Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?

tarih01.jpg

Yazan: Ahmed-i Mursi

Arkadaşlarınızı nasıl seçersiniz? Kendiliğinden mi gelişir arkadaşlıklarınız yoksa beğeninizi kazanan insanlara yönelik bilinçli planlar mı uygularsınız? Sanıyorum verilecek cevapların çoğu kendiliğinden gelişen bir süreci tercih ettiğinizi işaret edecektir. Planlar yaparım diyenler bile biraz bu noktada iç huzursuzluğu yaşayıp açıklama ihtiyacı duyacaktır. Doğallığın ve kendiliğindenliğin bu büyüsü nereden gelir acaba?

Sanıyorum arkadaş bildiklerimiz tarafından aldatılmaktan, manupile edilmekten, kazıklanmaktan korkuyoruz. Bu arkadaşlığa ileride yapacağımız maddi manevi yatırımın dönmemesi ihtimalini değerlendiriyoruz. Doğallık ise güven veriyor. Kurnazca karşımızdakinin doğal mı yoksa yapmacık mı olduğunu kendimiz bile farkına varmadan test ediyoruz.

Güven duygusunun da tahmin edilebilir olmak ile bağlantısı var. Karşımızdaki insan doğalsa güvenilir, güvenilirse de davranışları önceden daha iyi tahmin edilebilir oluyor. Bu tahmin zihinde oluşturulan kaba bir profilden ibaret. Zamanla ilişki ilerledikçe daha rafine detaylar ekliyoruz. Hayatın harala gürelesi içinde ihtiyacımız olduğunda bizimle işbirliği yapıp yapmayacağını her defasında sorgulayarak enerji kaybetmeden yolumuza bakacağımız müttefikler önemli. Tahmin edilebilirlik bu yüzden gerekiyor.

Kendi hafızalarımız burada hayati bir rol oynuyor. Hem ilk anda doğallık-samimiyet testini kendimize bile çaktırmadan uygularken ipuçlarının ve sonuçların değerlendirilmesinde, hem de karşımızdaki insanı daha önceden hafızamıza depoladığımız profillerle eşleştirip bir ilişki ihtimali atfederken hafıza çok işe yarıyor. Önceki tecrübelerimiz ve öğrenmelerimiz burada kayıtlı. Tabii sorsanız tam bir envanter çıkartmak mümkün değil. Kiminle ne zaman nerede tanışıldı, nasıl bir doğallık testinden nasıl bir not aldı, hangi özellikleri hoşumuza gitti de sonradan fos çıktı vs. vs…

Toplumların da sözlü ve yazılı olarak nesilden nesile aktardıkları bir hafızaları olduğunu düşünüyorum. Buna kabaca tarih diyorum. Kültür ise toplumun, bireyleri ve çevrelerini, istenmeyenden kaçınma, istediklerini gerçekleştirme yolunda dönüştürme yetisinin belirli bir anda geldiği seviye olarak kavramsallaştırıyorum. Kısaca toplumun o dönemdeki problemlerini çözme yollarının tümü. Birey bazında bir analoji yapacak olursak, toplumların zekası kültürleridir diyebilirim. Herkeste olan ama fazlasının azına tercih edildiği problem çözme kapasitesi.

Vücudumuzda her an sayısız fiziksel ve kimsasal değişiklik olurken biz bütüne bakıp “ben” diyebiliyor ve bunu diğer herşeyden ayrı tutabiliyoruz. Bu doğar doğmaz olamıyor, hatta, bebekliğin çok ileri aşamalarında gerçekleşiyor. Öğrenilen bir kavram olduğunu düşünüyorum. Öğrenildiği doğruysa pekala hafızanın gelişimi de bu sürece etkiyordur. Yaşanan anların kayıtları arasındaki ortak noktaların başında “ben” gelir.

Hergün Türkiye’de sayısız olay oluyor, ölenler, kalanlar, doğanlar, soygunlar, kavgalar. Aynen vücudumuzda olan bitenler gibi. Ama yine de bir “biz” bilici de var aynen “ben” gibi. Hergün onca değişime rağmen ertesi güne apayrı bir insan topluluğu imiş gibi uyanmadığımıza, süreklilik gösteren bir tarafımız olduğuna inanıyoruz. Bireysel bazdaki hafıza gibi, toplumsal bazda bu inancı besleyenin tarih algısı olduğunu sanıyorum. O halde ortak tarih bizde süreklilik ve dolayısıyla gerçeklik hissi yaratıyor- sürekli olmayanın gerçekliğini de sorgularız; sarhoş yatıp sabah uyandığımızda nerede olduğumuzu bir an kavrayamayız bazen-.

Yine hergün binlerce insan, kendileri için hayatı daha yaşanabilir kılmak amacıyla bir araya gelip ortak faaliyet gösteriyor. Menfaatlerimiz çelişiyor, çatışıyor. Bunu biliyoruz, buna rağmen yine de beraber yaşadığımız topluluğun çatışmalarda nasıl davranacağını evden çıkmadan önce tahmin etmek adına saatlerce kafa patlatmıyoruz. Yine ortak tarih bilinci sayesinde paranoya hissine kapılmadan yaşanabileceklerin sınırları hakkında farkında bile olmadan bir fikre sahip oluyoruz. Güven ve huzur veriyor bu kadarcık ilave tahmin gücü bile. Manisa’dan kalkıp Bitlis’e giderken orada acaba nasıl insanlar yaşıyordur diye düşünmüyoruz.

