Dubai: Paranın Dediği Olur
March 3rd, 2007 at 8:13 pm (Seyahatname)

Yazan: Ahmed-i Mursi
Geçen hafta, pazartesi-perşembe, bir konferans için Dubai’ye gittim. Vize almak için konsolosluğa başvurursanız bir ay sürer dediler. Emirates ile uçarsanız onlar bilet fiyatına mündemiç ekstra bir ücret karşılığı size vize alıyor, acentaya pasaportunuzu bile göndermiyorsunuz. Ben de öyle yaptım.
Uçuş 4 saat sürüyor giderken, dönüşse, rüzgara bağlı olarak 5 saat. Ekonomi sınıfında bile, her koltuğun arkasında olan interaktif monitör sayesinde, geniş bir dünya sineması seçeneği vardı. Hint filimleri ağırlıklı ama isteyene Casino Royal, 2001 Space Odessy veya Yurttaş Kane de var. Bunların dışında televizyon dizilerinden bölümler, belgeseller ve oyunlar da mevcut. Ben giderken biraz satranç oynadım, biraz da ilginç bir belgesel seyrettim.
Belgeselde 1961 yılından itibaren bir grup İngiliz çocukla 7 yaşlarından itibaren her yedi yılda bir röportaj yapıyorlar, hayattan ne bekliyorlar, nasıl hissediyorlar, son yedi yılda ne yaptılar filan gibi. 2004 yılında 49 yaşındaydılar ve hepsini 7, 14,21,28,35,42,49 yaşlarındayken görmek ve verdikleri cevaplar ile hayatlarının akışı arasındaki bağlantısızlık benim için çok dramatikti. Bir tanesi 28 yaşında homeless dolaşırken intiharın eşiğindeydi, 49 yaşında milletvekili olmuştu ve hala kronik mutsuzdu. Diğeri 21 yaşında evlenirken “Sanırım evlenebileceğim tek insana rastladım” diyordu, 7 sene sonra boşanmıştı.
Yolcular bana Star Wars’daki ticaret kolonilerini hatırlattı. Afrikalılar, Amerikalılar, Araplar, Türkler, Uzak Doğulular, Slavlar…Mürettebat bile 7 ayrı ulustan geliyordu ve hiçbiri Dubai’li değildi. Uçakta içki servisi var. Ama, “iyi yoculuklar” kabilinden yapılan ilk ananonslardan birinin Arapça tercümesinde Bismillahirrahmanirrahim ile başlanması beni biraz olsun hazırlıksız yakaladı.
Türkiye ile 2 saat fark var. Uçak Dubai saati ile geceyarısı 2 suları indi. Yeni bir ilave havaalanı yapılıyor, devasa bir boyutta. Uçağın indiği yerden terminale otobüsle varmamız yaklaşık 45 dakika sürdü. Sonradan öğrendim 2010 gibi yılda 40 milyon turist hedefliyorlarmış. Bu Türkiye ölçeğinde, yılda 17 milyon olan fiili rakkamın 700 milyon olmasını hedeflemek demek. Bana inandırıcı gelmedi. Terminal geceyarısı olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Çok uzun pasaport kuyruklarını görünce bütün modern görünümüne rağmen bir Orta Doğu ülkesine geldiğimi ve organizasyon problemlerine kendimi hazırlamam gerektiğini ve en azından benim sakin olmamın faydalı olacağını düşündüm. Hele bir sıra pasaport kontrolü yapan odacıklarda geleneksel beyaz entarileri ve başlarında siyah halkalarla Dubaili genç memurları görünce önyargılarım büsbütün depreşti.
Yaklaşık bir saat sonra havaalanının dışında taksi bekliyordum. Temiz hava almak isteyenler için tam bir hayalkırıklığı. Sabahın erken saatleri olasına rağmen hava sıcaktı (27 Şubat) ve bizde nasıl dış mekanlarda yeni yeni sobalar yoluyla havayı ısıtmaya çalışıyoruz, onlar da dev vantilatörlerle açık havayı soğutmaya çalışıyordu ve esintiye, sanırım biraz da önyargılarımın etkisiyle, bolca ayak kokusu karışıyordu.
