekanizmalar kurulmasını öneriyor ancak uyarlanan/gelişen anayasa kavramı varken top yekün yeni anayasa kavramına ben sıcak bakmıyorum.</p>
<p>Anayasal vatandaşlık kavramı ABD’nin - kurulduğu günden bugüne giderek kuvvetlendirerek - uyguladığı bir kavram. Türkiye için de kuvvetlendirici olacağına inanıyor ve yazara katılıyorum. Mevcut anayasamızın bu kavramı ne kadar içerdiği ve ne kadar içermediği bence tartışılmalı. Belki de kavramın kendisinden ziyade 1982 anayasasındaki ifadesinde bir eksiklik var. </p>
<p>Türkçe’nin alfabesinin siyasi bir konu için değiştirilmesine (X veya Q harfinin eklenmesi vs.) soğuk bakıyorum. Öncelikle bu bir dilbilgisi ve edebiyat konusu olarak da görülebilir. Üstelik bu durum kimler nezninde ne derece bir çözüme katkı momentumu oluşturur tartışılır.</p>
<p>Ekonomik önlemlerde devletçilik ilkesinin öne çıkmasını ve bölgede KİT’ler kurulmasını destekliyorum. Detaylar tartışılır elbette ama mesaj şudur: Devlet vergi avantajları vs. ile özel sektörü bölgeye çekemiyor. Bu durumda bölgede devletçilik ilkesi devreye girebilir.</p>
<p>Yerinden yönetim bölümü prensipte yerel yönetimin avantajlarından bahsediyor ve öneri olarak yeni idari bölgelerin oluşturulmasını öneriyor. Bu öneriye katılmıyorum. Yaklaşık Texas kadar bir yüzölçümüne sahip Türkiye’nin daha verimli yönetilebilmesi için yeni bir hiyerarşiye gereksinim var mıdır? Bence mevcut yapı korunularak da verimlilik artabilir. Tersiyle öneriyi uygulasak bile verimlilik artmayabilir. Belirleyici olan iş yapma şekli, organizasyon ve zihniyettir. Öte yandan yeni bölgeler bölünme olarak algılanılabilir ve sıkıntılı bir döneme girilebilir. Faydası belirsiz ve zararı net olduğu gerekçesiyle bu öneriye soğuk bakıyorum. </p>
<p>AB üyeliği ile ilgili kesimde “Kürtler &#8230; Türkiye’den kopmak istemeyeceklerdir” ifadesi var. Burada Kürtler ile ima edilen kimlerdir ve bu kesimler gelecekleri üzerinde kontrol sahibi midirlerdir ki onların tercihleri direksiyonda olanları bağlasın? Daha açık bir ifade ile ayırımcı Kürt milliyetçiliği yapıp ABD ile masalara oturanların temsili kimden aldıkları veya temsil gücüne sahip oldukları belli değil. Yazar burada realpolitik açısından var dahi olmayan bir durum üzerinden yorum yapma tuzağına düşmüş olabilir veyahut ben burayı yanlış anladım.</p>
<p>Sonuç olarak bu yazı konusunun aktörlerini bir zero-sum oyunun içinde gören bir yazı değil. Çözümü (PKK hariç) tüm kesimler için bir kazan-kazan olarak gören bir yazı. Çözümün avantajlarını hatırlatan bir yazı. Ve arzuladığı çözüm için öneriler sunan bir yazı. Bu yönleri ile detaydaki çözüm maddeleri üzerinde görüş ayrılığı yaşasak da faydalı bir katkı.</p>
<p>Ancak bu yazı ve yorumları üzerinde okurları ve denetçileri memnun etmek çok zor. Yanlış anlamalar, kategorize etmeler, faydalı olabilecek görüşleri haince zannetmeler, dostla düsmanı birbirine karıştırmalar havada uçuşuyor böyle yazılarda. Tevfik Ayhan’a önemli bir konuya cesaretle ve güzelce giriş yaptığı için tebrikler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Cem Balcı</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-174</link>
		<dc:creator>Cem Balcı</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 14:58:37 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-174</guid>
		<description>Cumhuriyetin kuruluşundan ve öncesinden gelen bu sorunun verdiği en büyük patlak 12 Eylül (askerî) darbesi olmuştur. Kürtçe’nin yasaklanması ile PKK’nin olmuşması hızlı bir şekilde büyük bir örgütlenmeye gidilmiştir. Geçmişten bugüne defalarca örgütlenme ve isyanlar olmuştur ama bunu kanlı bir şekilde bastırmışlardir. Cumhuriyeti kuranlarin kararlılıkla sert bir politika uyguladığı ve insanları acımasızca katlettikleri aşikar. Çözüm aramak yerine acizliklerinden ve korkularindan dolayi hep insanları şiddetle yıldıracaklarını ve her sabah okul sıralarında “Türküm, doğruyum” sözleri ile Türk yapacaklarini sanmışlar ve yanılmışlar...

