<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Aslında Siz Çok Mutlu İnsanlarsınız!</title>
	<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/09/aslinda-siz-cok-mutlu-insanlarsiniz/</link>
	<description>Eleştirel Düşüncenin ve Sanatın Mabedi</description>
	<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 20:29:12 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Ergün Özkan</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/09/aslinda-siz-cok-mutlu-insanlarsiniz/#comment-341</link>
		<dc:creator>Ergün Özkan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2008 14:26:58 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2008/01/09/aslinda-siz-cok-mutlu-insanlarsiniz/#comment-341</guid>
		<description>TAHTA TOP  ( Bir Radyo Oyunu )

 BÜYÜK BİR ALAN... KALABALIĞIN UĞULTUSU... ATLI  ARABALARIN SESLERİ..
 UZAKTAN, BANDO TAKIMININ HAFİFÇE DUYULAN MARŞLARI.

YUSUF İZZETTİN-  Çadırın yanındaki beyzadeyi görüyor musun lala ?
MUHARREM-        Şehzade Vahidettin değil mi o ?
YUSUF İZZETTİN-  Şuna bak, nasıl da kasılıyor !
MUHARREM-        Bakınız efendim, Mehmet Reşat Efendi de teşrif ettiler.
YUSUF İZZETTİN-  Dünkü  gazetede bir haber vardı.  'İkinci Veliaht Vahidettin Efendi, orduya 60 çift çorap armağan etti.' diyordu. Şaşkın adamlar, küstahlar... Osmanlı Hanedanının şu anda yaşayan bir tek veliahtı vardır; o da benim, ben... Eski köye yeni adet mi getiriyorlar bunlar ?   Duyulmuş şey değil !.. (Kızgın)  'İkinci Veliaht'mış !...  Veliahtın ikincisi mi olurmuş. Onlar sıradan birer şehzadedirler. Bense veliahtım.
MUHARREM-  Bakınız efendim, Sultan  Mehmet Reşat arabasından iniyorlar.
YUSUF İZZETTİN- Sultanın hareketleri nasıl da iğreti !...  Adımlarını titrek ve kararsız atıyor. Sanki padişah o değilmiş gibi. 
MUHARREM -   Ne de olsa yaşlı bir adam efendim.
Y. İZZETTİN-    Sebep sadece yaşlı olması değil lala. Ona hariçten biat edenler... Hanedan dışı müdahaleler falan..
MUHARREM- (Heyecanlı)  Bakınız efendim; baş mabeyinciyi yanına çağırdı.(Kısa bekleme)  Bakışlarını bize çevirdiler. ( Kısa bir bekleme daha... Birden heyecanlı)  Mabeyinci Bey buraya doğru geliyor.
MABEYİNCİ-  (Saygılı)  Efendim, Sultan Mehmet Reşat Hazretleri 'HATIRAYI CELADET' in açılış töreni için, Zat-ı Alinizi huzuruna davet ediyorlar.
Y.İZZETTİN-  ( Gülümseyerek)  Birbirini davet eden edene !...Duyduğuma göre, önce  Başkumandan Vekilimiz Enver Bey, Sultan'ı davet etmiş; Sultan da şimdi bizi...  Davet edilmek herşeye rağmen güzel bir duygu.  (Mabeyinciye)  Buyurunuz efendim, gidelim.

     BANDONUN MARŞI ÖN FONA GEÇER. KALABALIĞIN SESİ ARKA FONDA...KISA SÜRE SONRA; ÖN FONDA SADECE KONUŞMALAR DUYULACAKTIR.

MEHMET REŞAT-  (COŞKULU)  Geliniz benim sevgili yeğenim. İki gözüm veliahtım. Geliniz şöyle yanıma. ( BİRKAÇ SANİYE SUSMADAN SONRA; ÜSTÜ ÖRTÜK BİR ŞAŞKINLIK, YARI  ŞAKA )  Lütfen biraz daha rahat olunuz. Görüyorum ki, bir veliaht gibi davranmıyorsunuz. Adeta çekinir gibi bir haliniz var. 
Y.İZZETTİN-  Saygıda kusur etmekten çekiniriz efendimiz. Ondan olacak. 
