Açmazı Reddet, Oyuna Gelme! (Ulusal Matematik -I-)

hands01.jpgYazan: Ekrem Düzen

Bir gün Demokrasi ile Cumhuriyet’ten birini diğeri uğruna kurtarmak zorunda kalırsam ne yaparım? Bugün karşı karşıya geldiğim/getirildiğim sorun budur. Ama bu sorunun üstesinden nasıl geleceğimi düşünmeden önce, anlamlı bir soru sorduğunu zannederken beni “denizde boğulmakta olan iki kardeşinden hangisini kurtarırsın” cinsinden bir ‘açmaz’a maruz bırakan kendini bilmezlerin ve kardeşlerimi boğulma noktasına getirip bana kurtarma misyonu ve kudreti yükleyen sorumsuzların cümlesine had bildirmek, el hak caizdir.

Cumhuriyet kurucularının mirasçısı olduğunu iddia eden unsurlar, Cumhuriyet’in tehlikede olduğu söylemiyle, bu tehlikeye karşı bir duruş oluşturmaya çalışıyor. Öte yandan, halk iradesine dayalı Demokrasi’nin mirasçısı olduğunu iddia eden unsurlar, Demokrasi’nin tıkandığı söylemiyle, güya bu tıkanıklığı açmaya çalışıyor. İlki Demokrasi’yi, ikincisi Cumhuriyet’i ateşe atmaya hazır.

Bu unsurların günümüzdeki siyasi partilere göre dağılımı ayrıca incelemeye değer bir konu. Ancak ister belirli partilere maledilsin ister daha geniş bir yelpazedeki görünümleri saptansın bu iki ana unsurun kendilerini ve dolayısıyla bütün ülkeyi bir Cumhuriyet-Demokrasi açmazına sürükledikleri aşikârdır. Bu açmazın mimarları karşılıklı olarak birbirlerini suçlayadursun, her durumda çok büyük bir toplumsal suç işlemekte olduklarını buradan ilan etmek boynumun borcudur.

Cumhuriyetçi unsurların yanılgısı, bu ülke için her şeyin en doğrusunu bilenlerin kendileri olduğudur. Dolayısıyla Demokrasi’yi, kendi bildikleri doğruları gerçekleştirmek yolunda bir araç olmaktan öte kavramamışlardır. Demokrat unsurların yanılgısı ise çoğunluk iradesinin demokrasi ile aynı şey olduğudur. Bu nedenle Cumhuriyet’i, çoğunluğun hâkim olduğu bir yönetim şekli olmaktan ileri anlamamışlardır. Cumhuriyet tarihimizin, kuruluş yılları dahil olmak üzere, bu iki unsurun mücadelesinin tarihi olduğunu söylemek mümkündür. Bir mücadele olduğu sürece ortada çok büyük bir problem ya da bir suç olduğundan bahsedilemez. Hatta bu mücadelenin, gerek unsurların gerekse kavramların gelişimine katkıda bulunması beklenir. Bu mücadelenin tarihini öğrenebileceğimiz pek çok kıymetli kaynak da bulunmaktadır, hem de hepimizin elinin altında, bir tıklama kadar yakın. Ancak bu mücadele bugün gelip bir açmaz dayatma noktasına dayanmıştır. Ve böyle bir açmazdan, kanatların birine tutunarak, diğerinin kopup gitmesine göz yumarak çıkılamaz.

22 Temmuz 2007 seçimlerine giderken, unsurlardan birini diğeri uğruna seçme ve diğeri olmaksızın yola devam etme şansı yoktur. Nedeni çok açık: Seçilen veya feda edilen kanat ne olursa olsun sonuç, özgür bireylerin değil tahakkümperver (faşist, totaliter, baskıcı, dayatmacı, cahil ve zalim) zümrelerin zaferi olacaktır. İşte bu iki unsurun algılamaktan uzak oldukları budur. Elbette naif bir aymazlık içinde oldukları söylenemez. Bunu kastetmektedirler. O muzaffer ve tahakkümperver zümrenin kendileri olmasını hedeflemektedirler. Üstelik bunu meşru bir zemine oturtmayı planlamaktadırlar. Ve bu yüzden benim oyuma talipler. Neyin ne olduğunu öğrenmeye ve doğru-dürüst iş yapmaya niyetleri olsaydı ben de bir paylaşma çabasına girişirdim. Ama bu yazıyı yazmaktaki amacım iktidara talip olan tahakkümperver oyunbazları yola getirmek değil. Onlara bir şey öğretmeye çalışmıyorum. Burada niçin Cumhuriyet ve Demokrasi’nin içiçe olmak zorunda olduğunu izaha ya da bu sürecin bu ülkedeki tarihçesine girişmeyeceğim. Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmayacağını onlar benden iyi bilirler. Bugün iktidara talip olan cühela tayfasının tamamının defolup gitmelerinden öte bir muradım yok. Benim sözüm, özgür bireylere.

Siyasi bir seçim yapmak, yaşam biçimini tasarlamakla ilgilidir. Bu nedenle siyasi seçimler, hâlihazır belirlemelerden çok gelecek tasarımlarıyla şekillenir. Dolayısıyla politik hayvan olarak insanın karşısında iki seçenek bulunur: Ya okur-yazar ve öğrenen bireylerden oluşan bir topluluğun oluşturucu unsuru olacaktır ya da dünyanın belirli bir başlangıçtan bugüne hiç değişmeyen bir kurallar manzumesi olduğunu kabul ederek bu manzumenin en mükemmel terennümleriyle uğraşacaktır. Bu başlangıç, dünyanın yaradılış anı, İsa’nın doğumu ya da Ekim Devrimi olabilir. Birincisini seçen insan özgürleşir. Çünkü özgürlük, kendi yolunu oluşturacak seçenekleri çoğaltmaktır. İkincisini seçen insan ise kulluk yoluna girer. Bu yolun haritası baştan elinizdedir, nerede ne olduğunu size başkaları öğretir ve sizden beklenen bunları iyice bellemenizdir.

Bizim ülkemizde Cumhuriyetçiler kendilerini birinci yolun yolcusu zannetmektedirler. Oysa bu yolda, ülkenin kurtarılmasına ve Cumhuriyet’in kurulmasına yetecek kadar ilerledikten sonra bu seçeneğin kendisini değişmez bir düstur haline getirmişler, böylece herkesten önce kendileri okur-yazarlığın ve öğrenme toplumunun önünü kesmişlerdir. Bildikleri kendilerine yetmektedir ve herkese yetmesi gerektiğine inanmaktadırlar.

Demokratlar ise gizli ya da açık şekilde ikinci yolun yolcusudur. Demokratlara göre, öğrenme ve seçenek oluşturmanın ülkenin kurtarılmasına ve Cumhuriyet’in kurulmasına yetecek kadarından fazlası (ya da günlük zahmetleri kolaylaştıracak kadarından fazlası) dünyanın kuruluş ve işleyiş ilkelerine terstir. Kendileri bu ilkelere iman etmişler ve diğerlerine yol göstermeyi vazife edinmişlerdir. Kendilerine yetecek kadarını elde ettikten sonrasını aramak, başlangıçta belirlenmiş dünya anlayışına uymaz. Bu nedenle günlük koşuşturma ötesinde pek hareketli olmayan çoğunluğa dayanmaları kaçınılmazdır. Bu durağan çoğunluğun bizahiti kendisi dünyanın kurulu düzeninin yaşayan kanıtıdır. Bu anlamda Demokrasi, durağan çoğunluğun durabilmesi için elzem bir araçtır.

Cumhuriyetçiler, özgür ve ilerici unsurların bu durağan çoğunluktan çıktığını unutmuşlardır. Demokratlar ise Cumhuriyet’in özgür ve ilerici unsurlar sayesinde kurulmuş olduğunu tahayyül edememektedirler. Her ikisi de bu ülkenin tarihini, coğrafyasını, iklimini ve insanını tanımamaktadır. Cumhuriyetçilere kalırsak, farklı seçeneklere sahip olduğumuz zannıyla hep aynı verimsiz tarlayı çapalayacak, tanımayı reddettiğimiz ve ekip biçmeyi öğrenmediğimiz kendi ürünlerimizin cilalanmış olarak yeniden bize ithal edilmesine seyirci kalacağız; yaban ellerde basılmış kimlik kartlarımızı kendimiz bastık sanacağız. Demokratlara kalırsak, bir gün yeniden ülkeyi muhafaza ve müdafaa mecburiyetine düşersek, içinde bulunduğumuz ahval ve şeraiti hiç anlayamadan kendimizi okur-yazar, öğrenen, atı alıp Üsküdar’ı geçmiş dünyanın tutsağı olarak bulacağız.

Özgür bireyin, okur-yazar ve öğrenen toplumu desteklemek dışında bir seçeneği yoktur. Bu seçenek, öncelikle özgür bireyin kendisine karşı yerine getirmesi gereken bir sorumluluk, ifa etmesi gereken bir görevdir. Çünkü özgürlük, seçmek ve seçimin sorumluluğunu almak demektir. 22 Temmuz 2007 seçimlerine giderken, Cumhuriyetçilerin ve Demokratların bize dayattığı bu ezber bozulmalı, bu açmaz reddedilmelidir. Bu açmazın kendi içinde bir çözümü olmadığı, açmazın çözümünün ancak red ile mümkün olduğu yüksek sesle haykırılmalıdır. Özgür bireyi bu açmaza düşürenler bu açmazı reddeden özgür bireyler tarafından bertaraf edilmelidir.

Ben bugüne dek hiç oy kullanmadım. Çünkü bugüne dek ülkedeki seçimleri Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki mücadelenin safhaları olarak gördüm. Dolayısıyla hangisinin ne süre ile iktidar ettiğini pek önemsemedim. Bu unsurları, birbirini beslemeye çalışırken arasıra boğazlamaya da kalkışan düşman ikiz kardeşler olarak gördüm. Ancak bu kez bu seçimi bu mücadelenin bir safhası olarak görmüyorum. Bu kez her iki unsur birden, beni diğerinin ateşine atmaya kararlı görünüyor. Ben ise kendilerinin özgürlük ateşine atılması gerektiğine inanıyorum. Özgür bireyin yaşayabileceği ortam, Cumhuriyet ve Demokrasi’nin aynı anda tecelli ve tezahür edebildiği bir ortamdır. Eğer bugün iktidara talip olanlar pazarlığı böyle bir noktada kesmeye yanaşmıyorlarsa biz onların yolunu kesmeliyiz. Bu nedenle oy kullanmak artık özgür bireyin kaçamayacağı bir sorumluluk ve bir görevdir.

Ben oyumu bağımsızlardan yana kullanacağım. Bağımsız kisvesi altında başka söylemlerle başka tahakkümperver zümre arayışında olanlara değil; ezber bozacak, açmazı reddedecek bağımsızlara. Beklentim beni siyasi yelpazede temsil etmeleri değil. Herhangi bir icraat gerçekleştirmelerini, benim sözcüm olup sorunlarımı çözmelerini beklemiyorum. Hatta makul bir fikir uyuşması bile beklemiyorum. Cumhuriyet ve Demokrasi’nin biri için diğerinden vazgeçmeye karşı duracak olması benim için yeterli. Ben böyle bir özgür bireyin sesinin yükselmesini kendi sesim yükselmiş addedeceğim. Ve sadece şimdi ya da oy kullanırken değil, bundan sonra da bu oyun ve oy verdiğim özgür bireyin arkasında duracağım; Cumhuriyet ve Demokrasi’nin birini diğeri için feda etmeye kalkışmadığı sürece…

Popularity: 17% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın