Yazan: Pınar Elmasoğlu
Mayıs geldi… Mayıs bitik bir ay. İki arada bir derede kalmış, ne olduğunu bilmeden süregelen… Pek bahar sayılmaz , yaz da olamayıp kıvranıyor… Daha ağaçlardaki bahar kokusunu alamadan perişan bir sıcağa doğru yollanıyorsun.
Küresel ısınmayı, yazın yirmi derece fazladan -kahve çekirdeği gibi- kavrulacağız zannedenler klima satışlarına şimdiden rağbet etmeye başlamışlardır. Barajların nasıl kuruduğunu görenler varsa, iç geçirmekle kalmayıp pet şişede su biriktirseler iyi olur. Biriktirdikleri pet şişeleri de rezervuarlarına koysunlar ki, son zamanlarda internette dolaşan ve evrene katkı kontenjanından bir şeyler yapmak isteyip hiç bir şey yapamayanlar için “yine de bir şeydir”lerden bir şeyler yapmış olsunlar.
Dışarıda, bu mevsimde giysinler diye ne paralar sayıp, ilkbaharın son uzun kollularıyla donanmış ama çıplak kollara aniden mahkûm ne insanlar var…
Adamlar kışın kaban giyerken tanıdıkları kadınların çıplak kollarını, tenlerinin gerçek renklerini görmekten memnun.
Görmekten memnun değillerse de, daha memnuniyetsiz olabilecek hallerden erkenden sıyırdılar demektir…
Kadınlar kendilerini yakın hissettikleri erkeklerin açılıp saçılmalarıyla birden afallamış, ya bir adım gerilemiş ya üç adım öne fırlamış haldeler.
Sonra beğenmeler ve beğenmemeler birbirini takip edecek. Sevmeler, sevmemeler, tek taraflı istemeler, terketmeler, ah ne çok beğenmeler, acayip etkilenmeler, feci sıkılmalar, hiç bir şey yoktuyken birdenbire oluverdiler başlayıp, belki yaz aşklarının ince, parlak, beyaz kaplı ve bir çırpıda okunup ertesi güne hatırlanması zor kitaplara benzer halleri için, belki de defalarca okunup aşınmış sayfalarla dolu, klasiklerden biri haline gelmeye aday, yeni birşeyler yaşanacak.
Mayıs garip bir ay; ne yaz aşkı ne bahar aşkı zamanı.
Şimdi varolanları bitirme, bitenlerin peşinden sürüklenme, çok süründüysen toparlanma, hiç yoksa da yine de olması muhtemel hoşluklara yürümeye başlamanın zamanı…