Yeraltından Notlar: Dilenci

yeralti01.jpgYazan: Selim Mansur

Köprü üzerinde vakit geçirmek öyle hoşuma gitmişti ki bir türlü oradan ayrılamıyordum. Sert rüzgâr ve yüzüme çarpan kar taneleri bile keyfimi kaçıramamıştı. Nehrin üzerindeki tekneler, sivri külahlarıyla onlarca kulenin süslediği şehir manzarası, hediyelik eşya satıcılarının rengârenk tezgâhları ve bir sokak laternacısının neşeli müziği ortalığı panayır yerine çevirmiş, bana da neşeli bir ruh hali vermişti. Soğuk rüzgâra rağmen yüzümdeki gülümsemeyle birlikte ben de sonunda kalabalık turist topluluğunun akıntısıyla köprüden ayrılıp Eski Şehir Meydanı’na doğru giden dar caddelerden birisine yöneldim. Ortaçağdan kalma binalar ve parke taşlarla döşenmiş sokaklar kalabalık bir alışveriş merkezi kadar canlıydı. Cadde boyunca uzanan hediyelik eşya satan dükkânlar, lokantalar, kahveler ve barlar dolup taşıyordu.

Kalabalık ortasında tam bir turist avareliğiyle yürürken bir anda gördüğüm şey karşısında donup kaldığımı hatırlıyorum. Yüzümdeki gülümseme bir anda uçup gitmiş, omuzlarım düşmüştü. Bir kaç metre önümde, kaldırım üzerinde, kir pas içinde bir adam, secde eder şekilde dizlerinin üzerinde yerde durmaktaydı. Kollarını yere uzunlamasına dayamış, başını kollarının arasına gömmüştü. Adamın yüzünü görmek mümkün olmadığı için ne yaşını ne de neye benzediğini anlamak mümkün değildi; yalnızca omuzlarının üzerine dökülen uzun kır saçları bir fikir verebilirdi. Adam tam secde eder pozisyondaydı ama elleri aşağıya değil yukarıya doğru dönük, avuçları açıktı; sadaka bekliyordu.

Daha önce binlerce dilenci görmüştüm ama bu dilenci benim olduğum yere çakılmama neden olmuştu. Bu adam dizleri ve dirsekleri üzerinde, soğuk kaldırım taşlarına dayanmış, kendine sadaka verecek insanların önünde secde etmekteydi. Böylece adamın beni neden etkilediğinin çözümlemesini yaptıktan sonra biraz rahatlamış ve hareket etme cesaretini bulmuştum.

Bir dilenciye sadaka vermek hemen hiç yapmadığım bir şey olmasına rağmen adamın önünden geçerken elimi cebime atıp en büyük bozuk parayı buldum ve adamın tam avuçlarının içine bırakabilmek için eğildim. Parayı bırakıp doğrulmaya başlamıştım ki elim bir anda adamın başına doğru yöneldi, içimde sanki bir ses bana şöyle seslenmişti: “para vermekle kurtulabilir misin?” Bunun hemen ardından bir başka ses birinci sese itiraz etti: “Kendini ne sanıyorsun, kim oluyorsun da insanlara şefkat dağıtma cüretini gösteriyorsun?” Elim bir anlık duraklamadan sonra yukarıya kalktı, doğruldum ve hızla uzaklaşmaya başladım. Arkama bakmak bile istemiyordum.

Oysa bir süre sonra bu şehirdeki dilenci takımının hemen hepsinin meslek icabı secde etmekte olduklarını farketmekte gecikmedim. Hatta bir tanesinin dizlerinin altına yumuşak bir yastık koymuş olduğuna da şahit oldum, adam resmen müşterilerini aldatıyordu.

Çok geçmeden yaşadığım bu deneyimin ucuz ruhbilimsel çözümlemelerini de yaptım: Karakterimin narsist yönü bir anda şefkat kisvesi altında ortaya çıkmıştı. İnsan kendisini ancak büyük ve erdemli görebilirse başkasına şefkat gösterebilir. Ama kendisine “sen kim oluyorsun ki şefkat dağıtma cüretini gösteriyorsun?” diye soran birisinin kendini beğenmişlik sınırlarını bulabilmek mümkün bile olmayabilir.

Bu deneyimin ruhbilimsel çözümlemesi ne olursa olsun asıl etkileyici olan kısmı şiirsel boyutudur. Bunu yazıyor olmamın nedeni, karakterimin gizli kalmış yönünü bulmuş olmanın ilginçliği değil, onu bulmama neden olan deneyimin bende bırakmış olduğu hazdır sanıyorum.

Popularity: 8% [?]

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın