
Yazan: Kerem Kandemir
Sansüre ‘kurban’ gidişinin anısına, senaryo eskizi:
BİR EFSANENİN DOĞUŞU
Not: Bu öyküde yer alan tüm kişiler, mekanlar ve olaylar hayal mahsulü olup ‘gerçekle’ uzaktan yakından bir ilişkileri yoktur. Olası tüm benzerlikler, tesadüfidir.

Birinci Bölüm
Prodüktör Nuri’nin yatak odası… Karanlık… Hafif horlama seslerinin yarattığı dingin ortamı, polifonik bir cep telefonu melodisi bozar.
“Aloww?”
“Abi kusura bakma; uyandırdım mı?”
“……….. “ [Nuri’nin alet (beyni) henüz açılışı tamamlayamamış durumda.]
“Abi benim; Celal. İstersen yarın arayım abi?
Yanda hala uyumakta olan karısını uyandırmamaya çalışaraktan:
“Ulan şerefsiz; bu saatte aranır mı insan!”
“Abi, hakkaten kusura bakma, abi. Bi fikir geldi de aklıma; heyecanlandım. Hemen arayıp senle paylaşmak istedim abi. Saatin geç olduğunu unutmuşum.”
Burnundan soluyarak: “Ne fikriymiş o?”
“Senaryo fikri abi. Dizi senaryosu…”
“Haa? Senaryo mu?” Prodüktör damarı kabarıverir hemen Nuri’nin. O sihirli sözcük, uykusunu dağıtıverir birden.
“Dur, mutfağa geçiym; hanım uyanmasın. Ulan sıçtın uykumun içine be Celal. Bi kahve yapiym bari.”
Celal, Nöri’nin zokayı yuttuğunu anlayıp sevindirik olur. “Abi evden ariyim istersen. Cepten fazla yazmasın diye, hani? ”
“Tamam kapat. Ben arıyorum şimdi seni.”
…………….
Nes gibi kayfenin kokusu, Nöri’nin uykusunu iyice dağıtmıştır artık. Severken yavrusunu öldüren ayı misali, bir tutam sempati cümlesiyle, senarist arkadaşının göynünü almak ister:
“Lan ancıh, sabaa kadar bekleyemedin mi, it! Neymiş şu senaryo; anlat bakiim şimdi.”
“Abi bi haftadır evden çıkmıyodum. Yemeden, içmeden, sürekli, şöyle ortalığı yıkacak bi senaryo konusu bulmak için düşünüp duruyodum. İnan, biraz daha zorlasaydım kafayı sıyıracaktım abi. Neyse ki, bombayı patlattım sonunda.”
“Lan, tıraşı kes de sadede gel. Ne buldun?”
Celal, piyasanın piçlerindendir. Zokayı yutmuş balığı birden bire çekmemek gerektiğini çok iyi bilir:
“Abi, şöyle söyliim: Bundan böyle, Deli Yürek bitmiştir, abi. Bilmem, anlatabiliyo muyum? Bundan böyle, Deli Yürek’in adı yok abi. Varsa yoksa, bizim yeni mal…”
“Hırbo, ‘bizim mal’ ne? Adamı delirtme de söyle!”
“Abi, bizim malın adını sen koy; ben ona karışmam. O şerefi sana bırakıyorum yani.”
“Olum, adını sormuyorum. Konusunu anlat artık şunun.”
“Tamam abi; kızma; anlatıyorum hemen: Bi kere, önden şunu söyliim, bizim mal da mafya malı olacak.”
“Ulan denyo; mafyadan başka şey çekilmiyo ki zaten memlekette. Sitkomundan dramasına, herkes, her türlü mafya dizisi çekiyo. Tamamen boku çıkmış durumda olayın. Ben de sandım ki, harbiden yeni bi şey buldun. Yuh yani.”
“Abi ayıp ediyosun ama. İnsan bi dinler önce. Belki bi milyondan fazla aşk filmi çekilmiştir bugüne kadar. Ne yani, çok çekildi diye artık kimse çekmesin mi aşk filmi? Brezilya dizisi olayı mesela… Al, en az üç milyon bölüm çekilmiştir abartısız. Üstüne otuz milyon bölüm daha da çekilse, kaldıracak bi piyasa var abi. Tamamen, arz-talep meselesi bu. Bizim memlekette, mafya olayı da o tatta işte. Nasreddin Hoca’nın saz çalması gibi. Millet bulmuş doğru notayı, hep onu çalıyo. Ne var bunda? Biz de aynı notayı çalıcaz işte abi. Yeni arayışa girmenin ne alemi var? Bütün hikaye, notayı nasıl çaldığımızda. Nüanslar belirliyo artık abicim, tutan projeyle batan projenin farkını.”
“Eee, senin bulduğun fikir ne o zaman? Neymiş o, bizim çekeceğimiz malın tutmasını sağlayacak nüanslar?”
“Hah, işte bunu sor bana babacım. Şimdi oldu bak.” Celal, koymuş tavaya Nöri’yi, leblebi gibi kavuruyor. Her tarafı eşit pişsin, yanmasın diye de, maşayla ittirip kaktırarak dans ettiriyor elemana:
“Şöyle izah edeyim abicim:
Mafya olayı tamam: Ülkücü damarla bant atmaca, ayrılıkçı terör meselelerini kaşımaca falan da tamam da, asıl bombayı, komplo tadına girerek patlatıcaz.”
“Nasıl yani?”
“Gran komplo, hem de… Abicim baksana etrafına. Sadece bizim memleket de diil. Bütün dünya, komplo guguşatlarıylan yıkılıyor yaw. Yok Da Vinci şifresiymiş, yok sabetaylıkmış, masonlar, tapınak şövalyeleri, misyonerler… Almış başını gidiyo bunlar abicim; görmüyo musun?”
Nöricik, hak vermek durumunda kalır: “Doğru söylüyosun. İyi de nasıl bağlıycan mevzuya pekii?”
“Abicim, orası benim işim, uzmanlık alanım zaten. Diycez ki, meğerim, memlekette olan biten tüm dolapların arkasında, uluslar arası, gizli bi örgüt varmış. Uyuşturucu, silah, kadın ticareti, tefecilik, teröristlerlen işbirliği, suikast, gizli örgütlere maşalık yapmaca falan… Aklına ne gelirse, her türlü numara var bunlarda. Hem, şöyle düşün: Görseli de şahane olacak bu malın abi. Bu gizli örgütün törenleri, kostümler, şudur budur… Seyredince, millet, mamı dötü daatıcak walla, abi.”
Nöri, kafasında diziyi canlandırmaya başlamıştı bile. Kastı da kalın tutmalıydılar. Tiyatrodan falan, sağlam yüzleri kullanabilirlerdi.
“Peki, kahramanı kim olacak dizinin?”
“Abi, lokal mafya, uluslar arası mafyaya karşı gibi konumlandır kafanda. Bizim yerel mal, protagonist. Beynelmilel örgüte karşı mücadele veriyolar. Bir nevii, memleketi kurtarıyolar gibi yapıcaz.”
“Nasıl yani? Mafyaya memleketi mi kurtartıcaz?”
“Evet Abi; aynen öyle. Bizimkiler milliyetçi tipler zaten. Başka türlü olmaz. Milleti avlamak için, bunları kurtarıcı olarak konumlandıracaz.”
Nöri’nin, bir parça kafası karışır, bu noktada: “Yaw, iyi söylüyosun, hoş söylüyosun da, biraz ters olmaz mı, Allah’ın mafyasını memleketi kurtaran adamlarmış gibi göstermek?”
Bu kez, şaşırma sırası Celal’dedir: “Nası yani Abi? Neye ters olacak; kime ters olacak? Millet bayılacak diyorum sana. Zaten ezik, sinik, güce tapar, katiline, işkencecisine aşık olan yaratıklar haline gelmiş millet. Bunları kötü adamlarmış gibi gösterirsek, yatar proje Abi. Kiminlen özdeşleşecekler o zaman? İşin içine, polisi, emniyeti falan da katıp, olayı hırsız-polis formatına mı çevirelim yani Abi? Ohooo, at gitsin o zaman senaryoyu, daha iyi.”
