22 Temmuz Tekerlemesi

Özgür Erbaş komşu komşu, oğlun kızın ne getirmiş? – döşemelik tesisatla ampul, kime kime? – hepimize hepimize, nerde nerde? – güvercinin ardında, güvercin nerde? – ok deldi geçti, ok nerde? – kırat yuttu, kırat nerde? – arı soktu, arı nerde? – kurt yedi, kurt nerde? – dağa karıştı, dağ nerde? – meclise gitti, meclis nerde? – yuvarlandı, tekerlendi, yerine oturdu.

Toplu Yanıtlar

Yazan: Kerem Kandemir Sevgili Dostlarım, Bu yazıda, içerik tartışmasına girmeksizin, meta düzeyde, iletişimimizin aldığı hale ilişkin yorumlarımı paylaşmak istiyorum sizlerle. Dilerseniz, önce kendi tavrımdan ve tarzımdan başlayayım, değerlendirmeye: Evet, oldum olası, provokatif bir üslupla yazmayı yeğlemişimdir. Takdir edersiniz ki, bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü reaksiyon almayı, tartışma başlatmayı severim. Yalnızca üsluba indirgemek de yanlış olacaktır sanıyorum. Zira, yazdıklarımın içeriğine de baktığımızda, tabu olarak telakki edilen konuları seçmeye, söylenmeyenleri söylemeye falan pek hevesli olduğum tespitini yapabiliriz. Beni yakından tanıyanlarınız, tartışmaya doymayan bir yapım olduğunu teslim edecektir.

Üzgünüm

Yazan: Alice Üzgünüm…Başta, üzdüğüm için. Sonra fark etmediğim için. Hissetmediğim için, değiştirmediğim ve hatta karşı çıkmadığım için üzgünüm. En acısını tatsam da aynı olmaz. Doğrudur, değişir belki birkaç şey ama üzgünüm, aynı kalacak galiba çoğu şey. Siz anlarsınız beni, dinlersiniz belki. Dinleseniz çok şey değişir mi bilinmez ama paylaşmak da bir nebze güçlü kılar etkisini üzgünlüğümün. Ne dediğimi anlamaya çalışan bir çift göz düşer gibi oldu beyaz kağıtımsı bir havası olan bilgisayar ekranıma. Merak güzel histir. Kedi filan ölmez meraktan. Öyle derler, saçmalarlar. Kedi açlıktan ölebilir, ya da kavgadan. Merak kötülendikçe kötülenir çünkü sadece saklanan ölür meraktan. Kim saklanır? Kimden … Eserin devamı

Kahrolsun A.B.D.! (Yalan Balonları Patlıyor -II-)

Yazan: Kerem Kandemir (Yazının birinci bölümünü okumak için klikleyin) Buraya kadarki savlarımızı toparlarsak: 1-) Türkiye’nin temel sorunu, insanoğlunun küresel gelişim sürecine ayak uydurmakta güçlük çekmesidir. 2-) Buradaki müşkülat, statükodan beslenen yerel çıkar çevrelerinin ayak diretme çabasından kaynaklanmaktadır. 3-) Söz konusu guruplar, toplumsal dönüşümü engellemek, engelleyemediği durumlarda, ona karşı oluşan reaksiyonları maniple etmek ya da toplumda değişim talebi yaratacak unsurları baskılamak için toplumun bilinçaltına, yani geleneğe, göreneğe referans verip işlevini yitirmiş arkaik değerleri yücelterek toplumu muhafazakarlaştırma yoluna gitmektedirler.

Günebakanlar Bile Küstü Güneşe!

  Yazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman Günebakanlar bile küstü güneşe! Sofie seçti, sıra bende! Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ortaya çıkan “cumhuriyet mitingleri” ile başlayan ve daha sonradan “ya sev ya terk et, ya da terk ettir” haline gelen ve ak ve karanın grinin en çirkin tonunda birleştiği bu politik durumda yapılabileceklerden bir tanesini gerekçelerini de açıklayarak seçiyor Kerem, son iki yazısında. Hiçbir şey yapmadıysa, beni yazmaya sevk etti bu yazılar. Buyrun!

Emperyalizm ve Küreselleşme Gerçeği (Yalan Balonları Patlıyor -I-)

Yazan: Kerem Kandemir Soru şu: Amerika kahrolsa, biz de kurtuluşa ermiş olacak mıyız? Etrafınızı saran boş boğazlı cühela takımının (mentelektüeller), dünya ve memleket meseleleriyle ilgili temel tezi şudur: “Biz aslında süperiz; dört dörtlüküz. Bizi bir rahat bıraksalar, kopup gideceğiz; dünyaya hükmedeceğiz. Lakin, dört bir yanımız düşmanlarla çevrili. Bu yetmiyormuş gibi, başta A.B.D. olmak üzere tüm Batı (egemen güçler), emperyalist emellerini uygulamak için yüzyıllardır uğraşmaktalar. Bizi bölmek, parçalamak ve ardından da yönetmek istiyorlar. Dış güçlerin memleket içindeki işbirlikçilerini, memleketi satan vatan hainlerini (benim gibi düşünenleri kastediyorlar) de unutmamak gerek.”

“Yazı Bekliyorum…”

Yazan: Pınar Elmasoğlu Bekleyen ben değilim. Beklediğim ise, olanca sıcaklığı ile ılıman iklim kuşağında konumlanan güzel ülkemin çöl sıcaklarıyla kavrulduğu yaza dair günlerden biri daha değil üstelik. “Yazı bekliyorum,” yazası olmayan insanı yazmaya mecbur kılma cümlesi. Kibar, mesafeli. Yazarken göğüste bir sıkışma ile soluklandıkça yine de dağılmayan bir daraltma cümlesi, seyrek bir emir kipi, tatlı tatlı kaşındıran bir buyurma. Üstelik işin fenası, yazmaya çalıştıkça yazı bekleyen kişinin yüzü kağıdın önüne geliyor, gözlerimi görüntüden kurtulmak için sağa sola kaydırıyorum ama nafile. “Yazı bekliyorum” beyaz ve çıplak, mürtet ayaklarının ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi edilgen ama güçlü bir ısrarla üzerime … Eserin devamı

Güllaççı Berun Bey

Yazan: Melih Özuysal Güllaççı Berun Bey, sabahleyin karanlık yatak odasında gözlerini açıp, tam yatağın içinde doğrulurken, babası, ilk ustası görünümüne bürünüp, “Yarınki müşteri bugünden gelmeli,” diye seslendi ona, rüyasından. Bu söz önemli olabilirdi belki de ama böyle garip bir ikili olmaya ne gerek vardı? Üstünde durmadı, rüya da olsa, bunu ne kadar gereksiz de bulsa, yıllar sonra kendini on bir, on iki yaşlarındaki haliyle gördüğü için pek keyiflendi; o yaştaki halini geriye attırıp yavaşça yorganın altına kaydırdı ve biraz da kayırarak, “Hadi az daha uyu,” dedi; o da gözlerini kapadı.