Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-)

anti-abd01.jpgYazan: Kerem Kandemir

Soru şu:
Amerika kahrolsa, biz de kurtuluşa ermiş olacak mıyız?

Etrafınızı saran boş boğazlı cühela takımının (mentelektüeller), dünya ve memleket meseleleriyle ilgili temel tezi şudur:

“Biz aslında süperiz; dört dörtlüküz. Bizi bir rahat bıraksalar, kopup gideceğiz; dünyaya hükmedeceğiz. Lakin, dört bir yanımız düşmanlarla çevrili. Bu yetmiyormuş gibi, başta A.B.D. olmak üzere tüm Batı (egemen güçler), emperyalist emellerini uygulamak için yüzyıllardır uğraşmaktalar. Bizi bölmek, parçalamak ve ardından da yönetmek istiyorlar. Dış güçlerin memleket içindeki işbirlikçilerini, memleketi satan vatan hainlerini (benim gibi düşünenleri kastediyorlar) de unutmamak gerek.”

O halde çözüm?

Tam bağımsızlık! Dik duruş… Onurlu dış politika… Vatan, millet, Sakarya…” Demagoji, hamaset, popülizm, ucuz solculuk, aleni faşizm, banal ırkçılık… İpe sapa gelmez ne kadar laf varsa bir araya getirip maval okuma…

Niye pekiyi? Niye böyle yapıyorlar? Bunlar kötü adamlar mı? Memleketin kötülüğünü mü istiyorlar? Ya da şöyle soralım: Bunlar ne istiyorlar?

Bunlar, sizinle bizbize oynamayı sürdürmek istiyorlar. Araya yabancıları sokmaksızın, al gülüm; ver gülüm… Kendin pişir; kendin ye…

Nasıl yani? Şöyle:

Bunlar, sizin nabzınıza göre şerbet veriyorlar. Siz, dünyayı böyle görmek istiyorsunuz. Bütün bunlar, kendinizi, kişiliğinizi geliştiremediğinz için, özeleştiri yapmayı sevmediğiniz, içgörü yeteneğinizi güdük bıraktığınız için oluyor.

Klasik, ilkel bir savunma mekanizmasından söz ediyoruz burada. Dışsallaştırma… Sorunlarınızı sahiplenmekten kaçıyorsunuz. Ahval ve şeraitinizi, kendi kusur ya da eksikliklerinizle ilişkilendirmek istemiyorsunuz. Onun yerine, tüm sorunların, etrafınızı saran ve hatta içinize sızmış bir takım düşmanlardan kaynaklandığını düşünmek, zayıf egonuza daha cazip geliyor.

Sorunlarınızla yüzleşmek, bunun neticesinde saptadığınız kusur ve eksikliklerinizi gidermek için gerekenleri yapmak gibi akılcı bir yolda ilerlemek zor geliyor size. İşte meselenin özü bu.

Cinnet geçirmek gibi (daha teknik ve spesifik olması açısından paranoid şizofreni de diyebiliriz) marazi bir çözümü tercih ediyorsunuz. Nabzınızı tutan lumpen mentellektüeller de, içinizin yandığını görüp, veriyor şerbeti ağzınıza:

Dört bir yanın düşmanlarla çevrili. Senin bir kusurun yok bu olup bitenlerde. Geri kalmışlığımızın nedeni düşmanlar ve onların içimizdeki işbirlikçileri. Sen, sütten çıkmış ak kaşıksın. Mükemmelsin. Hiçbir eksiğin yok. Sakın kendini suçlama ya da olup bitenlerden kendini sorumlu tutma. Sen zavallı bir kurbansın yalnızca. Öcüler, gulyabaniler yapıyor bunları. Kahrolsun A.B.D.! Kahrolsun Batı! Şerefsiz, gözü dönmüş emperyalistler ve onların soysuz işbirlikçileri!

Her düzenin -görece- kazananları vardır. Bu geri kalmışlık, bu karadüzen içinde bile nemalananlar, dolayısıyla, statükoyu korumak isteyenler var. Osmanlı’ya matbaayı niye sokmadılarsa, aynı zihniyetle, dünyadaki gelişmelerden, dönüşümlerden nasibimizi almamamız için var gücüyle mücadele eden kesimler var. Türkiye’de, babalarının çiftliğindeymiş ya da Dingo’nun Ahırı’ndaymış gibi fütursuzca hareket etmek isteyen kitleler var. Maymun (siz) gözünü açıp duruma isyan etmesin diye de, sizi gulyabanilerle korkutuyorlar. Siz de, bu karabasan, bu cinnet içinde yaşamaya devam ediyorsunuz; gözünüzü açmaya korktuğunuzdan.

Dost acı söyler. Dost, bu cinnetten kurtulmanız için acı ilaç içmeniz gerektiğini söyler. Dost, kusuru kendinizde aramaya başlamanızın zamanının gelip de geçtiğini söyler. Siz bu iradeyi, bu dirayeti göstermediğiniz sürece, yerel keneler, sizinle al gülüm, ver gülüm oynamaya devam edecek.

El alemin uzaya gittiği bir devirde, siz köylü toplumu olarak kalmışsanız, sizin yargıcınız, askeriniz, akademisyeniniz, kaymakamınız, doktorunuz, mühendisiniz, yazarınız, çizeriniz, ressamınız, müzisyeniniz, iş adamınız da köylü olur; köylü kalır. Çünkü köylülük yalnızca bir yaşam biçimi değil, aynı zamanda bir zihniyettir. Vali olup, adam olamamak misali, mesleğiniz, kariyeriniz ne olursa olsun, zihniyetiniz köylü zihniyeti olarak kalır.

Ey okur! Matrix’tesin. Rüyadasın (karabasan türünde). Sana bir film izlettiriyorlar. Adı “Kahrol düşman; al sana bomba!”. Şimdi, istersen, yazıyı okumayı bu noktada bırakıp, Matrix/rüya aleminde kalmayı, filmini seyretmeyi sürdürebilirsin.

Ya da, bu acı ilacı (kırmızı gerçeklik hapını) içip (yani yazıyı okumayı sürdürüp) Matrix’ten kurtulabilirsin. Göreceklerin hoşuna gidecek demiyorum. Zira, hoşuna gidecek olsaydı onlarla yüzleşmektense, seni cinnete sürükleyenlerin yalanlarına kapılmak için can atmış olmazdın.

[Köprüden önceki son çıkış... ]

İşte Gerçekler:

1-) Günümüz dünyası, size Matrix’te izlettirilen filmdeki bir yer gibi değil.

  • Tarım devri biteli yüzyıl olduğu gibi, artık sanayi devri de geride kaldı.
  • Toprak sahibi olmak ehemmiyetini yitirdi! Çünkü tarımdan geçinmiyor artık insanoğlu!
  • Toprağı kutsallaştırmak, vatan toprağını kanla sulamak, toprak almak için kan dökmek… Bunlar, tarım devrinin arkaik değerleri olarak, gericilerin, örümcek ağlarından geçilmeyen beyinlerinde kaldı yalnızca.
  • Sanayi devri de aşıldığı için, ‘yeraltı ve yerüstü zenginlikleri’ de ehemmiyetini yitirdi. Demiri, kömürü hatta petrolü olmak bile saadet getirmiyor artık. ‘Petrol zengini’ diye anılan ülkelerin ekseriyeti, geri kalmış ülkeler kategorisinde yer almaktadır.
  • Kol emeğinin önemi de azaldı. Dünya ekonomileri, giderek daha az insana gereksinim duyuyor.
  • Devir, enformasyon ve hizmetler devri. Dünyanın gidişatını belirleyen dinamikleri de, dolayısıyla bu yeni devrin gereksinimleri yönlendiriyor.

Bakın, film nasıl da değişiyor, bu verilerin ışığında. Petrol için savaş çıkarmaya, bir yerleri işgal etmeye gerek yok artık. Size yalan söylüyorlar! Petrol, parasını verip aldığınız bir meta. İsteyen ülke, istediği üretici ülkeden alıyor petrolünü. Paranın rengi, milliyeti de olmadığı için, siyaset sahnesinde biribirine düşmanca ifadelerle hitap eden ülkeler bile, bir yandan petrol alışverişlerini sürdürüyorlar (Venezüella-A.B.D.).

Petrol lobisi, silah lobisi, Yahudi lobisi… Uyanın bu rüyadan artık!

Devir, İnternet lobisi, mikroçip lobisi, patent lobisi, telif lobisi devri. Bana Microsoft’un, Ebay’in, Intel’in, Pheizer’in, Warner Bros’un çıkarlarından bahsedin, bundan sonra. Çünkü gerisi yalan! Çünkü gerisi, cühela mentellektüellerin otuz yıl önceki ezberi… Heyhat, o ezber ki, otuz yıl öncesinin dünyası için de yanlıştı!

Okuyun biraz. Araştırın biraz. İnternet’te dolaşın mesela. Amerikan ekonomisinin temel büyüklüklerine bakın. G7′lerin, A.B.’nin sektörel dağılımlarına bakın. Veriler, sayılar, oranlar, Matrix’te size gösterilen filmde gördüklerinizi desteklemiyor.

Tembeller için, kabaca (rakamları yuvarlayarak) bir tablo çizelim:

  • A.B.D’nin nüfusu 300 milyon.
  • Milli geliri, yıllık 13 trilyon Dolar.
  • Kişi başına $45,000.
  • İhracatı 1 trilyon Dolar.
  • İthalatı 1,8 trilyon Dolar.
  • Dış ticareti $800 milyon Dolar açık veriyor.
  • Uzun vadede, ortalama yıllık büyüme hızı %3′ün üzerinde.
  • İşsizlik oranı %5′in altında.
  • Enflasyon %3′ün altında.
  • Kamunun borcu, Milli gelirinin %65′i düzeyinde.
  • Nüfusun %12′si yoksulluk sınırının altında.
  • Gini endeksi: 45 (İskandinavya ortalaması 25).

Dünyanın en büyük, en güçlü ekonomisinden söz ediyoruz, burada. Öyle ki, kendisinden sonra gelen ilk dört büyük ekonominin (Japonya, Almanya, Çin ve İngiltere) toplamından bile büyüktür.

Pekiyi, bir de değirmenin suyu nereden geliyor; ona bakalım:

Milli gelirin sektörlere göre dağılımı:

  1. Tarım sektörü: %1.2
  2. Sanayi sektörü: %19.8
  3. Hizmet Sektörü: %79

Şimdi inandınız mı? İkna oldunuz mu? Gerçeği gördünüz mü? 13 trilyon Dolar’lık yıllık hasılanın %80′i hizmetlerden elde ediliyor. Dile kolay, 10 trilyon Dolar’dan fazlası, teliflerden, patentlerden, ticaretten, İnternet’ten, finanstan, vesaireden geliyor.

Düşünün, koca Amerika’nın bir yılda ürettiği bütün, arabaydı, uçaktı, beyaz eşyaydı, siyah eşyaydı, evdi, yiyecek-içecek-ilaçtı… Tankı, topu, tüfeği… İğneden ipliğe her şeyi uç uca ekleyin; 3 trilyon Dolar etmiyor!

Hal böyleyken, kim takar silah lobisini; kim takar petrol lobisini? Uyanın artık!

Dünya nereye doğru evriliyor, refahı, zenginliği ne getiriyor; istatistiklere bakarak anlamaya çalışın:

A.B.D’de çalışan nüfus, 150 milyon. Çalışan nüfusun, toplam nüfusa oranında, her hangi bir olağanüstülük yok. Şimdi, bir de, istihdamın sektörel dağılımına bakalım:

  1. Tarım, ormancılık ve balıkçılık: %0.6
  2. İmalat, madencilik, ulaşım ve el işçiliği: %22.6
  3.  İdari, profesyonel ve teknik çalışan: % 35.5
  4. Satış ve ofis çalışanı: %24.8
  5. Diğer hizmetler: %16.5

[Editörün Notu: Veriler Factbook 2008 Kasım kaynağından güncellenmiştir.]Gelir seviyesi en yüksek %5′lik dilim, toplam gelirin neredeyse %75′ini yaratıyor. Yani, kaba bir hesapla, yaklaşık 10 milyon insanın, her yıl, toplam 10 Trilyon Dolar civarında gelir elde etmesi demek bu.

Savunma harcamaları, toplam gelirin %4′ünü, petrol ithalatı ise %1′ini oluşturuyor yalnızca. İki kalemi topladığınızda, 13 Trilyon Dolar’lık yıllık hasılanın %5′ine ancak ulaşıyorsunuz.

Nasıl? Sizi uyuttukları Matrix dışındaki gerçek dünyanın neye benzediğini kavramaya başladınız mı?
………………………………………….

Komplo teorileriyle düşünmeye meyyal bir yapınız varsa, “Para kimdeyse, güç de ondadır.” diyenlerdenseniz ya da kriminolojik bir yaklaşımla, “Parayı takip et; suçluyu da bulursun.” düsturuna inanıyorsanız, şu anda kabul etmeniz gereken gerçek, dünyanın, artık silah tüccarlarının ya da petrol endüstrisinin dünyası olmadığıdır. İlla ki indirgemecilik yapacaksanız, illa ki dünyayı bir takım kliklerin yönettiği varsayımıyla kavramaya çalışacaksanız, o halde, en azından aktörlerinizi güncelleyin. Bill Gates, Paul Allen gibi adamlardan şüphelenmeye başlayın.

Emperyalizmmiş, sömürüymüş, petrol savaşlarıymış… Geçin bu yalanları.

Tefrikamızın ikinci bölümünde, balonları patlatmaya devam edeceğiz.

(Yazının ikinci bölümü görüntülemek için için klikleyin)

Bookmark the permalink.

One Response to Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-)

  1. Tuncblake says:

    Ben araba kullanırken, her zaman sarı ışığı tercih ederim. Niye mi, başka bi gün açıklarım…

    Hazret bi yandan AKP, bi yandan da doksanların başında bolca tartışılmış, eski moda “İşçi sınıfi öldü.” muhabbeti… Tamam, belki döndün, olabilir, dönebilirsin ama bari dönünce, mevlana gibi dön:

    Mesela, bu kadar kırmızı hapa rağmen Irak’ın işgalinin neden kaynaklandığını eksik bırakmışsın. Söylesene, açıklasana işin aslını! Rum-i gibi donecektin halbuki. O zaman diyorum ki, tam dönmüyorsun, çünkü ufkunu hala Kemalistlerin sloganlarıyla belirliyorsun. Bir nevi sahte Kitle İmha Silahları imhasina girişiyorsun. Yaaani, kırmızı hapı aslında almamışsın. Nereden biliyorum? Çünkü o hapın adı Irak’tır. Irak, bir hiper realite şokudur. Bir koloniyalizm zombisi, korku filimlerde olduğu düşünülen yaratıklar gibi; die hard, die harder, die hard 4.0…

    Şimdi Irak hapını alıp bakınca iki ihtimal çıkıyor:

    a) Amerikan başkanı bunları bilmiyor, söyediklerinin farkında değil ya da
    b) Yazdıkların yanlış.
    Eğer patlatacağınız bir c bombası varsa buyrun…

    Bir ikincisi de, yine, daha da öte, daha da ileri: Şu hizmet sektoru mevzusu… Üretime bağlı sektörler Çin’in her yerini saran, uzaydan bile görülen fabrika dumanlarından dolayı, siste kaybolmuş olabilir(sin), gözüne görünmeyebilir. Her haltı beceren Amerikan halkının da gözüne görünmüyor sonuçta ama bu yazıyı yazdığın klavyeyi ya da birazdan sofraya oturduğunda yediklerini, yani doğrudan realiteyi neden ihmal ediyorsun ve hatta başkalarına da “kırmızı hap” diye, bunu görmezden gelmeyi teklif ediyorsun? Bu, aslinda bir nevi yeşil hat, pardon hap değil mi? Patentleri, telifleri, Hollywood’u finansı ve filansı, tefrikanın bir dahaki bölümüne bırakıyorum! Anladin sen onu?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>