Nöri’nin kafa bulanıklığı henüz geçmemiş olsa da, Celal’in hevesini kırma riskini almak istemez:
“Dur oğlum; celallenme hemen. Muhahahahahhaaaaaa! Şeye takıldım ben sadece: Şindi, diyosun ki, mafya, mafyaya karşı şeklinde olacak formatımız. Yerel, yabancıya karşı. İkisi de kötü olsa anlıycam; tamam da, diyosun ki, özdeşleşme hikayesinden ötürü, bi tarafı iyi yapmamız gerekiyo. İki tarafı da bir den kötü yaparsak, bu sefer de, başka bi iyi yaratmamız gerekecek; polisi falan işin içine katınca da, olay espirisini mi yitirir diyosun?”
“Aynen öyle Abicim. İyi polis, kötü mafya falan… Geçti o devirler Abicim. Zaten, bizim bu elemanlar, MİT’len falan da temasta olacaklar. Onlara maşalık falan da yapacaklar. Nefs-i müdafaa tadı olacak: Bütün gavur birleşmiş, üstümüze geliyor. Eh, bizimkilerin de eli armut devşirmeyecek heralde.”
Nöri, ikna olamamıştır bir türlü: “Ya, iyi söylüyosun; hoş söylüyosun da, bunu yaptırırlar mı bize, ondan emin diilim işte.”
“Kim, kime neyi yaptırmıyomuş Abi?”
“Yani, tamam; seyirci yer bunu, güzel mal. Salçasını da bol tuttuk mu, patlatabiliriz hakkaten. Lakin, endişem, siyasi açıdan falan yani… Mafyaylan bizim istihbaratı bağlıyosun; katil adamları vatan kurtaran iyi kahramanlar gibi gösteriyosun. Halk dadından yiyemez bunları, tamam da, asker falan ne der bu işe olum?”
“Abiciiiim; sen elini şimdiden böyle korkak alıştırıcaksan, hiç başlamayalım bu işe. Bak, elli tane gözü ‘senaryo’ diye dönmüş çakal prodükter varken, ben Abi’mi arıyorum bu proce için. Niye? Çünkü Nuri Abi’m böyle iddalı bi malın altına elini koyabilecek kadar cesurdur, diye. Aşk olsun. Askerin falan ne alakası var mevzuylan?”
“Olum, çocuk olma. Askerin alakası olmayan mevzu mu var memlekette? Hadi askeri bırak, hükümet ne der? Onu da geçtim; yaw, kanal yöneticileri falan… Bunlar tırsak adamlardır. Şimdi AB ayaklarında falan hepsi. Bizimki gibi bi maldan tırsarlar gibime geliyo.”
Celal’in sabrı taşmaya başlamaktadır artık: “Yapma, etme be abicim. Hepsi, 3 puan reyting arttırmak için 30 takla atmaya hazır bunların; sen benden daha iyi biliyosun. Böyle manyak bi proceyi koy önlerine, timsah gibi saldırmazlarsa, açık bütçe prodüksiyon yaptırtmazlarsa şerefsizim. Zaten, pilotu çektik mi, iş tamamdır. Daha ilk bölümde yıkarız milleti yere Abi. Sana şöyle söyliim: Reytingi tavana vurdurduk mu, kimse duramaz önümüzde. Halkın sevdiği malı çektirtmemeyi, ne kanalların, ne RTÜK’ün, ne de siyasilerin maçası yer.”
Nöri, Celal’in sağlam tahlili karşısında, biat etmek durumunda kalır: “Aslında, doğru söylüyosun. Mal dediin kadar reyting yaparsa daha pilotta, önümüz açılır gibi görünüyo. Yine de, yasal açıdan da bi soralım derim ben, başalamdan önce.”
“Ne yasal açısı Abi?”
“Yani, hukuken bi mani falan olmasın; sakata gelmeyelim sonradan. Elemanın biri, bi yasa maddesi bulur; dava açar falan…”
“Abiciiim; Allah aşkına, deli etme beni. Ne yasası; ne davası? Keşke uğraşsa birileri bizlen, dediğin gibi. Şöhretimize şöhret katar. Hem, hangi memlekette yaşıyosun allasen? Hukuk mu var da başımız ağrısın? Memet Ali’nin yılbaşında mongol çocukları televizyona çıkartıp, soytarı gibi milleti eğlendirmekte kullandıı bi memlekette yaşıyoruz Abiciiim. Ne hukuundan bahsediyon sen?”
“Orası öyle aslında.”
“Hayır, harbiden şaşırıyorum, sen bunları söyliyince. Yani, utanmasan, Allah bilir, iki dakka sonra da, etik açıdan da araştırsaydık falan diyecen, nerdeyse. Muhahahahahaaaaa.”
“Muhahahahahaaaa… Yok lan, o kadar da hıyar diiliz artık. Tamam Celalcim. Bu iş olur, diyelim. Gece gece uykumdan ettin ama değdi wallahi. Kast, mast var mı peki aklında?”
“Abim, saol; hayırlı olsun vatana, millete, cümlemize. Muhahahahhaaaa… Kast diyosun… Walla, henüz isim olayına odaklanmadım. Daha ziyade, karakterler üzerinde çalışıyorum, şu aşamada. Dediin gibi, her taraf mafya dizisi olduu için, karakterlerlen de sıyırmalıyız kendimizi. Aksi takdirde, kaynar gideriz.”
“Çıktı mı bi şeyler bari, şindiden?”
“Bi kere, bizim elemanlar, psikopatlıkta falan, tamamen kopmuş olmaları lazım. Yani, şöyle replikler falan geliyo aklıma: [Biz racon değil, kelle keseriz.] Muhahahahahaaaaa… Anlatabiliyo muyum Abi? Dizide her cümle, bi vecize, bi motto olacak. Bak gör, bütün çoluk çocuk, bizim dizideki kahramanlar gibi konuşmaya başlayacak.”
“Muhahahahaaaa… Walla, aazından bal akıyo Celal bu gece. Daha daha anlat hele.”
“Abim; arkası yarın diyelim; helecanlı yerinde bırakalım. Muhahahahahahaaa…”
“Muhahahahaaaa…”
“Şaka bi yana. Daha ne numaralar geldi aklıma Abi. Anlatsam kafayı yersin. Mesela, aşk-meşk olayları… Ba ba ba ba ba… Bu bizim Ali kıran baş kesenin bi manitası da olacak ya hani, paralelde akan öyküde… Onu mesela avukat yapacaz. Kız bizim bu elemana aşık olacak. Herif, “Biz hepimiz katiliz, caniyiz; bırak peşimi; düş yakamdan.” diycek; karı daha fena hasta olacak buna, mesela. Bunlar hapse girmesin diye, girdikten sorna da çıkartmak için falan, uğraşıp durucak. Celladına aşık olma tripleri falan işte abi. Bilinçaltında, hukuun ırzına geçme durumları… Neyse, daha fazla tutmayım sen Abi. Şimdi kapatalım istersen, yarın detaya gireriz nası olsa bolca.”
“Okey canım. Dediin gibi olsun. Gerçi verdin bana gazı; gözümü artık zor uyku tutar benim şinci. Sabaa kadar yatakta dön, dur işin yoksa: Kast kim olucak; Kime çektiricez; kanallarlan görüşmeler falan… Muhahahahaa…”
“Muhahaha… Walla, o vakit, sana kolay gelsin Abicim. Bana müsdase. Bi sigara daha içip yatar benim elim. Haa, bu arada, aman ha, yanlışlıklan, sağda solda aazından kaçırma mevzuyu; çalıverir şerefsizler, kaşla göz arasında. Zaten sinopsis falan da yazmadım daha; üstüne yatıverirler milyon dolarlık malın.”
“Haydaaa… Sende bizi iyce keriz yaptın olum. Muhahahahaaa… Merak etme; bu, kolay proje diil. Herkes kalkamaz bunun altından. Hem yürek, hem para, hem güç, ilişkiler falan istiyo. Evel Allah, garadedenden başkası kotaramaz bunu. Muhahahaha… Hadi sana iyi uykular o vakit. Yarın kalkınca ararsın; buluşuruz.”
“Eywallah; sağolasın abicim. Yarın, Türkiye başka bir dünyaya uyanacak resmen. Muhahahahaaaaaa… Okey, arıycam ben seni kalkınca. Hadı çüs.”