Yıllar Sonra Uyuyan Güzel’in Ülkesindeyim…
October 30th, 2007 at 7:15 pm (Anlatı)
Yazan: Lenore
Seneler, senelerce önce bir kız vardı. Video’da bir sürü peri masalı filmi izlerdi. (Çok masalsı oldu bu cümle, çok) Yıllar sonra o filmlerden biri tekrar eline geçti: Uyuyan Güzel. Heyecanla karşısına geçip izlemeye başladı filmi. Ama her şey çok değişmişti…
Masalları bilirsiniz. Kim bilmez ki. Küçükken her hafta tekrar “Çirkin”e aşık olurdu “Güzel”, saçlarını uzatırdı Rapunzel. Uykuya dalardı güzel bir kız. Erkek kardeşini kurtarırdı Gretel. Ben de izlerdim. İzlemek ayrı bir zevkti: Rengarek, büyülü bir atmosfer vardı bu filmlerde dış dünyada rastlayamayacağınız. Peri masalları küçükken çok etkileyiciydi.
Seneler sonra, Uyuyan Güzel filmini bulduk. En başta “aa bu elfi hatırlıyorum” gibi yorumlarla izledik, “Evet, evet tam burada kardan bir parça kopartacak”. O tanıdık duygu kapladı içimizi. Isındık. Sonra tekrar soğumaya başladık. Bizi soğutan gerçeklerdi elbet. O film atmosferinde kaybolan küçük zihinlerimiz şimdi gerçeğin ta kendisini uyuyan güzelin rüyasına sokmak zorundaydı. Masalın her karesinde kendimden bir parça buldum. Sırf kendimden değil, tüm kadınlardan. Daha önce dikkatimi çekmeyen bir sürü şeye istemeden de olsa dikkat ettim. Mesela dikiş diken kadınlardan biri: Uyuyan güzele bir şey olmasın diye dikiş dikmek yasaklandığında işsiz kalacak olan kadın. O da bir parçamızdı bizim, dikkat etmediğimiz, önemsemediğimiz. Bir köşeye attığımız ve hor gördüğümüz, başka şeyler uğruna rahatça feda edebildiğimiz bir parçamızdı. Küçükken o kadını farkedememiştim bile. Sonra, baloya davet edilmeyen periye ne demeli? Bize iyi şeyler vaad etmediği için bastırdığımız bir parçamız yok mudur her zaman? Kimileri id der buna (kim acaba o kimileri), kimileri hayvani dürtülerimiz. Ama oradadır hep o da. Ve cezalandırır bizi, gereksiz bir uykuya daldırır. Ya uyuyan güzel? En pasif parçamızdır o da bizim, biz kadınların. Sürekli uyuyan kalbimiz pasif olarak bir sevgili tarafından uyandırılmayı bekler. Ona ulaşır ve bağlandıkça bağlanırız. Hayatımızın amacının aşk olduğunu sanan romantik parçamızdır uyuyan güzel. Tüm bu parçalar küçükken masalsı ve harika gelir bize, büyüyünce ise traji-komik. Büyümeyi hiç istemeyen parçamızı Peter Pan’e emanet eder ve filmin aslında hep bildiğimiz sonunu izleriz.
Tüm bu kadın karakterlerle yetinmedim hem de. Üzerlerindeki kıyafetlere de dikkat ettim. Küçükken gene hiç dikkat etmemişim. Dikiş dikmek yasaklanınca hikayede, herkes olduğu kıyafetle kalıyormuş senelerce. Yırtık pırtık, eskimiş ama hala lüks olduğu göze çarpan o kıyafetleri yanlışlıkla üstümüze yapıştırdığımız eskimiş toplumsal rollere benzettim. (Nereden geliyor benim aklıma bunlar?) Annelik mesela, iyice eskimiş hatta üzerine yama bile yapamayacağımız kadar eskimiş bir toplumsal kıyafet değil mi? Ama toplumsal, ama hayvani. Kadınların asla üzerinden çıkartamayacağı bir kıyafettir annelik. Kimileri bunalır bu kıyafetten ve isyan eder krala. Ama uyuyan güzelin iyiliği için dikiş dikilmemelidir. Kimileri, sadece kimileri bunlar. Peki ya doğduğumuzdan beri üzerimizde taşıdığımız gelinliğe ne demeli? Grileşmiş ve solmuş da olsa giymeye devam etmek zorundayız. Gene…Uyuyan güzelin iyiliği için. Uyuyan güzel için ne yapılmaz ki! Toplumda ne var ne yoksa, uyuyan güzel için.
Bir de doğmadan önce üzerimize yapıştırılan sıfatlar var. Bu sıfatları da periler vermiş bize: Zeka, asalet, güzellik, başarı, mutluluk… Uyuyan romantik parçamız sürekli bu kavramların içini doldurma savaşı verir durur. Vahşi parçamız uzaktan güler bu duruma: Uyumaktadır çünkü o güzel, akıllı, başarılı parça. Ya en baştan her şey geriye alınacaktır ve davet edilecektir davet edilmeyen peri, sunacaktır vahşi dileklerini ya da pasif romantik prensesimiz yıllarca uyuyacaktır prensi beyaz atıyla (artık limuzin mi desek ata?) sarmaşık dolu evinden kendini kurtarıncaya dek.
İşte böyle izledim istemeye istemeye yıllar sonra Uyuyan Güzel’i. Küçükken çok korktuğum o parçayı mırıldanıyordu gene kötü kalpli vahşi peri. Bu sefer haklı buldum onu ama, çok saf buldum bir de uyuyan güzeli. Hem neden saklamış herkes uyuyan güzelden gerçeği? Küçük halim şimdi görseydi dalga geçerdi filmi izleyişimle. “İzle gitsin yahu, masal işte, film işte.”
Film bitti: Mutlu son (Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar…)
Popularity: 33% [?]

Tuğçe Ayteş şöyle yorumlamış:
October 6th, 2008 at 8:44 pm
Yurtdışında (Avrupa-Amerika vs) Lenore’nin tam da bahsettiği bu unsurlara tepki olarak anti-masallar yazılıyormuş. Hatırladığım kadarıyla feminist yazarlar üstlenmiş bu görevi. Küçük kızların kırılgan ve savunmasız olduklarını düşünmemeleri için… Bu masallarda prensesler, prenslerin onları kurtarmasını beklemiyor, içinde bulundukları zor durumdan bizzat kendileri çıkmaya çalışıyorlar, kendi ayakları üstünde duruyorar. Lenore’nin dediği gibi, küçükken izlerken çok eğlenceli ve hoş gelen bu klasik masallar büyüyünce “Yahu benim beynimi nelerle yıkamışlar?” diye bir uyanışa neden oluyor. Neyseki “uyuyan güzeller” olamaktansa “uyanan güzeller” olamk yeğdir.