Bugün yaşadıklarımız da yarının tarihi olacak. Bugün Türkiye’de ne yaşandığı ile ilgili fikrimizi de basın üzerinden devşiriyoruz. Arkadaş seçerken kurnazca, farkına bile varmayarak yaptığımız doğallık-samimiyet testininin bir benzerini medyanın bize taşıdığı olaylar karşısında da yapıyoruz. Örneğin, işlenen suçlarda kendi kültürümüzden -problem çözme biçimlerimizden- izler buluyorsak, yahut bunlar zaten ortak tarihimiz tarafından çizilen sınırlar içinde yer alıyorsa, fazla bir endişeye kapılmıyoruz. Hrant Dink’in neden öldürülmüş olduğu, bizim “biz nasıl bir toplumuz?” sorusunu temcit pilavı gibi ısıtmamıza mahal vermeksizin, kanıksanıyor. Öldürenleri bir şekilde “anlıyoruz” . Harekete geçme, birşeyleri düzeltme ihtiyacı duymuyoruz.

Bizi asıl endişelendirenler, yarın ne halde olacağız diye kaygılandıranlar ise yabancıların bizim hakkımızda yaptığı gizli planlar veya komplo teorileri. Zira yabancıları tanımadığımızı hissedip, onların yapabileceklerinin ve taleplerinin sınırlarını çizememek bizi tepkiselliğe, duygusallığa itiyor.

Medya da bu duygusallığı iyi kaşıyor. Onlar kaşıdıkça daha da korkuyoruz. Ortalık komplo teorisinden geçilmiyor. Komşularının kendisini zehirlemesinden korkan biri akıl sağlığını kaybetmediyse, hafızasını tarayıp bu inancın izlerini sürerek, harekete geçmeden önce eldeki verileri değerlendirir. Sadece ihtimallere dayanarak yola çıkmayı göze alamaz.

Toplumlar da komplo teorileri karşısında gerekli sağduyularını, tarihlerini ve kültürlerini gözden geçirirerek koruyabilir.

Türkiye’nin tarihi 29 Ekim 1923′te başlamaz. Ya da mesala 12 Şubat 2083′de bitemez. Bugün yaşadıklarımızın yarının tarihi olacağı gerçeğini göz ardı etmediğimiz ve bunu bilincimize taşıdığımız sürece.

Onbinler umarım birazcık da bu yüzden yollara dökülmüş olsun…Tarihe şerh düşmüş olsun.

Bookmark the permalink.

One Response to Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?

  1. Sevgili kardeşim, bugün yazını yeniden okuma fırsatı buldum ve farkına vardım ki, ilk okumamda, kıymet takdirinde biraz cimri davranmışım. Kanımca, fevkalade önemli ve avangart bir çalışma. Neden dersen, belki de akademik kökeninin ekonomi olması hasebiyle, ister istemez, hadiseleri ‘oyun kuramı’ çerçevesinde analiz etme temayülü göstermişsin. Doğrusu, bir kaç haftadan beri, ben de, sosyal ilimlerin diğer branşlarında da bir yeniden-inşa sürecine girmek gerektiğini ve bunu da, muhakkak ‘oyun kuramı’ gibi hayati bir zihinsel aygıtı kullanarak yapmanın isabetli olacağını düşünmekteydim. Zaten, bu konuda bir yazı da yazacağım.

    Biraz, daldan dala atlamalarla ilerliyor olsa da yazın, oyun kuramı ve hatta evrim modelinin uygulamasına dair izler bulmak, yukarıda sözünü ettiğim nedenden ötürü beni pek memnun etti.

    Hazır elim değmişken, bir, iki -kritik olmayan-düzeltme yapmaya kalkışmaktan da geri kalmayayım:

    1-) “…güvenilirse de davranışları önceden daha iyi tahmin edilebilir oluyor.”
    Esasen, gerekirlilik ters yönde: Davranışları önceden tahmin edilebilir olanlar, güvenilir oluyor (Fark şurada: Güvenilirlik atfını başka gerekçelerle de yapabiliyoruz. Davranışları önceden tahmin edilebilirlik şart değil).

    2-) “Öldürenleri bir şekilde “anlıyoruz” . Harekete geçme, birşeyleri düzeltme ihtiyacı duymuyoruz.”
    “Onbinler umarım birazcık da bu yüzden yollara dökülmüş olsun…”
    Takdir edersin ki, onca nümayişi (senin ifadenle onbinlerin yollara dökülmesini) harekete geçmekten, bir şeyleri düzeltme ihtiyacı duymamaktan saymamak, pek mümkün değil. Kanımca, buradaki problem şundan kaynaklandı: İster doğal, ister toplumsal bir felaketi/melaneti kollektif tarih bilincimizle (halk olarak) anlayabiliyor olmamız, harekete geçmeye, düzeltme çabasına girmeye engel değil. Hem anlayıp, hem de reaksiyon verebiliyoruz.

    ………..

    Yazındaki yöntemsel öncülüğü, bundan sonraki eserlerinde de sürdürmeni diliyorum, sevgili kardeşim. Ayrıca, yöntemini normatif ilim kapsamında değerlendirebileceğimizden, bu yazıyı, ‘sosyoloji’ bölümü altına almanı öneriyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>