M.REŞAT   -  Saygı için çekinmek gerekmez ki... Her neyse, sizi, bunları konuşmak için çağırmadım.  Şimdi şu Beyazıt Meydanı'nın tam ortasına bir bakınız. Orada, dikkatinizi çeken birşey görüyor musunuz ?  
Y.İZZETTİN-  Evet, üstü siyah şallarla örtülmüş kocaman bir şey.
M.REŞAT   -  (Gİzemli güler)  Tamam işte o... Nedir acaba sizce o heyula gibi orta yerde dikilen şey ? 
Y.İZZETTİN-  ( Kısa bir düşünme süresi)  Bilemiyorum.
M.REŞAT   -  Canım, hiç olmazsa bir tahminde bulunmaya çalışınız. 
Y.İZZETTİN-  (Kararsız,kuşkulu)  Bir on buçukluk mu ?
M.REŞAT-  Düşününüz,düşününüz...
Y.İZZET-    Bir onbeş buçukluk top mu yoksa ?
M.REŞAT-  Soruma soruyla karşılık veriyorsunuz. Unutmayınız ki sorular doğruluk değeri taşımazlar.
Y.İZZET-    ( Panik içinde,kaygılı) Yoksa niyetiniz, benim veliahtlık yeteneklerimi sınamak mıdır ?  Padişahlığa uygun olup olmadığımı araştırmak mı istiyorsunuz ?
M.REŞAT-    ( Gülerek)  Neler söylüyorsunuz ?   O ne biçim bir soru ?
                  Geliniz o halde, o şeyin örtüsünü birlikte açalım. Bakalım altından
                   ne çıkacak ?  ( Açma davranışı)  Tamam işte oldu...
Y.İZZETTİN-  ( Sevinçle)  Dediğim gibi işte; onbeş buçukluk bir topmuş.
M.REŞAT   -  Durunuz, o kadar acele etmeyiniz.
Y.İZZETTİN-  Ne var, ne oldu ?
M.REŞAT   -  Bu gördüğünüz şey, gerçek bir top değil ki !... Tıpkı gerçekmiş gibi görünüyor ama...
Y.İZZETTİN-  Evet, öyle. Gerçeğinden ayırdetmek zor.
M.REŞAT   -  Tahtadan ustalıkla yapılmış olan bu top maketinin burada halka teşhir edilmesi fikri, bizim Harbiye Nazırımız Enver'in buluşudur... Laf aramızda, hayalperest ve romantik ruhlu bir adamdır bu Enver... Ayrıyeten, Evropa'lı dostları, şu yeni icat sinemayı propaganda vasıtası olarak, kendi lehlerine kullanıyorlarmış da biz niye kullanmıyalımmış.  Yani senin anlayacağın, bir yanda savaş gerçekleri, binlerce şehit, parçalanan bedenler, dağılan yuvalar, öte yanda bu maketler, bu göstermelikler...  Göya, halkın bozulmuş olan morallerini bunlar düzelteceklermiş.  Çanakkale'de savaş henüz bitmedi. Kanal'da, Suriye'de, Filistin'de kan ve gözyaşı ile, gerçekler yaşanırken bu top maketleri  mi moralleri düzeltecek ?
Y.İZZETTİN-  Bakınız efendim; Enver Bey'in yanında silindir şapkalı Alman ve Avusturya'lı büyük elçiler de var. 
M.REŞAT -  Belki de onların telkinleriydi bu maket teşhirleri falan.  Bu gibi yanılsamalarla, fantazmalarla gerçek alemdeki kayıplarımızı gizlemeye çalışıyorlar. Seyredenleri buraya çeken bu şey, bütün
karakterleriyle Osmanlı'nın, gerçek silah gücü evrenini çağrıştırıyor olması. Burada alınan ve alınacak olan kollektif bir keyiftir ama orta yerde büyük bir çelişkiyi  görmezden geliyorlar.
Y.İZZETTİN- ( Kaygılı ve çökkün; içinden konuşur)  Bu sözleriyle Sultan yoksa bana  birşeyler mi söylemek istiyor ?  Yoksa bana bir uyarı mı bu sözleri ?  Belki de uyarıdan da öte... Eğer sözleri benim anladiğım yönde şeylerse mahvoldum demektir. Yıllardır padişah olacağım günü bekledim durdum. Bu bekleyişim babamın ve Pertevniyal Sultanın telkinleriyle ta çocukluk yıllarımdan beri, kafamın içinde bir saplantıya dönüştü. (Kaygısı dorukta)  Yoksa veliahtlık ünvanım da, tıpkı bu tahta top gibi sahte miydi ? Bunu mu demek istiyor Sultan Reşat ?   En doğrusu harekete geçmeliyim. ( Sesli )  Efendimiz, sizden benim için çok büyük bir anlam taşıyan ama sizin için ufacık bir adım olacak olan bir şey istirham ediyorum. 
M.REŞAT-  Nedir o ?
Y.İZZETTİN-  Efendimiz,  Sizden sonra padişah olabilmem için bana bir güvence sağlamanızı istesem...
M.REŞAT-  ( Kahkahayla güler )  Bana ve etrafımdakilere iyice bir bakınız... Önce ben, yaşlı bir adamım. Bundan daha anlamlı bir güvence olur mu ?
Y.İZZETTİN-  Estağfurullah. Tanrı gecinden versin efendim. Ben sizden sadece yazılı bir güvence belgesi istirham ediyorum.
M.REŞAT -  Yani bir hattı hümayun mu ?  Kaygılarınız da talepleriniz de yersizdir. Veliahtlığınız Kanuni Esasi ile güvence altına alınmıştır.
Y.İZZETTİN- Evet efendim; üçüncü madde ile... Ama sizin cülusunuz sırasında bile, sarayın yüz yıllık veraset geleneği ile, o yasa maddesi çatıştırılmamış mıydı ?  Hanedanın yaşayan en yaşlı üyesi olduğunuz halde,  görmezlikten gelmişlerdi de, cülusunuz oy kullanmak suretiyle gerçekleşmemiş miydi ?
M.REŞAT-  Belki de daha iyi oldu. Demokratik bir kuralı uyguladılar. 
                                          ****

AHMET RIZA- ( Yankılı ve kararlı bir tonla )  Arkadaşlar, Veliaht Yusuf Efendi'nin rahatsızlığını Dahiliye Nazırına, Sadrazama, kardeşi Mecit Efendi'ye açtım. Hatta bir ara, padişaha bile çıktım; beni 'sen doktor musun ? ' diye payladı.  Merkezdeki arkadaşlar bu duruma  çare bulmak için bir plan hazırladılar. Sultan Mehmet Reşat Efendi'ye birden Hak vaki olursa, yerine kurallar gereği, tahta  geçmesi gereken en yaşlı aday Yusuf İzzettin Efendidir... Ama kendisi ruhsal bakımdan bazı sorunlar yaşıyor. Koskoca Devlet-i Ali, böyle bir adamın hasta iradelerine  bırakılamaz elbette. Yerine Sultan Murat'ın oğlu Selahattin Efendi'yi getireceğiz.
 
                                        ****


MUHARREM- (Üzgün)  Ah hanımefendiciğim, babanızın ünvanının elinden alınacağını kendisine söylemeniz gerekmiyordu. Kimbilir nasıl sarsılmıştır zavallı. 
ŞÜKRİYE -  Babamın  birikmiş umutlarının elinden alındığını duyar duymaz kendimi tutamadım. Onun için Sultan olmayı beklemek yaşamasının amacı haline gelmişti. Padişah olma hayali ve umuduyla yaşaması,o günleri beklemesi, onun için, padişah olma duygusunu yaşamaktan da önemli, bir hale gelmişti. Duygularımla dilime hakim olamadım. İşte geliyor, susunuz !...
YUSUF İZZETTİN- ( Bir hastalıktan yeni kurtulmuş gibidir.Derin bir iç çeker)   Biliyor musunuz çocuklar, bugün kendimi ilk kez gördüm. Kendime bir veliaht olarak, bir padişah adayı olarak bakmamayı başardım.  
ŞÜKRİYE -  (İçinden konuşur)  Babamın çok büyük bir hayal kırıklığı içinde olduğunu biliyorum. Sırf biz üzülmeyelim diye böyle söylüyor. 
Y.İZZETTİN-  O tahta top gibi sahte umutlarla geçti ömrüm. Artık gerçeği görmeye başladım.                          
            
                                          ****
                                   ****</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>TAHTA TOP  ( Bir Radyo Oyunu )</p>
<p> BÜYÜK BİR ALAN&#8230; KALABALIĞIN UĞULTUSU&#8230; ATLI  ARABALARIN SESLERİ..<br />
 UZAKTAN, BANDO TAKIMININ HAFİFÇE DUYULAN MARŞLARI.</p>
<p>YUSUF İZZETTİN-  Çadırın yanındaki beyzadeyi görüyor musun lala ?<br />
MUHARREM-        Şehzade Vahidettin değil mi o ?<br />
YUSUF İZZETTİN-  Şuna bak, nasıl da kasılıyor !<br />
MUHARREM-        Bakınız efendim, Mehmet Reşat Efendi de teşrif ettiler.<br />
YUSUF İZZETTİN-  Dünkü  gazetede bir haber vardı.  &#8216;İkinci Veliaht Vahidettin Efendi, orduya 60 çift çorap armağan etti.&#8217; diyordu. Şaşkın adamlar, küstahlar&#8230; Osmanlı Hanedanının şu anda yaşayan bir tek veliahtı vardır; o da benim, ben&#8230; Eski köye yeni adet mi getiriyorlar bunlar ?   Duyulmuş şey değil !.. (Kızgın)  &#8216;İkinci Veliaht&#8217;mış !&#8230;  Veliahtın ikincisi mi olurmuş. Onlar sıradan birer şehzadedirler. Bense veliahtım.<br />
MUHARREM-  Bakınız efendim, Sultan  Mehmet Reşat arabasından iniyorlar.<br />
YUSUF İZZETTİN- Sultanın hareketleri nasıl da iğreti !&#8230;  Adımlarını titrek ve kararsız atıyor. Sanki padişah o değilmiş gibi.<br />
MUHARREM -   Ne de olsa yaşlı bir adam efendim.<br />
Y. İZZETTİN-    Sebep sadece yaşlı olması değil lala. Ona hariçten biat edenler&#8230; Hanedan dışı müdahaleler falan..<br />
MUHARREM- (Heyecanlı)  Bakınız efendim; baş mabeyinciyi yanına çağırdı.(Kısa bekleme)  Bakışlarını bize çevirdiler. ( Kısa bir bekleme daha&#8230; Birden heyecanlı)  Mabeyinci Bey buraya doğru geliyor.<br />
MABEYİNCİ-  (Saygılı)  Efendim, Sultan Mehmet Reşat Hazretleri &#8216;HATIRAYI CELADET&#8217; in açılış töreni için, Zat-ı Alinizi huzuruna davet ediyorlar.<br />
Y.İZZETTİN-  ( Gülümseyerek)  Birbirini davet eden edene !&#8230;Duyduğuma göre, önce  Başkumandan Vekilimiz Enver Bey, Sultan&#8217;ı davet etmiş; Sultan da şimdi bizi&#8230;  Davet edilmek herşeye rağmen güzel bir duygu.  (Mabeyinciye)  Buyurunuz efendim, gidelim.</p>
<p>     BANDONUN MARŞI ÖN FONA GEÇER. KALABALIĞIN SESİ ARKA FONDA&#8230;KISA SÜRE SONRA; ÖN FONDA SADECE KONUŞMALAR DUYULACAKTIR.</p>
<p>MEHMET REŞAT-  (COŞKULU)  Geliniz benim sevgili yeğenim. İki gözüm veliahtım. Geliniz şöyle yanıma. ( BİRKAÇ SANİYE SUSMADAN SONRA; ÜSTÜ ÖRTÜK BİR ŞAŞKINLIK, YARI  ŞAKA )  Lütfen biraz daha rahat olunuz. Görüyorum ki, bir veliaht gibi davranmıyorsunuz. Adeta çekinir gibi bir haliniz var.<br />
Y.İZZETTİN-  Saygıda kusur etmekten çekiniriz efendimiz. Ondan olacak.<br />
M.REŞAT   -  Saygı için çekinmek gerekmez ki&#8230; Her neyse, sizi, bunları konuşmak için çağırmadım.  Şimdi şu Beyazıt Meydanı&#8217;nın tam ortasına bir bakınız. Orada, dikkatinizi çeken birşey görüyor musunuz ?<br />
Y.İZZETTİN-  Evet, üstü siyah şallarla örtülmüş kocaman bir şey.<br />
M.REŞAT   -  (Gİzemli güler)  Tamam işte o&#8230; Nedir acaba sizce o heyula gibi orta yerde dikilen şey ?<br />
