Naylon Çorap
Coya sahiplenemediğim kadınlık… tırnakların yırtmasın diye törpülendiği, çorabı yırtınca varlığına sövdüğüm, kapısından içeri sığamadığım, çizen, çürüten, çiğneyen kadınlık…
Coya sahiplenemediğim kadınlık… tırnakların yırtmasın diye törpülendiği, çorabı yırtınca varlığına sövdüğüm, kapısından içeri sığamadığım, çizen, çürüten, çiğneyen kadınlık…
Yazan: Ayhan Ulusoy [Editörün Notu: Bu yazı, Ayhan Bey'in, "Somut Çözüm Önerileriyle - Türkiye'nin Kürt Sorunu" adlı eserinden alınmış ve Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.] Malum, parlamentomuz yeni bir anayasa hazırlığı içerisinde. Bugün sizlerle, bu yeni anayasanın kimlik ve vatandaşlık hususlarında nasıl olması gerektiği üzerine düşüncelerimiz paylaşacağız. Kimlik, bugünün dünyasında karmaşık ve iç içe geçmiş bir yumak haline gelmiştir. Ataları İrlanda’dan Amerika’ya göçmüş birisi, kendini hem İrlandalı, hem Amerikalı, hem kadın, hem gazeteci, hem katolik, hem New York’lu, hem Brooklyn’li, hem Yale’lı, hem demokrat, hem çevreci, hem de yalnızca bir insan olarak tanımlayabilir. Eğer isterse de bunlardan bir veya birkaçını diğerlerinden öne … Eserin devamı
Yazan: Özgür Erbaş Hrant ölmüştü. Öldürülmüştü. Aramızdan onu “beyaz bereli” biri almıştı. Geriye hatıralarınız(mız)dan başka ne kaldı? O beyaz berelinin kırmızı gömlekli avukatı. O beyaz berelinin adının kısaltması -ki hani çocuktu ve adının yasal olarak gizlenmesi gerekiyordu da geçenlerde kemik yaşı 19 çıktı da çocuk olmaktan çıktı. Başka ne oldu? Hep birlikte yürümüştük, hava ısırsa da sıcaktı. Ne kadar kalabalık olduğumuzu görmüştük; vesilesinden bağımsız olarak iyi gelmişti niyeyse. Hrant’ın ayakkabısının altındaki delikten, öldürülmüş olduğu gerçeğinden fazla konuşmuştuk. Rakel’in konuşmasının ne kadar da duygulu olduğundan, bizleri ne kadar etkilediğinden söz ettik. Ama bizlerden başka kimleri etkilediğini pek sormadık.
Yazan: Ayça Sağlam “Kuş yumurtadan çıkmaya çalışır. Yumurta dünyadır. Her kim doğmak isterse, önce dünyayı yok etmelidir. Kuş tanrıya uçar. Tanrının adı Abraxas’tır.” Hermann Hesse’nin yalnızca üç haftada yazdığı Demian, küçük bir çocuğun yaşamında, çoğu kişi için sıradan sayılabilecek bir felaketle başlar. Hesse, romanı 1919′da “Emil Sinclair” takma adıyla yayınlamıştır fakat daha sonra yazarın Hesse olduğu ortaya çıkmıştır. Emil, Hesse’nin çok sevdiği şair Novalis’in bir arkadaşının ismi idi. Romanda olayları anlatan çocuğun adı da Emil Sinclair’dir. Hesse’nin romanı yazdığı dönem, hayatının en karanlık devrelerinden birine rastlamaktadır. Savaşın yanı sıra, Hesse’nin babası ölmüş, oğlu ağır hastalanmış ve karısının da psikolojisi oldukça … Eserin devamı
Yazan: Ayşegül Sütçü (nam-ı diğer mutluelma) Hayatımın hiç bir döneminde akşama ne pişireyim demem gerekmemişti. Ana baba evindeyken bir gün bir fırsat doğmuştu; ancak onda da annemin, ameliyat olmuş yatarken bana detaylıca verdiği tarif üzerine pişirdiğim tel şehriye çorbasını -nedense minyatür spagetti gibi olmuştu- çatalla yemek zorunda kalmasıyla mutfak serüvenim başladığı gün sona ermişti. Şimdilerde de evde haftada bir gün yemek pişirecek olsam sanırım çoluk çocuk ev ahalisi beni gözyaşları içerisinde alkışlarlar. Malum bizler yeni dünya düzeninin iş hayatını ev hayatına tercih etmek zorunda kalan “yeni” kadınları olarak; yarın hangi dosyaları yetiştireyim ya da hangi yeni yayınları tarayayım, yarınki hastalarla … Eserin devamı
Yazan: Coya O hiç kendine alışamamıştı. Bedenini de adını da kavrayamamıştı. Adını ve bedenini kavrayanları anlayamamıştı. Tek anladığı, içerlemesiydi, aynaya baktığında gördüğüne. Herkes bu kadar aitken adına ve bedenine, içine sinmemesiydi yaradılışı; diğer kadınlar gibi aynaya gülerek bakamamasıydı, kendini boyarken. Savaş boyları sürüp, ad ve beden faşistlerine saldırmayı beklemesiydi. Uğraşsa çözebilirdi belki. Çözse bir işe yarayabilirdi belki. Yarasa adını sevmiş gibi yapabilirdi belki…
Yazan: Coya Ev, kişinin kendi olabildiği yerdir. Ev insanın rahat olabildiği yer olmak zorunda değildir; kendi olabilmek, hatta salt kendi olabilmek çok sancılı ve gayet de rahatsız bir süreç olabilir. Bu süreçte kişi, doğumundan beri içselleştirdiği ailesel, toplumsal, ahlaki değerleri, düşünceleri yoklar ve hangisinin “kendi” tanımına uyduğunu, hangisinin dayatmalar sonucu istemediği halde benliğine dahil edildiğini keşfeder. Kendini tanımlama sürecinde kişi, çevresindeki değerlerle ters düştüğünü anlarsa, ailesini, sevdiklerini, içinde yaşadığı toplumu karşısına alabilir, yalnız kalabilir, mutsuz olabilir. Bu yüzden ev, kişinin kendi olma sürecindeki bu rahatsızlıkla, bu mutsuzlukla barışıp, onu kabullenebildiği ve onu doyasıya yaşayabildiği yerdir.
Yazan: Ebru “Şebzindedâr” Akman Bir gün bir öykü yazmıştım, birkaç saat içinde satırlar parmaklarımdan dökülüvermişti. 8–10 sayfalık öykümün kendini anlatmadaki zayıflığına, anlatmak istediğim şeyin belirsiz kaldığına o kadar emin olmalıyım ki içten içe, sonuna karakterlerimin yaşadıklarını bir iki cümle ile özetleyen bir çömlekçi ekleyivermiştim. Beğenecek mi bakalım diye öykümü okuduğum arkadaşım “ikinci paragrafı başa alsan benim ilgimi daha çabuk çeker bu öykü” ve buna bir benzer birkaç yorum daha yaptıktan sonra söylediklerinde beni en çok düşündüren şey “sonundaki o TRT çömlekçisini kaldır at” demesi olmuştur. TRT çömlekçisi… Kendimi anlatamadığımdan son derece emin olarak böyle bir kısım eklemiştim ve arkadaşım da … Eserin devamı
Yazan: Özgür Erbaş Son bir buçuk yıldır fasılasız televizyon izliyorum. Dizilerim var, onları takip ediyorum. Heyecanlanıyorum, kahramanlar adına korkuyorum; ütünün fişini çek, diye sesleniyorum; ulan ahlaksızlar diye sinirleniyorum. Ama bir yandan çekirdeğimi çitleyip çayımı da içiyorum; tam olarak kaptırmıyorum, durumun gereğini yapıyorum. Dizinin sonunun daha ilk bölümden nasıl olacağını biliyorum; mutlu sonla biteceğini, bütün sevenlerin kavuşacağını, tüm küslerin barışacağını, kötü yasaların işlemeyeceğini yani her şeyin hayatın olağan akışına ters biçimde gelişeceğini bilmekle birlikte seyrediyorum.
Yazan: Ebru “Şebzindedâr” Akman Bugün kahve falında bana “hiç tahmin etmediğin bir aşkın haberini alacaksın” dediler. İlerleyen saatlerinde günün, aldım gerçek bu haberi. Âşık olduğum günkü kadar sevindim bu aşka ben. Zihin durmaz ya, benimki de durmadı; bu hayatta bir ben eksikmişim gibi aşk konusunda üfürmemiş olan, katılmaya karar verdim üfürmüşlerin arasına. Bu sözünü ettiğim aşkta beni en heyecanlandıran kısım fena halde idrak içinde, dediğim dedik birinin âşık olması ve bu idraki ile aşkını aynı kefeye nasıl koyacağını merak etmemdir. O iş nasıl ilerleyecek göreceğiz elbet ama ben üfürmeme ivedilikle başlamalıyım, hem de bir iki klişe ile ya da aşk … Eserin devamı