Necrophania
October 22nd, 2007 at 1:52 pm (Şiir)

Belgin Zorlu
… yüzüme dair tek hatırladığım ise… is
… tek hatırladığım bu.
duyulmasın sesi diye, parmak uçlarımda suya yönlendirdim bedenimi
gün dağılmak üzereydi sesinden ellerim titrerken
sol şakağımın hemen altı, titreyen sağ elimin serçe parmağının teri ile tenime nefes verdi
parmağım hızla kalktı nefesi verdiği gibi, bedenime sarılmış pelerinim bağların kokusundan bir an bile ayrılmıyordu.
anlatmak değil meselem, olamaz da
is senin meselen değil, vermem de
ses de onların meselesi değil
… tertemiz olmuşum aniden, öğrenmiş eklemlerim, benden daha hızlı algılıyor olsa gerek diye düşündüm, sakındığımı sanarak yüzümü pamuğa çevirdim
suyumun çekilmesine izin verdiğim an… ne kıymetli… tüm bir günü aynı hareketi tekrar yaptığım ana kadar, savunmaları seyrederek geçiriyorum
… tam gün dağılmak üzereyken çini sobamın alevi de ona eşlik ediyordu, inadına inadına yanaşmıştım yanına, yüzümü kaplayan is, aleve verdiğim nefesten bana kalan tek notaydı
nasıl diyebilirdim ki “buyurma”
la diyez, sol bemol
bambaşka yönlere uçuşan, hızla yol almaya çalışan, bakmaya çalışan, anlamaya çalışan, anlatmaya çalışan… dağılan tüm seslerde aradığım çoğu zaman dağıttığım seslerdir… lakin yine de bırakırım her vaktinin gelişinde
savunan kepazeler ordum, referansım
… öylece kaldım bir müddet orada, titremekten vazgeçmiş ellerim pamuğa asılı kalmış, fark etmemişim, nart efsanelerinden büyülenmiş uzuvlarım, dokunduğuna aynı eda ile veda etti, su akıyordu, engel olamadım, ışık sızmıştı, onu da söndüremedim, duramaz oldum sükunetin karşısında, bakamaz oldum ‘ben’in aksine, kabul edemez oldum tasvirin hikayesini
görmek ne haddime
ahıra giremez oldum -korkunç kötü kokuyor- girmeyeyim zaten böyle, ahmaklar ordusu, kokudan ne anlarım ben, parfümden başka neyim kaldı
çok hızla cahil oldum
… nefis hatırlıyorum o anı… sarayın kalın ve bordo renkli perdelerinden sızan ışığa kendimi teslim ederek yatağıma uzandığım an, çini sobamın yanındaki ağır kapı aralık kalmış olacaktı ki dağılanları halen daha işitiyordum, bedenimi kaldıramadım o anda, kapı da çok ağırdı herhal, göz kapaklarımı ağır ağır indirdim
varolmaya kabul, bulunmaya kabul, esmedeki kokuya kabul, dinlemedeki sükunete kabul, dokunmadaki arzuya kabul, bakarken görünen tebessüme kabul, kavrulan bedenlere kabul, şaha kalkmış pınarlara ve kelimelere kabul, gıpta ettiren ve nedensiz toynaklara kabul
… uyanmışım, latincelerinin izin verdiği açıklıktan bakakalmışım gökyüzüne, alayım ile olan münasebetimi açıkta demirlemiş aquolonia donanmasına bakarak hecelere diziyordum
serçe parmağıma baktım
asiliğim beni zorunlu kıldı.
aşk… sükunetim.
Popularity: 19% [?]