Osmanlı’nın dağılması aşamasında hemen hemen bütün ırklar kendilerine bağımsız bir devlet kurmuşlardır, ama Kürtler bir devlet olmak istememişler, yüz yıllardır beraber kardeşçe yaşadıkları insanlarla yaşamaya devam etmek istemişlerdi. Yukaridaki yazida belirtildiği gibi bir çok savaş sırasında Kürtler Türklerle omuz omuza o topraklar için kan dökmüştür. (Bugün de mükafatını alıyorlar. Dünyada eşi benzerine az rastlanan bir adada tutuklu bulunmak gibi. Ya da dillerini konuşamamak) 1915 yılında olan olaylarda yine Kürtler, Ermeniler ve Ruslara karşi kullanılmıştır. Bazı kaynaklara göre yüzbinlerce Ermeni insanın katledildiği belgelerle ortaya konulmaktadir....

Yukarıdan alıntı : “İşin acı tarafı, 19 ve 20. yüzyıllarda Osmanlı’dan bağımsızlarını kazanmış komşu ülkerin çoğu, kollektif hafızalarında Osmanlı’ya dair yalnızca bu hırçın dönemini tutmuşlar, bizlerin hatırlamaktan daha çok hoşlandığımız daha önceki müreffeh ve sulh içindeki günleri unutuvermişlerdir. “ Acaba bu satırları yazarken şunu mu söylemeye çalışıyordu yazarımız ? : Eski güzel günlerin hatırına bu kötü günleri unutalım... Saygı ve rahmetle andığımız Dink'in eşine şimdi gidip şunları mı söylemek lâzım acaba : “Sayin Rakel Hanım eski güzel günlerin hatırına bu kötü olayı unutun, biz de üzgünüz, bir daha olmaz mı diyelim. Bizler unutabiliriz. Hafizalarimizda tabii ki güzel günler olur ama eşini, kardeşini, annesini, babasını kaybeden insanin unutmasi imkânsız.

Musul’un, Kerkük’un o zamanki statüsü için Türkiye’nin referandum teklif ettiği iddia edilmiş.Bunu acaba kaynak olarak belirtebilir misiniz ? Referandum olsaymış Kürtlerin çoğu Türkiye’yi seçecekmiş! Acaba neden Türkiye Musul ve Kerkük için referandum istesin ki? Hayır Türkiye’nin o zamanlar sanayiden iyiden iyiye haberi olmadığı için Musul’u ve Kerkük’ü almak aklina gelmemistir, ve İngilizlerin yıllardır uyguladığı plan halen saat gibi işliyor ve yolunda gidiyor. Günümüzdeki olaylari ele alırsak bu büyük bir örnektir. Şimdi Türkiye bu durumun önüne geçmek için tam kadro çalışıyorlar. 2003 tezkeresinde çıkan “hayır” sonucundan sonra ABD’nin Kuzeydeki kozunu nasıl kullandığını gördük Ve bir yandan Kürtleri kullanırken bir yandan da Türkiye’yi kullanıyor! 2007 sonunda durumun neden bu kadar kızıştığını! Irak hükümetinin Kuzey Irak’ın aleyhine adımlar attığını görüyoruz! R. Tayyip Erdogan’ın ABD gezisi ve Cumhurbaşkanının da Bush ile görüşleri iyi geçmiştir ve ABD Turkiye’yi yeniden kazanmak istiyor. Buranın Ortadoğudaki stratejik önemini iyi bildiği için elinden kaçırmak istemiyor ve ayni anda İran’a karsı kullanmayı da düşünüyor. Belki de uzun vadede ABD Kürtleri Türkiye’ye karşı kullanabilecek ve şimdikten alarm zilleri çalmaya başladı.

Dil konusunda önek vermeden geçemeyeceğim: Kanada ya da Belçika bunların resmi dillerini biliyoruz sanırım. Türk aydınlarının ne kadar aydın olduklarını görmek bizlere çok acı veriyor. Birşeyler yazarken bile elinden ve içinden bu milletçiliği bırakmamalari bizleri çok üzüyor. Herşeye karşın kontrol elimizde olsun istediği var ve bunu gören insanların da buna karşı aldıkları savunma da bu denli çetin oluyor...
DTP’nin ayrılıkçı bir parti olduğunu ileri sürmüşsünüz! Kürtlerin sesi olmakta ısrarlı bir partinin defalarca kapatılmasının getirdiği sonuçlar neticesinde, bu söylemleri dile getirmemelerine karşın onlara hep bu dayatılıyor. Farkındaysanız, “Halkın Emek Partisinden” tutun da “DTP”ye kadar bütün partiler kapatılmış ve kapatılmak istenmiştir. Milletin vekillerini Kürtçe yemin etti diye cezaevine koymalar ve yıllarca suçsuz yere o milleti dört duvar arasında seslerini çıkarmasınlar diye tutuldular. Sonuc ne oldu dersiniz? Başka bir parti ve başka tüzük. Kapatıldıkça o tüzükler daha çok değişti. Şimdi özerklik talebinde bulunan DTP nin bütün arayışlarının boşa çıkmasının bir ürünüdür bu. Kenan Evren’in de söylemlerinde dile getirdiği gibi Türkiye’nin tek bir ilden yönetilmesinin yanlış olduğu bunun için bir çözüm gerektiğinin altını çizmisti. PKK’nin bu kadar büyümesinin sorumlusu Sayın Evren’in şimdi artık bu işin yasaklarla, şiddetle, bölücülükle, teror örgütü demekle çözülmeyecegini söylüyor. Bu sözcük kervanı da onlarca isim eklenebilir. Eski Orgeneral Hilmi Özkök gibi… Şimdi de yanlış yapılıyor 1999′dan bu yana ABD yönetimin de izalasyon çalışmalari gayet iyi ilerliyor. Medyanın da desteğini alarak Türkiye’nin Kürtlere ufak ( 30 dakikalik Kürtçe yayin Tv’de) hediyeler vererek kandıracağını sanıyor. Türkiye kendi içinde çözüme gitmek yerine dış güçlerin kontrolunde bu işi çözmeye çalışıyor. Son zamanların en büyük çalışması ise aydınından tutun da televizyondaki dizi filmlere kadar bütün herkes bu sorunu çözme çabasi içerisindeler (Çözüm : asimilasyon) Herkes bir ağızdan “Evet arkadaşlar, Kürd sorunumuz vardir.” Nedense hep seçim yaklaştığında bu sorun Türk kamuoyunun gündemine geliyor. Ama öncelikle şu PKK terörünü bitirmemiz gerekiyor diye nutuk atarlar. Ve insanlara siz neden PKK terör demiyorsunuz diye ver yansın ederler, Nedense kimse PKK’nin dediklerini okumuyor. Ya Arkadaş dur ben bir okuyayim, bu adamlar ne diyor. Doktorundan tutun da, avukatina kadar Insan var o örgütün içinde! Neler oluyor orda. ( Yok olmaz o zaman vatan haini olursun onlari okuyunca) Bizler bu sorunu ekonomiye, sosyal Adalete ya da adını her ne koyarsiniz ona bağlarsak geçmişten bugüne nasıl geldiyse daha da insanlarin canını yakarak ilerleyecektir… ÖNCELİK onları anlamaktan geçer.

