Yazan: sillypoet
-gittiğin yağmurdan dön, bir gül yapacam sevincimden!- dedim… –ben seni çok seviyom biliyon di mi?- dedi… –nerden bileyim? öyle diyorsan… ama korkarım ben- dedim… korktum bir ama saçını okşadım incitmeden… aradan yarım saat geçti; garibim, haber bekliyorum istanbul’dan. lakin ne haber beklediğimi bile kaybetmiştim ki mesaj geldi… –Tlf da konuşmak istemiyorum, bari sen tadını çıkar, yarın konuşuruz, ben yatıyorum artık-… sallanmadan kalktım… –gidiyom ben şimdi, nasılsa bir şekil bir yerde, her şekil her yerde görüşürüz, sanki zamanımız sonsuzmuş gibi- dedim… –güle güle, ama öyle değil biliyon di mi?- dedi… sustum, vurdum yola… yağmur fena yağıyordu; benden pespaye ağaçların çiçeklerini döktüğünü gördüm, -bu ne biçim bahar- demişim… bu ne biçim bahar! hava benden kevaşe, bir ılıman bir soğuk çöküyor ağar ağar… bir adam ağaçlara çiçeklere niye acır, şapşaldır o yüzden besbelli; bir adam düşün ki eve giriyorum sanır ve ağaçlarda yaşar, aymaz, şapşaldır besbelli. yaptıkları, çattıkları hep senin uğruna yine de sensiz; tanımaz, tanımak istemez seni o benledir densiz… çok işim varmış, son romantik dedilerdi hakkım yokmuş, artık bilerek bekleyenim, bilmeden bekletenim çokmuş kime ne! traşta suratımı kessem kan yerine proje fışkırıyor kime ne! sen mermide, kurşunda geziyon, ben matrix olmuşum kime ne!… shire yöresinden bir türkü tadında, koca ayaklı bir hobit kıvamında yükümü getirdim sana, mel mel yüzüme bakacağına alsana!
geceleri bilmiyorlar ne güzel, bakıyorlar kopil hallerime; şimdi gidecem eve, yatcam-kalkcam, gündüz insan olcam… muzdaribim, sıklıkla iş dağıtmakta sıkıntı yaşıyorum, not alsam da unutuyorum, dağınığım… toplamam gerek, bendense bana, sendense sana acımazsız davranmam gerek artık; bir değirmen yaptık suyunu tutmaya çalışıyorlar, alışmışlar arsızlığa, emeğinize yılışıyorlar… –yaşamıyoruz ki biz, yaşıyor olsak çoktan öldürürlerdi- dedim… –sen nasıl adlandırırsan adlandır, ben ne yaptığımı biliyorum- dedi… küfrettiğini bildiğimi bilmeyecek bir adam değil öyle dedi… evet, biraz ingilizce çalışalım…
with your feet in the air, your head on the ground
try this trick and spin it…yeah
you re head ll collapse and there s nothing in it
and you ll ask yourself…
where is my mind? way out, in the water see it swimming…
-maalesef bu durum içinde normal adam olmuyor, komando yetiştiriyoruz- dedim… güldü, öylece kaldı… avucunu aç lütfen, birine şu an çabaladığın şeyleri koy, ötekine başka bir diyarda çalışıyor olsaydın yapacaklarını… görmemiş olabilirsin daha önce, azıcık yardımcı olayım; yahut ne yardımcı olacam koca koca insanlara, nasılsa endazeleri doğuştan, ayarları sonradan… ne diyordum? evet çalışalım…
hey you, see me, pictures crazy,
all the world i ve seen before me passing by…
i got nothing to gain or to loose,
all the world i ve seen before me passing by…
işte öyle gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer… öylece… bir iş en az iki, bir aşk en az üç kişiliktir. bu sebepten misal, yarın sevgilim cayarsa aynasından, üstüMe gaz döküp yakarım, ardıNa bakmam bile; lakin peşinden bir roman, üç beş şiir yazmak boynumun borcudur; ardıMa bile bakmam… sen de üzülme çünkİ, en az üç kişiliktir bir aşk, sen sağlam dursan da bazen yanağındaki *ben* cıvır, eğilir… sen de üzülme çünkİ üçten biri dıştan, ikisi içten yanar… her cismin kendini algısı değişik olur, haklısın; misal ben ne vakit bir iş bitirsem *kendimde* boncuk bulmuş gibi sevinirim, ve fakat asla vazgeçilmez değilim, istemeden düşmek şaşmak, yolda çarpılmak, ne kadar saklansam da hakikaten aşık olup açılamadan delirmek, daha az münkün olsa da yokuş yukarı tükenmeyip düz yolda aklım şaşırmak mümkündür; o yüzden bildiğiNi bildiğin ve fakat bildiğimi bilmediğin şeyleri sor öğren –bkz: yanında gelmeyen var mı sorunsalı- acele et… lütfen unutma *kendimde* boncuk bulduğumu, o kadar olduğumu… bakınca sana –şairin dediği gibi- buradan görünenden başka yarınlara yakıştığına yemin edebilirim; azıcık sıkıntılı olacak ama, becerebilirsek o yarın da sana yakışacak -entarini- kasarsan… beylik şeyler bunlar –belki artık yaşıma münhasır- ancak zıttıyla bilinir ya her şey, bilemezsin gevşemeyi kasmadan; yahut işte öyle bir şey diyeyim, şimdi oyun bozanlık yapmayayım başındaysan oyunun; çok cinmiş gibiyim lakin bazen seyrediyom dünyayı gözlerinden bir koyunun…
sevdadaydık nerelere geldik… geldiğimiz gibi gidicez işallah…
maaşallah…
g.