JR Kadar Gerçek, Şehrazat Kadar Sahte!

jr.jpg

Yazan: Özgür Erbaş

Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum.

Örneğin geçen sezon sonunda iki yıllık pazartesi akşamı çilemi doldurmuş, Beyaz Gelincik dizisinin bitirmiştim. Yokluğunun, hiçliğinin, kaybettiklerinin acısını, zaliminden çıkarmaya gelmiş Çukurovalı “Beyaz Gelincik” -orada pamuğa verilen isimmiş ki bu o diziden bana kalan tek ‘bilgi’dir- şu tesadüfe bakın ki zalimine aşık olur. Aşkla intikam yemini arasında gider gelir, kendini sorgular, intikamını elden bırakmaya kıyamaz, dönmemek üzere gider, geri gelir; döne döne merkeze gelir -pervane misali- kendini ya da intikamını yaktığı noktada acıları nihayet bulur, sevdiğine kavuşur.

Şimdi yeni bir pazartesi randevum var; Bıçak Sırtı. Daha pek çok dizim var; izliyorum. Tıpkı haberleri izlediğim gibi. Hiçbiri bende infial uyandırmıyor, ağız dolusu küfür etmeme, şaşkına dönmeme, içimin cızırdamasına, yüreğimin kabarmasına, gözlerimin dolmasına yetmiyor. İzliyorum. Zaten tüm olan biten bir yerlerde, bir sette oluyor, şakacıktan, -mış gibi. Haberlerde izlediklerim, bütün gün iş nedeniyle gezdiğim sokaklarda, bazen evimin arka sokağında, bazen sevdiklerimin yaşadıkları yerlere yakın da olsa, o camdan göründüğünde set halini alıyor. Kaçışan koşuşan insanlar, figürasyon yapmak için oradalarmış gibi geliyor; gerçek olamazlar. Patlama sahnelerini Bruce Willis filmlerinden, kovalamacaları Mel Gibson filmlerinden, olay yeri incelemelerini CSI bilmemnerelerden almışlar diyorum kendime. Öyle bir yapboz hali bendeki.

İzleyici olarak sürdürdüğüm yaşamımda mail kutuma gelen linklere protesto tık’ı yapmak, yahoo ya da google grubu kişisi olmak ve bunlar üzerinden kimlik edinmek safhasına henüz geçemedim; ancak azimliyim. O da olacak. Bunları önemsiz, ‘sanal’ bulduğum için değil, daha çok mahallede kovalamaca oynarken düşüp dizimin kanayan yerine tükürüğümü sürerek büyüdüğüm, o zamanı ucundan da olsa yaşadığım ve belki de ilk defa hamburgeri ortaokul son sınıfta yediğim içindir. Susam Sokağı döneminde onunla dalga geçecek yaşta olduğum, ondan bir şey öğrendiğimi zannederek büyümediğim içindir tüm sorun. Televizyonda sorunların çözüldüğüne iman etmeden büyütüldüğüm içindir ya da. Ama Dallas’ı, JR’ı, SueAllen’ı izleyip ilkokul teneffüslerinde “Aldım çantamı koluma/ Çıktım Dallas yoluna/ Ben Bobby’i beklerken/JR girdi koluma” sözleriyle şarkı söyleyip “Yağ satarım bal satarım/Ustam ölmüş ben satarım” benzeri bir oyun oynadığımız için televizyon vazgeçilmez olmuş sanırım. Diziler de.

Dizilerle büyümenin ilginç yanı şu olsa gerek: İnsan tek bölümlük- ya da sinema filmi diyelim- bir izlenceye merak salamıyor. Ömrüne yayılan sorunlar olmadan yapamıyor; tüm sorunlar 13+13 iki sezon sürmeli en azından; kestirip atamıyor. Sonunda hep iyi şeyler olacak, herkes arınacak, tüm kötüler cezasını bulacak, iyiliğin mükâfatı mutlaka gelecek zannediyor. Dahası insan, televizyonda izlediği şeyleri hem gerçekmiş gibi hem de hayatıyla ilgisizmiş gibi yaşamayı öğreniyor. Bu nedenle o kutudan gelen her şey -mış gibi oluyor.

Hâsılı kelam, ben artık izlediğim tüm haberleri de -mış gibi algılıyorum. Türkiye’nin bir yerinde -sıfır noktası falan- birileri birilerini öldürüyormuş gibi, birileri ölüyormuş gibi, birileri acı çekiyormuş gibi, birileri bize fena halde kazık atıyormuş gibi, fena ama çok fena tongaya düşmüşüz/düşüyormuşuz gibi geliyor. Ama asla gerçekmiş gibi gelmiyor. Zaten tüm bunlar gerçek olsa, insan gerçekten ayağa kalkmadan durabilir mi? İnsanmışız da insanlıktan çıkmışız gibi yapabilir mi?

Popularity: 21% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın