Fevkalâde mühimim… Sen de ol!

diz01.jpgYazan: Özgür Erbaş

Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit:
-demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı?

Ben seni iki kolumla hatta iki de bacağımla sarıp sarmalamak istiyorum ya, sen tutmuş gözlerin ne güzel diyorsun. Oysa derdimiz bu değildi. Yine diyorum, bu değildi. Niye olsundu ki? Hayır yani, benim gözlerim ya da başka bir yerim güzelse de-ki değil ya da önemli değil- iki kolumun arasında durman mühim. O gelmiş geçmiş, gelmekte ve geçmekte olan anlar içinde bir an, işte o an önemli. Konuşman değil, konuşmam değil, konuşarak birbirimize söylediklerimiz değil. Değil işte, hiçbiri değil. Ne vakit ki birinin iki kolu arasında ruhunu bırakacakmış gibi hisseder kişi ve konuşarak varlığından emin olmaya çabalar; kendi sesini işitme ihtiyacı duyar, işte o vakit birbirine doğru olmaklığı sonlanmaya yüz tutar birilerinin.

Ben seni, iki dudağımın arasına almak, o an için tadına bakmak, kokunu duymak istiyorum; insan sevince başka türlü kokar. Ben işte o kokuyu duymak istiyorum. Bunu da dedilerdi birileri. Kokusundan bilir kişi kendini, karşısındakini. Ağzında geçmiş dedikoduların pası yerine kahve telvesi var mı diye bakmak istiyorum. Ağzının falına bakmak istiyorum. Ama en çok “sen geçen akşam kiminleydin” diye sorduğun andaki halinin falına bakmak istedim. Hani kanepede uzanmıştık, benim elim senin ensende duruyordu. Mutlak bir sessizlik olsun istiyordun, ben kaçma niyetinde değildim. Sen yine de bileğimi tutuyordun ya, işte o anın bir falına bakmak istiyordum. Oysa sen, gözlerini gözlerime hatta gözlerimin de ötesinde ense köküme dikip de “Ya ben ya o” dediydin ya. O anlar da vardır hayatta; soruya yanıt vermek yerine şeftali yemek istersin. Belki gaz çıkarmak, bir an durmak. Sonra yeniden, kaldığın yerden, şeftalini yemeye devam etmek, devam etmek…

Ben senin, sol gözün seğirdiğinde, seğiren tenin olmak istiyorum. Seğiren sol gözlerin hayra alamet olmadığını da demişlerdi. Desinler… Ben senin hayra alamet olmak zorunda olmayan, aslen hayrın ve şerrin nerden kaynaklı olduğunu bilsin ya da bilmesin, her kim ne dersen desin seğirmen/seğirmelerin olmak istiyorum. Veminşerrimahalâk…

Demişlerdir… kesin… demeseler kim nereden bilecek. Kim neyi nereden bilecek birileri demese… diyenler var, duyanlar var, dinleyenler, anlayanlar, anlamayanlar var bir de… ki onlar çokturlar, tarlada çocukturlar, bostanda yavrucukturlar ve asla gayrik yeter demezler, diyemezler… Velbâsübâdelmevt…

Ben senin, beni anladığını sandığım anlarda, seni iki kolum, iki de bacağımla sardığımı sandığım anları… Ben seni iki dudağımla iki kaşım arasına alıp da anladığımı sandığım zamanları… Ben senin tüm geçmiş fallarına bakıp da geleceğini atlamayı… Ben, senle konuşmaktan mütevellit, muhabbetin devamına endeksli ve dahi bundan ibaret olan bu şeyi… Yine de bir gayret herkesin soru soran olmak değil de söyleyen olmak istediği, pornografik bir görünme talebi ve dalaşgan mimaride, grotesk bir tavırla ve eski köye yeni adetmiş gibi durup başta köyün imamının sürüyü önüne katıp kovaladığı bir yerde ve zamanda… Herkesin ve her şeyin ikonlardan ve dolayısıyla devrilmeyeceğini sandığı tabulardan/tabularından ibaret olduğu bir ortamda… Sadece severek baş edilebilen bir yara ve hatta kaydıraktan düşenlerin parmaklarına sürüp de yaralarına bastığı tükürük kadar elzem saydım…

Popularity: 20% [?]

1 yorum »

  1. guclu ongun şöyle yorumlamış:

    August 6th, 2007 at 9:43 pm

    dut gibi, bülbül yemek, gündüz fena zamanlarda zerd-i hazan beklemek, şeytanı azapta görmek gibi; “ben seni iki dudağımla iki kaşım arasına alıp da anladığımı sandığım zamanları” -ö.e.- adama -adamsa- iki kaş arasından azıcık aşağıya kayıp burun hizasına alın yapıştırmış ve zor bela dudak hizası üstünde kalmış bir-yaslanılanla iki- kafanın silüetini çizmekle-çizdirmekle- (ve c.nla, g.tle, b.şla, e.ekle), *ve* dalaşgan mimaride kartoteks bir tavırla baş parmağından fındıkkıranla yakalanıp başaşağı sarkıtılmış, ve ayağının tozları üst-ü-başına akmış bir çocuk kadar taklat gördüm..*tebareke*.. …fevkalade bir çalışma… her cisim anladığınca…

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın