Irak’ın İşgali -2- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)

Yazan: Kerem Kandemir Irak’ın İşgali -1- için klikleyin Yalan Balonları Patlıyor tefrikasının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü 11 Eylül Sonrası: Altın Yılların sona ermekte olduğunun emarelerinden biri de, yeni binyılın ilk Amerikan başkanlık seçimini, Al Gore yerine oğul Bush’un kazanması olmuştu, diyebiliriz. Lakin, o dönemdeki endişeler (11 Eylül’den önce), Cumhuriyetçiler’in iktidara gelişiyle, A.B.D.’nin yine izolasyonist bir dış politikaya geri döneceği, dünyada olup bitenlere sırtını dönerek, kendi iç meselelerine yoğunlaşacağı yönündeydi. El Kaide hariç kim bilebilirdi ki, bizi bambaşka bir gelecek bekliyor.

Irak’ın İşgali -1- (Yalan Balonları Patlıyor -IV-)

Yazan: Kerem Kandemir Yazının 1. bölümü 2. bölümü 3. bölümü Yalan balonlarını patlatma metaforuyla lanse ettiğimiz yazı dizimizin bu son bölümünde, şu ana kadar söylediklerimizle çelişir gibi görünen ve bu yüzden de ısrarla açıklamamız, kendi paradigmamızın içine oturtmamız istenen Irak’ın işgalini masaya yatıracağız. İlk iş olarak, ad hoc bir tez ortaya atalım: 11 Eylül olmasaydı, Irak işgal edilmeyecekti. Yani, siyasi anlamda, Irak’ın neden işgal edildiği sorusuna yanıtlar ararken, bu faaliyeti, 11 Eylül saldırıları sonrasında oluşan bir bağlam (context) içerisinde yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Nasıl ki dinazorlar, dünyaya dev bir meteor çarpmasaydı, belki milyonlarca yıl daha, egemen bir tür olarak yeryüzünde dolanacak … Eserin devamı

Mukaddime (Yunus – Bektaş Veli Diyalektiği)

Yazan: Babilli Emmanuel “Haddini, nefes vermeye kalkışacak denli yukarılara çeken biri ya mecnundur ya da aşkın ruhların piri.” Farkındayım; zamane insanı, nefeslere itibar etmeyi bilmiyor. Daha ziyade, televizyonda gördüğü sadist, psikopat dizi kahramanlarının ağzından dökülen, çirkefe bandırılmış sözlerden müteessir oluyor. Zayıf kişiliği yüzünden, hayatın ona biçtiği kronik kurban rolünü taşıyabilmek için, gücetaparlığı, bir savunma mekanizması olarak geliştirmek durumunda kalıyor. O halde, bu nefeslerin, bu devirde, kendilerini gerçekleyecek bedenler bulamayacağı -bu denli- aşikarken, neden üflüyoruz onları, -kös develeri gibi- kulakları mühürlenmiş ruhlara doğru?

Küreselleşen Dünyada Bastığın Yeri Toprak Deyip Geçme!

Yazan: Ayhan Ulusoy Yusyuvarlak Küreselleşme denen fenomen aslen neolitik çağdan beri yavaş yavaş oluşmaktaydı. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler, taşıma, ulaştırma ve iletişim gibi alanlarda yeni bir çığır açarak bu fenomeni belirgin bir trend haline getirdiler. Soğuk savaşın bitmesiyle de bunun önündeki siyasal engeller kalktı ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde bundan bahsedilmeye başlandı. Küreselleşme esasen dünya üzerindeki mesafelerin pratikte kısalmasıdır (daha kolay katedilmesidir). Hal böyle olunca, malların, bilginin ve sermayenin akışı nispeten kolaylaşmaktadır. Bunu mümkün kılan bir diğer etken de -siyasi olarak- gümrük duvarlarının yıkılıyor oluşudur. Aslen insanların akışı da kolaylaşmaktadır ancak bunun önünde belirgin siyasi engeller vardır bugün.

Dip Dalgası, Tarihin Motoruna Karşı (Yalan Balonları Patlıyor -III-)

Yazan: Kerem Kandemir [Yazının 1. Bölümü I 2. Bölümü ] Sizi dünyadan kopararak, kendi karadüzenlerini sürdürmek isteyen yerel asalakların, dünyada olup bitenlere ilişkin bir araştırması, bir çalışması, bir gözlemi, bilgisi, bulgusu ya da entelektüel manada değer ifade edebilecek her hangi bir referansları, dayanak noktaları olmadığından, işlerini küfür, hakaret, karalama, iftira ve sloganlarla görmeye çalışırlar. Siz onların karşısına araştırmayla, bilgiyle, argümanla çıkarsanız ve insana yakışır bir şekilde derdinizi anlatmaya çalışırsanız, sözlerinizi bitirdiğinizde, görüşlerini anlatma sırası onlara geldiğinde, ağızlarından, salyalara bulaşmış halde şu tür hitaplar dökülür: “Vatan haini! Satılmış! Müstemlekeci! İşbirlikçi!” Ezberi bozulamayacak kadar sürüngensi olanlar (hani şu, Hulki’nin, insanla timsah evrimlerini … Eserin devamı

Fevkalâde mühimim… Sen de ol!

Yazan: Özgür Erbaş Seni iki elimle kavrayıp afiyetle yesem, dedim. Ya ben ya o, diye yanıt verdin. Oysa derdimiz bu değildi, hiç değildi. Biliyorum. Kendimden biliyorum hem de. Birileri dediydi bi vakit: -demeseler nerden bileyim, bilemem ki- portakal suyu içelim desem turp olmaz mı diyeceksin. Birileri demişti hatırlıyorum. Hatırlamasam derler miydi? Demişlerse hatırlamaz mıyım? Demeseler bilir miyim? Biliyorsam demez olurlar mı?