Mukaddime (Yunus - Bektaş Veli Diyalektiği)

bektash-last1.jpg

Yazan: Babilli Emmanuel

“Haddini, nefes vermeye kalkışacak denli yukarılara çeken biri ya mecnundur ya da aşkın ruhların piri.”

Farkındayım; zamane insanı, nefeslere itibar etmeyi bilmiyor. Daha ziyade, televizyonda gördüğü sadist, psikopat dizi kahramanlarının ağzından dökülen, çirkefe bandırılmış sözlerden müteessir oluyor. Zayıf kişiliği yüzünden, hayatın ona biçtiği kronik kurban rolünü taşıyabilmek için, gücetaparlığı, bir savunma mekanizması olarak geliştirmek durumunda kalıyor.

O halde, bu nefeslerin, bu devirde, kendilerini gerçekleyecek bedenler bulamayacağı -bu denli- aşikarken, neden üflüyoruz onları, -kös develeri gibi- kulakları mühürlenmiş ruhlara doğru? Çünkü bir tek ferdin dahi sonsuz değeri vardır. Çünkü bir tek yüreği, tek bir an için ferahlatmanın veya bir dimağı, yalnızca bir kaç saniyeliğine aydınlatmanın bile, -kendi tanrılarını yaratanların evreninde- sonsuz sevabı vardır.

Farkındayım; herkes, nasibi neyse, en fazla o kadarını alabilecek bu nefeslerden. Her bünye, üflediklerimizin kaldıramadığı kısmını kusacak; işin doğası böyle.

Burası, bilimle felsefenin herc-ü merc olduğu, kelamın estetik şerbetine bandırılarak sunulduğu yerdir. Nefeslerin ruhlara üflendiği ilim alemidir. Heybende, akıl namına neyin varsa gel, dikil karşıma. Niyetin iyiyse, canımı da al, git. Lakin, ne nefsim Mevlana kadar bağışlayıcı, ne de nefesim onun kadar kuvvetli. Dolayısıyla, “Kim olursan ol, ne olursan ol, gel.” diyemem sana. İlmim, kötüiyi etmeye muktedir değil. Benimkisi, zaten iyileşmeye meyyal ruhların ayağına gelen hekim misali. Biat etmeyi bilmiyorsan, sana verecek bir şeyim yok; meclisimde durma boşuna.

* * *

Yunus’un emreliğe soyunuşunun ironik öyküsünü duymuşsunuzdur, elbet. Yine de, nefeslerime başlarken, pek sevdiğim bir versiyonunu, buradan da neşretmeyi, -beslendiğim kültürel mirası yeniden üretmek bağlamında- bir borç biliyorum:

Kimse anasının karnından Yunus Emre olarak doğmuyor ya işte, Yunus da, zamanında, bir garip rençbermiş, Anadolu’nun çorak köylerinden birinde yaşamakta olan. Lakin, kumaşında emreliğin nüvesi var tabii; ergen yaşlara gelip de aklı ermeye başladığında, kronik bir depresyonun pençesine düşüyor. Zira, bünye hassasiyeti (üstün empati becerisi) hem bir keramet, hem de lanettir. Yaslı olanla yaslanıyor; dertli olanla dertleniyor bizim Yunus. Adeta, tüm dünyanın yükünü sırtında, tüm insanlığın acısını yüreğinde taşıyor.

Derken, bir yaz, köyde müthiş bir kuraklık, ardından da kıtlık oluyor. Köylüler biçare, açlıktan kırılmaktalar. Yunus’un aklına, köyüne birkaç kilometre uzaklıktaki dergaha gidip, köyün yaşlılarından, sürekli hakkında hikayeler dinlediği Hacı Bektaş Veli’den yardım istemek gelir. Vakit geçirmeden yola koyulur. Ne var ki, fakir ve cahil bir köylü çocuğu da olsa, şeyhin karşısına eli boş çıkmamayı bilecek kadar da zarafet sahibidir. Yolunun üzerinde rastladığı yabani elma ağaçlarından, bir miktar meyve toplar.