Saygılar
</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyetin kuruluşundan ve öncesinden gelen bu sorunun verdiği en büyük patlak 12 Eylül (askerî) darbesi olmuştur. Kürtçe’nin yasaklanması ile PKK’nin olmuşması hızlı bir şekilde büyük bir örgütlenmeye gidilmiştir. Geçmişten bugüne defalarca örgütlenme ve isyanlar olmuştur ama bunu kanlı bir şekilde bastırmışlardir. Cumhuriyeti kuranlarin kararlılıkla sert bir politika uyguladığı ve insanları acımasızca katlettikleri aşikar. Çözüm aramak yerine acizliklerinden ve korkularindan dolayi hep insanları şiddetle yıldıracaklarını ve her sabah okul sıralarında “Türküm, doğruyum” sözleri ile Türk yapacaklarini sanmışlar ve yanılmışlar&#8230;</p>
<p>Osmanlı’nın dağılması aşamasında hemen hemen bütün ırklar kendilerine bağımsız bir devlet kurmuşlardır, ama Kürtler bir devlet olmak istememişler, yüz yıllardır beraber kardeşçe yaşadıkları insanlarla yaşamaya devam etmek istemişlerdi. Yukaridaki yazida belirtildiği gibi bir çok savaş sırasında Kürtler Türklerle omuz omuza o topraklar için kan dökmüştür. (Bugün de mükafatını alıyorlar. Dünyada eşi benzerine az rastlanan bir adada tutuklu bulunmak gibi. Ya da dillerini konuşamamak) 1915 yılında olan olaylarda yine Kürtler, Ermeniler ve Ruslara karşi kullanılmıştır. Bazı kaynaklara göre yüzbinlerce Ermeni insanın katledildiği belgelerle ortaya konulmaktadir&#8230;.</p>
<p>Yukarıdan alıntı : “İşin acı tarafı, 19 ve 20. yüzyıllarda Osmanlı’dan bağımsızlarını kazanmış komşu ülkerin çoğu, kollektif hafızalarında Osmanlı’ya dair yalnızca bu hırçın dönemini tutmuşlar, bizlerin hatırlamaktan daha çok hoşlandığımız daha önceki müreffeh ve sulh içindeki günleri unutuvermişlerdir. “ Acaba bu satırları yazarken şunu mu söylemeye çalışıyordu yazarımız ? : Eski güzel günlerin hatırına bu kötü günleri unutalım&#8230; Saygı ve rahmetle andığımız Dink&#8217;in eşine şimdi gidip şunları mı söylemek lâzım acaba : “Sayin Rakel Hanım eski güzel günlerin hatırına bu kötü olayı unutun, biz de üzgünüz, bir daha olmaz mı diyelim. Bizler unutabiliriz. Hafizalarimizda tabii ki güzel günler olur ama eşini, kardeşini, annesini, babasını kaybeden insanin unutmasi imkânsız.</p>
<p>Musul’un, Kerkük’un o zamanki statüsü için Türkiye’nin referandum teklif ettiği iddia edilmiş.Bunu acaba kaynak olarak belirtebilir misiniz ? Referandum olsaymış Kürtlerin çoğu Türkiye’yi seçecekmiş! Acaba neden Türkiye Musul ve Kerkük için referandum istesin ki? Hayır Türkiye’nin o zamanlar sanayiden iyiden iyiye haberi olmadığı için Musul’u ve Kerkük’ü almak aklina gelmemistir, ve İngilizlerin yıllardır uyguladığı plan halen saat gibi işliyor ve yolunda gidiyor. Günümüzdeki olaylari ele alırsak bu büyük bir örnektir. Şimdi Türkiye bu durumun önüne geçmek için tam kadro çalışıyorlar. 2003 tezkeresinde çıkan “hayır” sonucundan sonra ABD’nin Kuzeydeki kozunu nasıl kullandığını gördük Ve bir yandan Kürtleri kullanırken bir yandan da Türkiye’yi kullanıyor! 2007 sonunda durumun neden bu kadar kızıştığını! Irak hükümetinin Kuzey Irak’ın aleyhine adımlar attığını görüyoruz! R. Tayyip Erdogan’ın ABD gezisi ve Cumhurbaşkanının da Bush ile görüşleri iyi geçmiştir ve ABD Turkiye’yi yeniden kazanmak istiyor. Buranın Ortadoğudaki stratejik önemini iyi bildiği için elinden kaçırmak istemiyor ve ayni anda İran’a karsı kullanmayı da düşünüyor. Belki de uzun vadede ABD Kürtleri Türkiye’ye karşı kullanabilecek ve şimdikten alarm zilleri çalmaya başladı.</p>
<p>Dil konusunda önek vermeden geçemeyeceğim: Kanada ya da Belçika bunların resmi dillerini biliyoruz sanırım. Türk aydınlarının ne kadar aydın olduklarını görmek bizlere çok acı veriyor. Birşeyler yazarken bile elinden ve içinden bu milletçiliği bırakmamalari bizleri çok üzüyor. Herşeye karşın kontrol elimizde olsun istediği var ve bunu gören insanların da buna karşı aldıkları savunma da bu denli çetin oluyor&#8230;<br />
DTP’nin ayrılıkçı bir parti olduğunu ileri sürmüşsünüz! Kürtlerin sesi olmakta ısrarlı bir partinin defalarca kapatılmasının getirdiği sonuçlar neticesinde, bu söylemleri dile getirmemelerine karşın onlara hep bu dayatılıyor. Farkındaysanız, “Halkın Emek Partisinden” tutun da “DTP”ye kadar bütün partiler kapatılmış ve kapatılmak istenmiştir. Milletin vekillerini Kürtçe yemin etti diye cezaevine koymalar ve yıllarca suçsuz yere o milleti dört duvar arasında seslerini çıkarmasınlar diye tutuldular. Sonuc ne oldu dersiniz? Başka bir parti ve başka tüzük. Kapatıldıkça o tüzükler daha çok değişti. Şimdi özerklik talebinde bulunan DTP nin bütün arayışlarının boşa çıkmasının bir ürünüdür bu. Kenan Evren’in de söylemlerinde dile getirdiği gibi Türkiye’nin tek bir ilden yönetilmesinin yanlış olduğu bunun için bir çözüm gerektiğinin altını çizmisti. PKK’nin bu kadar büyümesinin sorumlusu Sayın Evren’in şimdi artık bu işin yasaklarla, şiddetle, bölücülükle, teror örgütü demekle çözülmeyecegini söylüyor. Bu sözcük kervanı da onlarca isim eklenebilir. Eski Orgeneral Hilmi Özkök gibi… Şimdi de yanlış yapılıyor 1999′dan bu yana ABD yönetimin de izalasyon çalışmalari gayet iyi ilerliyor. Medyanın da desteğini alarak Türkiye’nin Kürtlere ufak ( 30 dakikalik Kürtçe yayin Tv’de) hediyeler vererek kandıracağını sanıyor. Türkiye kendi içinde çözüme gitmek yerine dış güçlerin kontrolunde bu işi çözmeye çalışıyor. Son zamanların en büyük çalışması ise aydınından tutun da televizyondaki dizi filmlere kadar bütün herkes bu sorunu çözme çabasi içerisindeler (Çözüm : asimilasyon) Herkes bir ağızdan “Evet arkadaşlar, Kürd sorunumuz vardir.” Nedense hep seçim yaklaştığında bu sorun Türk kamuoyunun gündemine geliyor. Ama öncelikle şu PKK terörünü bitirmemiz gerekiyor diye nutuk atarlar. Ve insanlara siz neden PKK terör demiyorsunuz diye ver yansın ederler, Nedense kimse PKK’nin dediklerini okumuyor. Ya Arkadaş dur ben bir okuyayim, bu adamlar ne diyor. Doktorundan tutun da, avukatina kadar Insan var o örgütün içinde! Neler oluyor orda. ( Yok olmaz o zaman vatan haini olursun onlari okuyunca) Bizler bu sorunu ekonomiye, sosyal Adalete ya da adını her ne koyarsiniz ona bağlarsak geçmişten bugüne nasıl geldiyse daha da insanlarin canını yakarak ilerleyecektir… ÖNCELİK onları anlamaktan geçer.</p>
<p>Saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Enver Arcak</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-173</link>
		<dc:creator>Enver Arcak</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jan 2008 21:52:55 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/17/kurt-sorunu/#comment-173</guid>
		<description>Elinize sağlık...

[&lt;strong&gt;Editörün Notu:&lt;/strong&gt; Enver Bey, site kurallarımıza göz atarsanız, sitemizde yayınlanan eserlere ilişkin yorumların nedenselleştirilerek bize iletilmesi beklentisi içinde olduğumuzu göreceksiniz. Bir dahaki sefere, yalnızca beğeninizi dile getirmek yerine, daha kapsamlı bir kritik yapmanız dileğiyle...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Elinize sağlık&#8230;</p>
<p>[<strong>Editörün Notu:</strong> Enver Bey, site kurallarımıza göz atarsanız, sitemizde yayınlanan eserlere ilişkin yorumların nedenselleştirilerek bize iletilmesi beklentisi içinde olduğumuzu göreceksiniz. Bir dahaki sefere, yalnızca beğeninizi dile getirmek yerine, daha kapsamlı bir kritik yapmanız dileğiyle&#8230;]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