Y.İZZETTİN-  ( Kısa bir düşünme süresi)  Bilemiyorum.<br />
M.REŞAT   -  Canım, hiç olmazsa bir tahminde bulunmaya çalışınız.<br />
Y.İZZETTİN-  (Kararsız,kuşkulu)  Bir on buçukluk mu ?<br />
M.REŞAT-  Düşününüz,düşününüz&#8230;<br />
Y.İZZET-    Bir onbeş buçukluk top mu yoksa ?<br />
M.REŞAT-  Soruma soruyla karşılık veriyorsunuz. Unutmayınız ki sorular doğruluk değeri taşımazlar.<br />
Y.İZZET-    ( Panik içinde,kaygılı) Yoksa niyetiniz, benim veliahtlık yeteneklerimi sınamak mıdır ?  Padişahlığa uygun olup olmadığımı araştırmak mı istiyorsunuz ?<br />
M.REŞAT-    ( Gülerek)  Neler söylüyorsunuz ?   O ne biçim bir soru ?<br />
                  Geliniz o halde, o şeyin örtüsünü birlikte açalım. Bakalım altından<br />
                   ne çıkacak ?  ( Açma davranışı)  Tamam işte oldu&#8230;<br />
Y.İZZETTİN-  ( Sevinçle)  Dediğim gibi işte; onbeş buçukluk bir topmuş.<br />
M.REŞAT   -  Durunuz, o kadar acele etmeyiniz.<br />
Y.İZZETTİN-  Ne var, ne oldu ?<br />
M.REŞAT   -  Bu gördüğünüz şey, gerçek bir top değil ki !&#8230; Tıpkı gerçekmiş gibi görünüyor ama&#8230;<br />
Y.İZZETTİN-  Evet, öyle. Gerçeğinden ayırdetmek zor.<br />
M.REŞAT   -  Tahtadan ustalıkla yapılmış olan bu top maketinin burada halka teşhir edilmesi fikri, bizim Harbiye Nazırımız Enver&#8217;in buluşudur&#8230; Laf aramızda, hayalperest ve romantik ruhlu bir adamdır bu Enver&#8230; Ayrıyeten, Evropa&#8217;lı dostları, şu yeni icat sinemayı propaganda vasıtası olarak, kendi lehlerine kullanıyorlarmış da biz niye kullanmıyalımmış.  Yani senin anlayacağın, bir yanda savaş gerçekleri, binlerce şehit, parçalanan bedenler, dağılan yuvalar, öte yanda bu maketler, bu göstermelikler&#8230;  Göya, halkın bozulmuş olan morallerini bunlar düzelteceklermiş.  Çanakkale&#8217;de savaş henüz bitmedi. Kanal&#8217;da, Suriye&#8217;de, Filistin&#8217;de kan ve gözyaşı ile, gerçekler yaşanırken bu top maketleri  mi moralleri düzeltecek ?<br />
Y.İZZETTİN-  Bakınız efendim; Enver Bey&#8217;in yanında silindir şapkalı Alman ve Avusturya&#8217;lı büyük elçiler de var.<br />
M.REŞAT -  Belki de onların telkinleriydi bu maket teşhirleri falan.  Bu gibi yanılsamalarla, fantazmalarla gerçek alemdeki kayıplarımızı gizlemeye çalışıyorlar. Seyredenleri buraya çeken bu şey, bütün<br />
karakterleriyle Osmanlı&#8217;nın, gerçek silah gücü evrenini çağrıştırıyor olması. Burada alınan ve alınacak olan kollektif bir keyiftir ama orta yerde büyük bir çelişkiyi  görmezden geliyorlar.<br />
Y.İZZETTİN- ( Kaygılı ve çökkün; içinden konuşur)  Bu sözleriyle Sultan yoksa bana  birşeyler mi söylemek istiyor ?  Yoksa bana bir uyarı mı bu sözleri ?  Belki de uyarıdan da öte&#8230; Eğer sözleri benim anladiğım yönde şeylerse mahvoldum demektir. Yıllardır padişah olacağım günü bekledim durdum. Bu bekleyişim babamın ve Pertevniyal Sultanın telkinleriyle ta çocukluk yıllarımdan beri, kafamın içinde bir saplantıya dönüştü. (Kaygısı dorukta)  Yoksa veliahtlık ünvanım da, tıpkı bu tahta top gibi sahte miydi ? Bunu mu demek istiyor Sultan Reşat ?   En doğrusu harekete geçmeliyim. ( Sesli )  Efendimiz, sizden benim için çok büyük bir anlam taşıyan ama sizin için ufacık bir adım olacak olan bir şey istirham ediyorum.<br />