Otele kadar 15 dakikalık kısa yoculuğum boyunca neredeyse trafik levhaları dışında (ki onlarda da İngizcesi de yazılı) hiç Arapça bir tabela, pano, reklam görmedim. Ama neredeyse bildiğim bütün uluslararası şirketin reklamını gördüm. Zaten şehir dev bir şantiye gibi, korkunç bir inşaat furyası devam etmekte. Çoğu otel, alışveriş merkezi, rezidans vs. 1990 sonrası yapılmış ve yapılmaya devam ediyor.
Bildiğiniz üzere Birleşik Arap Emirlikleri pek çok petrol şeyliğinden oluşuyor, Dubai bunlardan biri. Nufus yaklaşık 4 milyon, on yıl önce 2 milyonmuş. Sabahları trafiği varın siz hayal edin. %70 erkek, %30 kadın. 800 bin gerçek Dubaili var kalanı gurbetçi. Hintli, Çinli, Amerikalı, İngiliz …Milli gelirleri 96 milyar dolar (Türkiye 400 milyar dolar civarı). Petrol fiyatlarına bağlı olarak geçen yıl %20 büyümüş ekonomi.Ekomiyi bu bağımlılıktan kurtarmak için farklı alanlara -fizibilitesine bakmaksızın- yatırım yapıyorlar. Dubai’yi bir büyük alışveriş merkezine çevirmeye çalışmaları da bu yüzden. Turizmden de beklentileri fazla. Dubai vergi cenneti hiç vergi yok, ne maaşlarda, ne ürünlerde ne şirketlerde, allah vergisi petrol ve şeyh sayesinde. Şeyhleri aynı zamanda şehirdeki pekçok yer ve şirket gibi taksilerin de sahibi. Gelir dağılımı oldukça bozuk. Ülkeye garson, taksi şöförü, tezgahtar vs olmak için gelenler genellikle Hintli, Sri Lankalı. Orta sınıf yöneticiler Batılı, patronlar ise Arap ve Batılı ortağı. Çinliler son dönemde ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyorlar, pazarı heryerde olduğu gibi Çin malları sarmış. Bir de unutmadan, beni davet ettikleri gece klübündeki ikiyüz hayat kadınının en az yüzellisi Çinliydi.
Kaldığım otel, konferansa da ev sahipliği yapan 5 yıldızlı yeni bir gökdelendi. Her müşteriye üç thai komi düşüyordu. Resepsiyonda ise iyi İngilizce bilen Hintli kızlar çalışıyordu. Odam 38. katta oldukça konforlu bir odaydı, batıdakilerden tek farkı yatağın başucundaki komodinde incil yoktu ve tavanda kıbleyi işaret eden bir ok vardı. Televizyonda El-Cezire dahil bütün uluslararası kanallar vardı, sadece pay-tv yoktu. Otelde hiç ezan okunmadı dört gün boyunca ama ikinci günün sonunda gittiğim şimdiye kadar gördüğüm en güzel ve büyük alışveriş merkezinde ikindi ezanını alışveriş merkezini inletircesine içeriye hoparlerlerden verdiler. Tam o sırada soluklanmak için Armani kafeye giriyordum, şaşırdım. Son gün havaalanında duty freeyi gezerken artık alışmıştım. Şimdi düşününce hiç cami görmediğimi anımsıyorum etrafta. Bu da bana paradoksal geliyor.
Türkiye için yakıştırılan “Ilımlı İslam” modeli, tam olarak kanımca kavramsal olarak Dubai’ye uyuyor. Bizdekine “İslami Laisist” diyeceğim bundan sonra.
Dubai insanın kafasını karıştırıyor. Görüntü olarak bütün Avrupa’dan daha modern. Tarabya’da görmeye alıştığımız Arapları kendi evlerinde isteseniz bile aşağılayamıyorsunuz. Geleneksel kıyafetleri içinde global ekonomiye bizden daha fazla karışmışlar.
Şimdiye kadar Birleşik Arap Emirliklerinin herhangi bir bilimsel dergide sosyolojik olarak değerlendirildiğine rastlamadım. Sıkıntı küçük bir ülke olması mı acaba? Yoksa inanılmaz bir sosyal ve kültürel transformasyon içindeler ve özellikle Huntington’ın kulaklarını çınlatmak lazım hiç bir çatışma emaresi de gözlemedim. Belki zamanla…
Yoruldum…Havaalanının içindeki hurma korusunun dibinde ben de diğer Arap yolcular gibi ayakkabılarımı çıkarıp kum rengi halılar üzerinde sere serpe uzanmak istiyorum.
Popularity: 28% [?]
