Günebakanlar Bile Küstü Güneşe!
July 22nd, 2007 at 1:15 am (Memleket Meseleleri)
Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman
Günebakanlar bile küstü güneşe!
Sofie seçti, sıra bende!
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ortaya çıkan “cumhuriyet mitingleri” ile başlayan ve daha sonradan “ya sev ya terk et, ya da terk ettir” haline gelen ve ak ve karanın grinin en çirkin tonunda birleştiği bu politik durumda yapılabileceklerden bir tanesini gerekçelerini de açıklayarak seçiyor Kerem, son iki yazısında. Hiçbir şey yapmadıysa, beni yazmaya sevk etti bu yazılar. Buyrun!
Ben, iş iyi yapıldıktan sonra kimin yaptığının pek de önemi yoktur diye düşünürüm ama işin yapılışındaki meta mesajların da dikkate alınması ve dahi itina ile kontrol edilmesi gerektiğini de inanırım.
Sonra cebimdeki paranın değerinden bilirim ekonominin iyiye gidip gitmediğini; harici ilişkilerdeki başarıyı, atıldıktan sonra servisi yakalamamayla değil, iyi bir servisle; eğitim-sağlık-kültür alanlarındaki başarıyı, evvela bu yıl Ankara DT ve Opera Balesi tedarikiyle maruz kaldığım zulümden, gittiğim hastanede kadın-doğum servisinde bir doktora görünebilmek için beklediğim sıradan, ders verdiğim öğrencilerin “Human Genome Project” dediğimde yüzüme şapşabalak bakmalarından biçerim. Vardığım sonuç yazarın resmine benzemiyor. Ha, bunlar yeni şeyler değil, doğru.
Bakarsam bu adamlar istikrara değer mi diye, ne görürüm?
Politik görüşlerini paçalarından akmasın diye iple bağlama zaruretiyle ört-bas etmekte olan, yıllardır kendisini savunan tabana verdikleri sözlerin bir tanesini bile tutmamış olan (bakın, kendi tabanlarının diyorum), İ-YU’ya atmadıkları çamur kalmadıktan sonra “Bakın, biz şahane müzakere yönetiriz.” diye gerinen ama aslında hiçbir şey yapmamış olan bu adamların buna değmeyeceği kanaatine varırım.
Tüccarın yeşilini, kızılını, mavisini, morunu al; vur birini ötekine… Ama değmez! Nasıl olsa yerel politika küresel belirlenen bir şey, o halde bu adamlar olmasın onların kuklası…
Sadağında oklarıyla bekleyen de olmasın…
Lakin seçeneklerim sınırlı ve iktidara karar veremiyorsam bari muhalefete karar vereyim.
Ben yarın sabah uyanıp yüzümü yıkayıp çeşitli işlerimi tamamladıktan sonra ve elbette, kot eteğimi giydikten sonra caddenin karşısına geçip oyumu AKP’ye vermeyeceğim. Karşında yayını germiş duran savaş tellalı, nereye döndüğü belli olmayan fırıldaklara da, aile geleneğimize rağmen, oyumu vermeyeceğim.
Bir süredir Snoopy ile Charlie Brown arasında gidip geliyordum, ama sonra Ten Ten’in en doğru tercih olduğuna karar verdim. Seçim listelerine baktım, aday olmamış. Ben de bu tarafların ikisinden de aday olmamayı seçmiş, eğitimi yüksekçe bir okur-yazara vereceğim oyumu.
Niye mi yapacağım bunu? Çünkü benim gibi yazıp çizen, bir cümle ile günlerce uğraşanları en iyi o temsil eder. Çünkü adam şair, çünkü adam harfaferin, çünkü adam ağzından çıkanı bin kere tartıp bir söylüyor, söyledikleri şiir oluyor.
Çünkü şair adam sinirlerine hâkim olamayıp, kontrolünü kaybedip nezaketten, ferasetten ve basiretten çok uzak şeyler söylemeyecek gibi duruyor.
Çünkü adam politikadan hiç anlamıyorsa bile kelamdan, laftan anlıyor gibi görünüyor. Çünkü adam edepli görünüyor.
