Naylon Çorap

Yudit Namer 

sahiplenemediğim kadınlık…
tırnakların yırtmasın diye törpülendiği,
çorabı yırtınca varlığına sövdüğüm,
kapısından içeri sığamadığım, çizen, çürüten, çiğneyen kadınlık…

kolaydı,
içeride bir yerlerde yanardı bir zamanlar sadece,
varlığından haberdar olmasan da dolanırdı hücrelerde,
çıkardı ortaya kendiliğinden öpülmek isteyip öptürmeyince,
davetkarlığındaydı işin,
kucakta düşünmeden oturmasındaydı,
çabalamadan güzel kokmasındaydı,
oyun sonrası terinden utanmamasındaydı,

oynaşmasındaydı…

içeride yanan durmadı sonra,
çıkıverdi bir öğleden sonra.
şaşkınlık korkuya karıştı; gurur oldu, küstahlık oldu, güzellik, çirkinlik oldu başkasının gözünde.
boyalar o zaman girdi işin içine,
örtüler, renkler, benim olmayan, bana yakıştırılan
giyemediğim…
oyun oynamadım ki terleyeyim,
terlemedim ki nasıl koktuğumu hatırlayayım.
kucak yasak, öptürmek ayıp, öptürmemek mesai
savaşa döndü aynaya bakmak bile
o kim, yabancı
yordu varolmak
çocuk kayıp
erkeklik caiz değil
cinsiyet acı…

sahiplenemediğim kadınlık,
bir öğleden sonra gelen,
yoran, ben olamayan kadınlık,
tırnaklarımı hiç törpüleyemeyen…

o naylon çorabı hiç kaçırmadan giyemedim…

Popularity: 62% [?]

Kimlik, Vatandaşlık ve Anayasa

Yazan: Ayhan Ulusoy

kimlik-anayasa.jpg

[Editörün Notu: Bu yazı, Ayhan Bey’in, “Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye’nin Kürt Sorunu” adlı eserinden alınmış ve Radikal Gazetesi’nde yayınlanmıştır.]

Malum, parlamentomuz yeni bir anayasa hazırlığı içerisinde. Bugün sizlerle, bu yeni anayasanın kimlik ve vatandaşlık hususlarında nasıl olması gerektiği üzerine düşüncelerimiz paylaşacağız.

Kimlik, bugünün dünyasında karmaşık ve iç içe geçmiş bir yumak haline gelmiştir. Ataları İrlanda’dan Amerika’ya göçmüş birisi, kendini hem İrlandalı, hem Amerikalı, hem kadın, hem gazeteci, hem katolik, hem New York’lu, hem Brooklyn’li, hem Yale’lı, hem demokrat, hem çevreci, hem de yalnızca bir insan olarak tanımlayabilir. Eğer isterse de bunlardan bir veya birkaçını diğerlerinden öne çıkarabilir. Kimlik unsurları, etnik, dilsel, millî, dinî, meslekî, siyasî, cinsî, kısacası insanları birbirinden ayıran her hangi bir özellik olabilir. eserin devamı »

Popularity: 43% [?]

Hayatla Yaşam Arasında

Yazan: Yunus Emre (mahlas)

Sevgili doktorum,
Sık sık gemilerimde yanma hissediyorum…
Söylenmemiş sözlerden geriye kalanlar vuruyor sahillerime,
Vazgeçilmiş anlatımlar vuruyor,
Sahillerim zonkluyor…
Öyle çok birikmiş ki nerdeyse ‘hepsi’ olmuşlar yeniden…
Boğazımda düğümlenmiş,
Ve ses tellerimde bir nodül oluşturmuşlar…
Kış bitmeden aldırmam gerekiyormuş… eserin devamı »

Popularity: 39% [?]

19 Ocak’ta Ne Olmuştu?

Yazan: Özgür Erbaş

Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatırlarınız(mız)da başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı.

Başka ne oldu? Hep birlikte yürümüştük, hava ısırsa da sıcaktı. Ne kadar kalabalık olduğumuzu görmüştük; vesilesinden bağımsız olarak iyi gelmişti niyeyse. Hrant’ın ayakkabısının altındaki delikten, öldürülmüş olduğu gerçeğinden fazla konuşmuştuk. Rakel’in konuşmasının ne kadar da duygulu olduğundan, bizleri ne kadar etkilediğinden söz ettik. Ama bizlerden başka kimleri etkilediğini pek sormadık. eserin devamı »

Popularity: 39% [?]

Kabil Nişanı

demian01.jpg

Yazan: Ayça Sağlam

“Kuş yumurtadan çıkmaya çalışır. Yumurta dünyadır. Her kim doğmak isterse, önce dünyayı yok etmelidir. Kuş tanrıya uçar. Tanrının adı Abraxas’tır.”

Hermann Hesse’nin yalnızca üç haftada yazdığı Demian, küçük bir çocuğun yaşamında, çoğu kişi için sıradan sayılabilecek bir felaketle başlar. Hesse, romanı 1919′da “Emil Sinclair” takma adıyla yayınlamıştır fakat daha sonra yazarın Hesse olduğu ortaya çıkmıştır. Emil, Hesse’nin çok sevdiği şair Novalis’in bir arkadaşının ismi idi. Romanda olayları anlatan çocuğun adı da Emil Sinclair’dir. Hesse’nin romanı yazdığı dönem, hayatının en karanlık devrelerinden birine rastlamaktadır. Savaşın yanı sıra, Hesse’nin babası ölmüş, oğlu ağır hastalanmış ve karısının da psikolojisi oldukça bozulmuştu. Hal Heger’ın da söylediği gibi bu dönemde yazılan Demian, yazarın üzüntüsü ve acısıyla başa çıkmak için yazıldığı varsayılabilir. eserin devamı »

Popularity: 33% [?]

Sophisticated Lady

sarah_vaughan01.jpg

Yazan: Ayşegül Sütçü
(nam-ı diğer
mutluelma)

Hayatımın hiç bir döneminde akşama ne pişireyim demem gerekmemişti. Ana baba evindeyken bir gün bir fırsat doğmuştu; ancak onda da annemin, ameliyat olmuş yatarken bana detaylıca verdiği tarif üzerine pişirdiğim tel şehriye çorbasını -nedense minyatür spagetti gibi olmuştu- çatalla yemek zorunda kalmasıyla mutfak serüvenim başladığı gün sona ermişti. Şimdilerde de evde haftada bir gün yemek pişirecek olsam sanırım çoluk çocuk ev ahalisi beni gözyaşları içerisinde alkışlarlar.

Malum bizler yeni dünya düzeninin iş hayatını ev hayatına tercih etmek zorunda kalan “yeni” kadınları olarak; yarın hangi dosyaları yetiştireyim ya da hangi yeni yayınları tarayayım, yarınki hastalarla neler konuşmalıyım acaba diye düşünmekten (düşündürülmekten de diyebilirim edilgen bir tavır alırsam -ki bazen sandığımızdan daha edilgen olduğumuzu düşünüyorum) akşama ne pişireyim demeyi hic öğrenememiş bir kuşağız. Büyürken ve hatta bazılarımız için halen bu işi genellikle annelerimize bırakmış olmanın rahatlığı bizi bir ölçüde kurtarıyor olsa da gelecekte biz yeni kadınların yepyeni kızları kime bırakacaklar bu işi, merak ediyorum. eserin devamı »

Popularity: 37% [?]

Magritte - “İmkansızı Denemek” Üzerine

rene_magritte_attempting_the_impossible.jpgYazan: Yudit Namer

O hiç kendine alışamamıştı. Bedenini de adını da kavrayamamıştı. Adını ve bedenini kavrayanları anlayamamıştı. Tek anladığı, içerlemesiydi, aynaya baktığında gördüğüne. Herkes bu kadar aitken adına ve bedenine, içine sinmemesiydi yaradılışı; diğer kadınlar gibi aynaya gülerek bakamamasıydı, kendini boyarken. Savaş boyları sürüp, ad ve beden faşistlerine saldırmayı beklemesiydi.