M.REŞAT-  Nedir o ?<br />
Y.İZZETTİN-  Efendimiz,  Sizden sonra padişah olabilmem için bana bir güvence sağlamanızı istesem&#8230;<br />
M.REŞAT-  ( Kahkahayla güler )  Bana ve etrafımdakilere iyice bir bakınız&#8230; Önce ben, yaşlı bir adamım. Bundan daha anlamlı bir güvence olur mu ?<br />
Y.İZZETTİN-  Estağfurullah. Tanrı gecinden versin efendim. Ben sizden sadece yazılı bir güvence belgesi istirham ediyorum.<br />
M.REŞAT -  Yani bir hattı hümayun mu ?  Kaygılarınız da talepleriniz de yersizdir. Veliahtlığınız Kanuni Esasi ile güvence altına alınmıştır.<br />
Y.İZZETTİN- Evet efendim; üçüncü madde ile&#8230; Ama sizin cülusunuz sırasında bile, sarayın yüz yıllık veraset geleneği ile, o yasa maddesi çatıştırılmamış mıydı ?  Hanedanın yaşayan en yaşlı üyesi olduğunuz halde,  görmezlikten gelmişlerdi de, cülusunuz oy kullanmak suretiyle gerçekleşmemiş miydi ?<br />
M.REŞAT-  Belki de daha iyi oldu. Demokratik bir kuralı uyguladılar.<br />
                                          ****</p>
<p>AHMET RIZA- ( Yankılı ve kararlı bir tonla )  Arkadaşlar, Veliaht Yusuf Efendi&#8217;nin rahatsızlığını Dahiliye Nazırına, Sadrazama, kardeşi Mecit Efendi&#8217;ye açtım. Hatta bir ara, padişaha bile çıktım; beni &#8217;sen doktor musun ? &#8216; diye payladı.  Merkezdeki arkadaşlar bu duruma  çare bulmak için bir plan hazırladılar. Sultan Mehmet Reşat Efendi&#8217;ye birden Hak vaki olursa, yerine kurallar gereği, tahta  geçmesi gereken en yaşlı aday Yusuf İzzettin Efendidir&#8230; Ama kendisi ruhsal bakımdan bazı sorunlar yaşıyor. Koskoca Devlet-i Ali, böyle bir adamın hasta iradelerine  bırakılamaz elbette. Yerine Sultan Murat&#8217;ın oğlu Selahattin Efendi&#8217;yi getireceğiz.</p>
<p>                                        ****</p>
<p>MUHARREM- (Üzgün)  Ah hanımefendiciğim, babanızın ünvanının elinden alınacağını kendisine söylemeniz gerekmiyordu. Kimbilir nasıl sarsılmıştır zavallı.<br />
ŞÜKRİYE -  Babamın  birikmiş umutlarının elinden alındığını duyar duymaz kendimi tutamadım. Onun için Sultan olmayı beklemek yaşamasının amacı haline gelmişti. Padişah olma hayali ve umuduyla yaşaması,o günleri beklemesi, onun için, padişah olma duygusunu yaşamaktan da önemli, bir hale gelmişti. Duygularımla dilime hakim olamadım. İşte geliyor, susunuz !&#8230;<br />
YUSUF İZZETTİN- ( Bir hastalıktan yeni kurtulmuş gibidir.Derin bir iç çeker)   Biliyor musunuz çocuklar, bugün kendimi ilk kez gördüm. Kendime bir veliaht olarak, bir padişah adayı olarak bakmamayı başardım.<br />
ŞÜKRİYE -  (İçinden konuşur)  Babamın çok büyük bir hayal kırıklığı içinde olduğunu biliyorum. Sırf biz üzülmeyelim diye böyle söylüyor.<br />
Y.İZZETTİN-  O tahta top gibi sahte umutlarla geçti ömrüm. Artık gerçeği görmeye başladım.                          </p>
<p>                                          ****<br />
                                   ****</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