Patlayan Balonlarla ilgili yazının bir kısmında aşağıdaki liste bulunuyor:
- Tarım devri biteli yüzyıl olduğu gibi, artık sanayi devri de geride kaldı.
- Toprak sahibi olmak ehemmiyetini yitirdi! Çünkü tarımdan geçinmiyor artık insanoğlu!
- Toprağı kutsallaştırmak, vatan toprağını kanla sulamak, toprak almak için kan dökmek… Bunlar, tarım devrinin arkaik değerleri olarak, gericilerin, örümcek ağlarından geçilmeyen beyinlerinde kaldı yalnızca. [Ha, “toprağı kanla sulamakla” ilgili kısma, başka yerlerden romantik kuyruğuma bastığı için katılıyorum. O da bir başka şerhe inşallah!]
- Sanayi devri de aşıldığı için, ‘yeraltı ve yerüstü zenginlikleri’ de ehemmiyetini yitirdi. Demiri, kömürü hatta petrolü olmak bile saadet getirmiyor artık. ‘Petrol zengini’ diye anılan ülkelerin ekseriyeti, geri kalmış ülkeler kategorisinde yer almaktadır.
- Kol emeğinin önemi de azaldı. Dünya ekonomileri, giderek daha az insana gereksinim duyuyor.
- Devir, enformasyon ve hizmetler devri. Dünyanın gidişatını belirleyen dinamikleri de, dolayısıyla bu yeni devrin gereksinimleri yönlendiriyor.”
Mesele zengin olmakta mıdır ki?
Napıcaz, iki hat ötemizde suyu biten komşumuza, “Keşke siz de zengin olsaydınız bizim gibi de siz de Antarktika’nın buzundan su içseydiniz!” mi diyeceğiz?
Tarım devri bitti de insan ihtiyacı aynı hızla değişti mi?
Bu akşam yemekte Harry Potter mı yedin yanında GoogleTalk şarabıyla?
Enformé olacağız da yarın akşam salataya doğrayacaklarım şeri/çeri erikleri değil de şeri/çeri domatesleri mi oluverecekler?
Kol emeğinin önemi azaldı da evden taşınacak olsam R2D2 ile C3PO mu gelecekler buzdolabını aşağı indirmeye?
Ya da belki Qui Gon Jinn uğrar yarın akşam MSN Messenger’a beraber taze bezelye ayıklarız?
Klavyenin tuşları plastik diye parmaklarımıza alyansı da mı plastikten takacağız?
Ya da belki demir ihtiyacımızı Transformers’tan geriye kalan metal parçalarından karşılarız ya da Kripton’dan gelen hedehödö ile mi telafi ederiz?
Sevgilim beni yeni kitabımdan öper, yeni deri cildiyle mi sarılır bana? Telif hakkı mi hediye eder arada sırada?
Ve, evet, romantiğim [hele bugün iyice], şiir sevmiyorum şair seviyorum. Çiçeklerimi sularken, saksılarındaki toprağı değiştirirken, elmamın ilk yapraklarının her gün büyüyüşünü seyrederken çok mutluyum. Bir gün bir bebek, yampiri adımlarını bir parça toprakta atamayacak diye korkuyorum, bir kuşak sonra çocukların bahçe hortumuyla birbirlerini ıslatacak kadar çok suları olmayacak diye korkuyorum. Rüzgâr bile esmeyecek kadar sıcak olduğu için uçurtmanın ne olduğunu bilmeyecekler diye korkuyorum.
Ne iktisadi, ne mali ne de duygusal olarak benim için toprağın değeri bitmemiştir. Ne sanayi devrimi, ne enformatik devrimi, ne soğuk ne sıcak ne de ılık savaş yıllardır mis kokulu bir domates yiyemiyor olmamı haklı çıkaramaz.
Bunların bayraktarlarının bile gömülecek bir parça toprağa ihtiyacı var yoksa uninstall edilmenin bir başka yolunu mu buldular?
Allah sonumuzu hayır etsin.
Popularity: 8% [?]