Uğraşsa çözebilirdi belki. Çözse bir işe yarayabilirdi belki. Yarasa adını sevmiş gibi yapabilirdi belki… eserin devamı »

Popularity: 31% [?]

Sallama Martı

sallama_marti1.jpgYazan: Yudit Namer

Ev, kişinin kendi olabildiği yerdir. Ev insanın rahat olabildiği yer olmak zorunda değildir; kendi olabilmek, hatta salt kendi olabilmek çok sancılı ve gayet de rahatsız bir süreç olabilir. Bu süreçte kişi, doğumundan beri içselleştirdiği ailesel, toplumsal, ahlaki değerleri, düşünceleri yoklar ve hangisinin “kendi” tanımına uyduğunu, hangisinin dayatmalar sonucu istemediği halde benliğine dahil edildiğini keşfeder. Kendini tanımlama sürecinde kişi, çevresindeki değerlerle ters düştüğünü anlarsa, ailesini, sevdiklerini, içinde yaşadığı toplumu karşısına alabilir, yalnız kalabilir, mutsuz olabilir. Bu yüzden ev, kişinin kendi olma sürecindeki bu rahatsızlıkla, bu mutsuzlukla barışıp, onu kabullenebildiği ve onu doyasıya yaşayabildiği yerdir. eserin devamı »

Popularity: 28% [?]

Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye’nin Kürt Sorunu

kurt_sorunu.jpg

Yazan : Ayhan Ulusoy<ulusoy@yorumlayanlar.com>, Ocak 2008

KISA TARİHÇE

 

Osmanlı’nın sonu

Osmanlı imparatorluğunun sonunu başlıca altı unsur getirmiştir:

  1. Fransız ihtilaliyle yayılan milliyetçilik akımları;
  2. Osmanlının önceleri ıskalayıp, sonrasında da marjına düştüğü endüstri devrimi;
  3. Yine Osmanlı’nın ıskaladığı, daha sonra da Tanzimat’tan başlayarak, dağılana dek yakalamaya çalıştığı modernleşme ve demokratikleşme hareketi;
  4. Son zamanlarda devlet yapısındaki kokuşmuşluk;
  5. Bağnazlık;
  6. Dış güçlerin oyunları.

eserin devamı »

Popularity: 54% [?]

Aslında Siz Çok Mutlu İnsanlarsınız!

Yazan: Ebru “Şebzindedâr” Akman

son_yemek.jpg
Bir gün bir öykü yazmıştım, birkaç saat içinde satırlar parmaklarımdan dökülüvermişti. 8–10 sayfalık öykümün kendini anlatmadaki zayıflığına, anlatmak istediğim şeyin belirsiz kaldığına o kadar emin olmalıyım ki içten içe, sonuna karakterlerimin yaşadıklarını bir iki cümle ile özetleyen bir çömlekçi ekleyivermiştim. Beğenecek mi bakalım diye öykümü okuduğum arkadaşım “ikinci paragrafı başa alsan benim ilgimi daha çabuk çeker bu öykü” ve buna bir benzer birkaç yorum daha yaptıktan sonra söylediklerinde beni en çok düşündüren şey “sonundaki o TRT çömlekçisini kaldır at” demesi olmuştur. TRT çömlekçisi… Kendimi anlatamadığımdan son derece emin olarak böyle bir kısım eklemiştim ve arkadaşım da “TRT çömlekçisi” tabiriyle tam da bunu anlatıyordu. eserin devamı »

Popularity: 31% [?]

JR Kadar Gerçek, Şehrazat Kadar Sahte!

jr.jpg

Yazan: Özgür Erbaş

Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum. eserin devamı »

Popularity: 23% [?]

Yeni Zelanda’nın İşgali ve Hazırlayan Sebepler

amore.jpg

Yazan: Ebru “Şebzindedâr” Akman

Bugün kahve falında bana “hiç tahmin etmediğin bir aşkın haberini alacaksın” dediler. İlerleyen saatlerinde günün, aldım gerçek bu haberi. Âşık olduğum günkü kadar sevindim bu aşka ben. Zihin durmaz ya, benimki de durmadı; bu hayatta bir ben eksikmişim gibi aşk konusunda üfürmemiş olan, katılmaya karar verdim üfürmüşlerin arasına. Bu sözünü ettiğim aşkta beni en heyecanlandıran kısım fena halde idrak içinde, dediğim dedik birinin âşık olması ve bu idraki ile aşkını aynı kefeye nasıl koyacağını merak etmemdir. O iş nasıl ilerleyecek göreceğiz elbet ama ben üfürmeme ivedilikle başlamalıyım, hem de bir iki klişe ile ya da aşk hakkında çok belki de az bilinenlerin bir kısmı ile:

- Aşk, hastalıklı bir haldir.

- Aşk, duygulanım nesnesinin yani mâşuğun sonsuz yüceltilmesini içeren bir süreçtir. Hüsran durumunda yerin dibine batırılmasını da.

- Aşk, bunların yanı sıra mâşuğun âşığa yani insanın kendisine ne kadar da benzediğini ‘kanıtlamayı’ içeren bir süreçtir. eserin devamı »

Popularity: 31% [?]

Tangram

kedicik.jpgYazan: Ayşegül Sütçü

Mecburi hizmet anıları askerlik anıları gibidir, anlat anlat bitmez. Bir bakıma bir mecburi hizmet anısı bir bakıma da bir aşk hikâyesi burada anlatacağım…

Yıllarca koyu bir kedisever olup, babamın sevmediğini açıkça beyan etmesi ve annemin “aman kızım, baban bir gün ters davranır hayvanlara, atar evden, günaha girer” tarzı caydırmaları nedeniyle eve kedi sokamamış olan ben, Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasında ailemle iki şeyin kavgasını yaptım:

1. Kesinlikle mecburi hizmete gideceğim, kuraya uzak bir yer yazacağım ve kesinlikle siz peşimden gelmeyeceksiniz (tek çocuğum ya, biliyorum başıma gelecekleri).
2. Evime istediğim kadar kedi alacağım, hatta garantilemek için kediyi buradan beraberimde götüreceğim. eserin devamı »

Popularity: 33% [?]

Yalancı Dolma

dolma1.jpgYazan: Ayşegül Sütçü

nam-ı diğer mutluelma

Bir kitap okudum, paylaşırsam okuduğuma daha da değecek, daha bir gelişecek sanki içeriği… İtiraf etmeliyim, okurken çevremde olanlar kitap bitse de kurtulsak dediler, her öykünün ardından ortaya çıkıveren birilerine anlatma dürtüm yüzünden. Anlattıklarım kimsenin ilgisini çekmedi açıkçası ama ben burada okuma sonrası bende kalanları anlatmaya çalışayım, bir ilgilenen çıkar belki…
Kitap Jorge Luis Borges’in bir öykü kitabi. İletişim yayınlarından çıkmış, 1998 birinci baskı (belli ki hemen herkes kitaba beni dinle(me)yenler gibi ilgisiz kalmış, ikinci baskısı yapılamamış). Çeviriler Tomris Uyar ve Fatih Özgüven’e ait ve çevireninin kim olduğu her öykünün sonunda ayrı ayrı belirtilmiş.
Daha önce “Kum Kitabi”nı severek okuduğumdan bu kitabı seçerken hiç zorlanmadım; bildik olanın tadı damağımda, bilinmeyene (ama öngörülene) iştahla saldırdım da denebilir… eserin devamı »

Popularity: 40% [?]

Türkiye’deki Dinler Arası Savaş

dinler01.jpg
Yazan:
Kerem Kandemir

Elbette, yazının başlığı, ilkin, okurun aklına “Bu savaş hangi dinler arasında?” sorusunu getiriyor. Türkiye’deki hakim din olan Sünni İslam karşısında, onunla iktidar mücadelesi verebilecek güçte başka bir din, başka bir inanç sitemi var mı ki? eserin devamı »

Popularity: 42% [?]