Huzura vardığında, Hacı Bektaş, genç Yunus’un tavırlarından pek hoşnut kalır. Derhal karnının doyurulmasını, ardından da birkaç gün dergahta kalıp dinlendirilmesisni buyurur. Yunus, izzet, ikram içinde dinlenedursun, Bektaş Veli Hazretleri, dervişlerinden biri aracılığıyla kendisine haber gönderir: “İsterse, Yunus’a, getirdiği elmalar karşılığında, buğday vermek yerine bir nefes vereyim.”

Hacı Bektaş’ın teklifi, genç Yunus’u çatışmaya sürüklemiştir. Bir yanda, açlıktan kırılmakta olan ve dergahtan yiyecekle dönmesini dört gözle bekleyen köylüsü, diğer tarafta, Yunus’un varoluş problemine gark olmuş zavallı ruhuna şifa verecek bir şıh nefesi…

Epey bir bocalamanın ardından, özgeci damarı ağır basar Yunus’un. Köylüsü için buğdayı almak zorunda hisseder kendini.

Haber Bektaş Veli’ye ulaştığında, bir teklif daha yapar, pirlerin piri: “Söyleyin, isterse, buğday yerine, ona, getirdiği her elma için bir nefes edeyim.”

Teklif kendisine iletildiğinde, Yunus bu kez daha da şiddetli bir anksiyeteyle kıvranmaya başlar. Getirdiği her elma için bir nefes verilmesi demek, sadece kendi varoluş problemini değil, belki de, bütün alemlerin gizini çözecek kadar vukufla dolması manasına gelecektir.

Ne var ki, Yunus’un yüreği, kendisi için değil, tüm insanlık için atmaktadır. Bektaş Veli’nin teklifini, içi kan ağlayarak reddeder.

Sonuçta, Yunus, dergahtan, yanına çuvallar dolusu buğday yüklü bir katır katılarak gönderilir. Köylüsü sevinçlidir. Kurak yıl atlatılır. Lakin, Yunus, daha önce geri çevirmek zorunda kaldığı nefesleri alabilmek için geri döner.

Rivayet odur ki, evvelce kendisine bir çıkın elma karşılığı teklif edilen nefesleri alabilmek için, Yunus, ömrünün neredeyse yarısını, Taptuk Emre’nin hizmetinde, onun dergahına, ormandan odun taşımakla geçirir.

***

Mürşit ihtiyacı tarihsel bir salınım gösterir, her devirde aynı şiddette değildir. Örneğin, büyük devrimlerin, altüst oluşların, dönüşümlerin ya da sosyal felaketlerin hemen öncesinde ve sonrasında, -tarihin daha yavaş yazıldığı, görece durağan dönemlere kıyasla- mürşitlerin ehemmiyeti de artar.

Yirminci yüzyılın başından bu yana, birbirini tetikleyen ekono-teknolojik gelişim zincirlerinin etkisiyle, sosyal transformasyon da, geçmiş çağlara kıyasla, muazzam hızlara ulaştı. Bir neslin çocuklarına aktardığı yaşam bilgisi (kültür), o çocukların erişkinlik döneminde, -kendilerini içinde yaşarken buldukları ortam bağlamında- neredeyse tümüyle işlevsiz ve geçersiz kalır oldu. Anomi diye tabir ettiğimiz bu durumun kronikleşmeye başlaması, mürşit gereksiniminin doruk noktasına çıktığının da bir göstergesi, aynı zamanda. Öte yandan, günümüz ekonomileriyse, giderek daha fazla oranda bireyleşmiş insana, yani yaratıcı işgücüne ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla, geçmiş zaman cemaatleşmelerinin kul-mürit-talebe tarzındaki homojen, sosyal böceksi insan modelinden çok farklı, kişisel gelişimi yücelten, eleştirel, sorgulayıcı, çoğulcu ama aynı zamanda, bir bütünün parçaları olarak varolmanın getirdiği anlamı da yaşamlarına kazandırmak için gereken ahlaki değerleri içselleştirme hevesinde olan, yeni bir insan tipi yaratılmalı. Projemiz bu olacak…

Popularity: 18% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın