Ez bütün çiçekleri, kendine dinazor dedirt!

dinasor.jpg

 

Yazan: Tunç Blake

“Ben bi kestiriym.” dedi. “Kırkbeş dakikan var.” dedim.

Geçenlerde yeni yılın T.C. bütçesi açıklandı. Dikkatimi çeken şey, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi oldu. Kültür Bakanlığı’ndan, Dışişleri’ne ya da Tarım Orman ve Köyişleri’ne, bir sürü bakanlıktan falan fazla. İnsan tabii merak ediyor: Niye? İçimde bir yorumlama arzusu var.

Bu, sadece siyasi düzeyde değil. Bir çok alanda, maddi gücün Müslümanlık etrafında yogunlaştığını gorüyoruz: Belli bir politik yaşam tarzını (denebilirse) destekleyen sermayedarlar olduğu gibi, son on beş senede bir dizi büyük gazete, televizyon ve okul da kuruldu. Kuran kursları ve hatta İslam ülkelerinde eğitim görenlerin sayısı arttı. Bu yeni bi şey. Yani daha önce yoktu. Siyasi düzeyle birlikte, son on beş senede Türk toplumunda bir kalite farkı olduştuğu düşünülebilir. Demek ki şeriat geliyor; Destur!

On beş sene evvel gündeme girmeye başladı. Türban içersinde bu hatun kimdi acaba; üniversiteye girse miydi? Belki ve lakin ne fark eder? Siyasi cinayetler vardı; laikleri havaya uçururlardı. Kim; niye? Akıl sır ermez bi işler… İlgi odağı diğildi; olmazdı ya da saman alevi (Alevî değil) gibiydi. Biz gençtik; her şey gibi bunu da yorumlardık; çok fazla da yorumlamazdık; ilginç diğildi; hamburger gibiydi; doyurmazdı. Tavan alçalırken biz yükseliyorduk. İstikbal göklerde idi. Liberal düşüncelerimiz vardı; aramızda islamcı yoktu.

Her şeye hoşgörü ya da gri renklere özgürlük; böyle gitti. Moral relativizm…

Şimdi egemen liberal yaklaşım değişti. Ben de bu konuya ordan yorumluycam; zaten yorumluyorum.

Tıpkı Star Wars gibi olucak: Elimde Pop Corn ve Cola olucak; oturduğum yerden yorumluycam, film seyreder gibi olacak; bitince tam süper olacak.

Nedir Star Wars? Karanlık Lord, seçimle iş başına gelmiş; parlemonto başkanı olmuş. Kendisine karşı bir savaş tezgahlamış. Ona karşı olanları da, ordan bağlıyor. Eleştiriye karşı yarattiğı atmosferle kendini zırhlamış; eleştiremezsin. Yani o zaman karşı tarafa geçmiş olursun. Kutsalı eleştiremezsin. Ayıp olur. Kutsala hakaret edemezsin. İlahiyat ve inanç ve inananlara laf yok.

Bir Hıristiyan atasözü der ki “İnsanin parası nerdeyse, kalbi de ordadır.” Burda, bu bütçede olan ilk şey kalple para arasındaki ilişkinin ilahileşmesi, sonra son on beş yıldır olan da o; ilahileşme ve hatta bazı liderlerin kendini ilahla bir sanması; siyasetin de ilahileşmesi. İlah, Allah ve ben. Haşa! Dark Lord is ruling. Kapitalizm yönetir.

 

Doğru ve yanlış olmadan yorumlamak mümkün mü? İnancım olmadan yorumlayabilir miyim? Ey inananlar: Size karşı diğilim ama inançlarınıza karşıyım! Ama onları özgürce savunmanız için ölebilirim! Biri söylediydi ama kim işte o kişi adını hatırlamıyorum. Soğuk savaştan az önce popüler olmuştu. Tarihin tekerliği öyledir; döner. Metroseksüel yükseliyor.

 

Bu bir yansıtmadır: Yani, pasif bi şekilde oturmuşum. Bu pasifliğim iyidir çünkü bir görüş noktası ve bir soluklanma anıdır; yorumlarken kafamdan geçenleri yansıtırım. Naklen yayın gibi…

 

Kapitalizm kelimesini kullanmadan yorumlayabilir miyim? Biliyorum, değiştir(e)miycem; 11. tezden az önceki gibi sadece yorumlamakla yetinicem. Avrupada bir ruh dolaşıyor. A spectre is hounting! Henüz ölmedi ya da genetik koduna bakıp tekrar canlandıcaz onu; Mumya’nın Dönüşü gibi olucak. Ama onu yorumlayamam. Niye? Çünkü sadece bir olay (event) yorumlanabilir; kaybolmuş Das Capital yorumlanamaz. Olay olmadan yorum olmaz. Olay ufkunun ötesinde, sadece spekülasyon ve borsa var ya da kara deliği yorumlarsan, Stephen Hawkings gibi olursun, mazallah.

 

A pectre is hounting. İlahiyatın laiğine, komplo teorisi denir ve genellikle milli damak tadına hitab edicek şekilde pişirilir. İlahi ve komplo… T.C. bütçesinin yorumlandığı atmosfer budur. Top bize gelmiycektir.

 

Gene cüzdanı konuşursak: Kapitalizm yönetmek için ileri götürür. Eski tez böyle der. İleri gitmek de, kapitalizme götürür.

 

Bi zamanlar İstanbul Belediyesi, SHP’nindi. Gelecek parlak ve bunalımlar suni idi. Modernizmin açısından, Refah Partisi Pre-Modern idi; yani onun kapitalizmi (moderni) uygulaması, saçma ve doğasına aykırı idi. Doğaya aykırı… Pre-modern bize uymazdı ve birinci görevimiz, T.C.’yi daha ileri götürmektir. Bütün yorumlar bunu destekler mahiyyeteyken, yani biz Ceday’ların yorumu öyleyken, yine de böyle oldu: Ez bütün çiçekleri; kendine dinazor dedirt!

 

Bu arada hobit uyandı. Şimdi gidip Apocalipto’yu seyredicez. Bir başka film… Zaten ben de yoruldum.

 

 

 

 

Bookmark the permalink.

4 Responses to Ez bütün çiçekleri, kendine dinazor dedirt!

  1. Hazret, yazınızda takıldığım bir kaç hususu ilginize sunmak arzusundayım:

    1-) Diyanet İşleri’nin bütçesi, oldum olalı, onlarca bakanlığın toplam bütçesinden büyük olduğu gibi, bir çok bakanlığın bütçesinin de onlarca katı olagelmiştir. Dolayısıyla, belki daha önceleri dikkatinizden kaçmış ama devletlu hükümetlerimiz, Cumhuriyet kurulalı beri, her daim, dini faaliyetleri, toplumun dinle olan ilişkisini, kendi denetimi/kontrolü altında tutmak istemiştir. Binaenaleyh, Diyanet İşleri bütçelerindeki şişkinliği, dinin (ya da dinci kesimlerin diyelim) devlete bir tasallutundan ziyade, devletin, toplumsal gurupların dinle olan ilişkisini düzenleme ve dahi maniple etme niyetiyle açıklamayı denemek, bana daha makul görünmekte.

    2-) Nedense, ben sizin yapabildiğiniz gibi, son onbeş senede, maddiyatın, Müslümanlık etrafında yoğunlaştığını da gözlemleyemiyorum. Avrupa’dan gelen paraların çoğu, İslami Holdingler diye nitelenlen şirketlerce batırıldı. Açılandan daha çok Kur’an kursu, imam-hatip lisesi ve ilahiyat fakültesi kapandı. Yani, “yeni bir şey” yok, Doğu Cephesi’nde; vehmettiğiniz gibi.

    Üstelik, bu nevi vehimler değil miydi, memleketimizi 28 Şubat’a taşıyan? İcracıları tarafından post-modern darbe olarak adlandırılan operasyon, tam da vehmettiğiniz türden bir takım değişmeler gerekçe gösterilerek gerçekleştirilmedi mi? Yoksa siz, 28 Şubat’ın yeterince etkili olamadığını düşünenlerden misiniz?

    Uzaktan, davulun sesi size pek nahoş geliyor olabilir ama benim gibi bir agnostik, AKP iktidarında, en mesut günlerini yaşamakta. Kendini muhafazakar-demokrat olarak tanımlayan bir parti, T.C. tarihinin en liberal politikalarını hayata geçirdi. Onbeş yıl öncesine, 12 Eylül sonrasına göre, toplum nezdinde hissedilen dini taassup miktarında çok ciddi bir azalma olduğu kanaatindeyim. Onbeş yıl öncesine kıyasla, din, toplumumuz için daha tali bir görünüm haline geldi. Üstelik, konjonktürel olarak, dünyada, siyasal islam ve karşıtlığının hızla yükselmesine rağmen oldu bu.

    Batı medyası bizi başka türlü görmek ya da göstermek istiyor olabilir. Lakin, Türkiye’deki tüm kesimlerin dinle ilişkilerinin daha az sorunlu hale geldiği bir süreç yaşamakta olduğumuzu hissettiğimi söylemeliyim. CHP’nin, yapay “Laiklik elden gidiyor!” haykırışları da, esasen, bu hissiyatımı doğrular bir çabalama. Zira, mevcudiyetini sürdürme umutlarını, bu gibi kavramların etrafında koparmaya çalıştığı fırtınalara bağlayan bu kesim, ziyadan, dide-i huffaş gibi rencide oluyor.

    Velhasılıkelam, yazınızı büyük bir keyifle okumama rağmen, giriş bölümündeki tespitlerinize itirazın ötesinde, edebi zırha bürünmüş anlatımlarınıza, eleştirel bir bakışla sızmayı başaramadım. Dilerseniz, bu gibi ehemmiyetli mevzuları, sitemizin, ilgili tartışma bölümlerinde, daha ciddi bir formatta ele alalım.

  2. Tuncblake says:

    (Kerem Kandemir’e hitaben)
    Ahh genç Anakin! Demek ki saydığım fenomenlerden Diyanet Butcesi’ni almışsın ve cumhuriyet tarihi boyunca aynı vazifeyi gören bir kurumdur demissin. Sana göre, bütçesi de pek değişmemiş. Tedrisatından geçmekle övündüğü rahlede, halbuki, Anakin’in söylediklerinin ne kadar anakronik oldugu yazmaz mi? Bu kurumun da, bütün kurumlar gibi değişen sınıf, kapital ve cinsiyet hareketlerine göre değişitiğini söylemez mi? (Yoksa cumhuriyet ilelebet payidar mi kalir?) Ayrıca, tabii bilhassa 1950′den sonra DP iktidarından başlayarak çok farklı (siyasi) amaçlarla kullanıldığını araştırıp bulamaz mıydın? Ya da en azından, ilahiyat işlerinin internetteki sahifesine bi göz atsan, özellikle son üç yilda, kuran kursu sayısının ya da diyanet bütçesinin rekor (diger kurumlarimizin bütçesindeki artişla karşılaştırıldığında) bi artiş yaptığını da mi göremezsin, Anakin!? Göremiyor genc Anakin; çölde bir deve sırtında seyahat ederken sahip olunacak tarzda, keyifli bir uyuşukluğu vahyeden bir liberallik icinde. Anakin… Şimdi bir de, “Sizin gezegenden öyle görünüyor.” diyor. Bir nevii yerelliğe mi vurgu yapıyor acaba?

    Bir de, toplumuzda dinin yerinin giderek azaldığını düşünyor Anakin. Yani dini televizyon, gazete, mecmua yayınları, camii sayısı, kuran kurslari vs, vs artıyor ama din… Geriliyor ve de germiyor Anakin’i! Olur tabii, niye olmasın? O da olur. Zaten aslında mesele de o. Yani, din ilerledi mi, değil mesele ve hatta acaba Jedaylar demokrasiyi(!) feshedip darbe tezgahliyorlar mı meselesi değil. Yoksa, ne diyorum ben!? Ne diyorum ben boyle; Dark Lord, nasil yönetir?

    Antinomi!

    Antinomi: Aynı konuyla ilgili, görünürde doğru ve akla yatkın gibi duran iki görüş/önermenin birbiriyle çelişiyor olması ve mantıksız sonuçlara yol açması.

    Asıl mesele, eski mastırlarden Kant’in da söylediği gibi, aklın, bu en tehlikeli hastalığının içinde, bir tarafa doğru cevap verileceğini düşünebilmek değil mi? Ya da orada durup, kendini liberal hissetmek nasıl mümkün? Antinomi! İki bloklu dünya ve soğuk savaş hayaleti nasıl oldu da -ozellikle dusunce dünyamiza- geri geldi? Mastır Kant, bu soruna nasil bir cevap verdi; aklın bu en korkunç hasalığına? Ve verdiği cevap doğru muydu, Anakin?

  3. Aaah, ahh! Hazret, Genç Anakin’i, boş yere, süfli meselelerle uğraştırıyorsunuz. Son yorumunuz üzerine, üşenmedim, zihnimde, doğruluklarından emin olduğum kimi hakikatlerin (facts), verilerle teyidi için araştırma yapmak zorunda kaldım. İşte sonuçlar:

    Karaoğlan’ın başbakan koltuğunda oturduğu 2000 yılında, Diyanet bütçesi, toplam bütçe giderlerinin binde 57′si imiş. AKP iktidarının ikinci yılında (2003), bu oran binde 54′e düşmüş. Geçtiğimiz yıl ise (2006), binde 76′ya yükselmiş. Bu mudur yani dert? Kızılca kıyamet, binde 19′luk bir artış için mi koparılıyor?

    Kuran kursları deseniz, toplam öğrenci sayısında, son 3 yılda yüzde 18′lik bir artış olmuş: 2003′te 134.000 olan kursiyer sayısı, geçen yıl 158.000 kişiye çıkmış. Kurs sayısında da paralele bir artış var: 2003′te, kurs başına 35 olan kursiyer sayısı, şimdilerde 31.

    Şimdi soruyorum müsadenizle: 70 küsur milyonluk nüfusu olan bir ülkede, niye kuran kurslarına gidenlerin sayısında 25.000 kişilik bir artış varın mı peşine düşeceğiz? 380 milyar Dolar milli hasılası olan bir memlekette, neden Diyanet İşleri’nin bütçesi 1 milyar Dolar’a yakını, onu da geçtim; neden son 6 yılda 350 milyon Dolar’a yakın artış olmuşu mu sorgulayacağız?

    Bu minüsküllükteki oransal değişimlere bakarak mı memleketin siyasi, sosyolojik transformasyonu üzerinde yorum yapacağız?

    Genç Anakin’i, boş işlere koşturuyorsunuz, hazret.
    ……………

    Sosyal trnasformasyonun dudak uçuklatan bir hızda seyrettiği bir ülkenin son 70 yıllık tarihinde, elbette ki bir siyasi üstyapı kurumu olarak Diyanet İşleri’nin bünyesinde de pek çok değişiklik olması beklenebilir. Sizin de buyurduğunuz gibi, benim bağlı olduğum ekol, bu tür değişimleri, neredeyse kaçınılmaz görür. Lakin, benim iddiam şu idi: Memleketimin siyasal eliti, Mustafa Kemal’den, taa Baba’ya kadar, her daim, dinin devletin kontrolünde kalmasını, temel önceliklerden biri olarak benimsemişlerdir. İktidara kim gelirse gelsin, bu konudaki hassasiyet sürmüştür. Dolayısıyla da, Diyanet’in söz konusu kontrolün sağlanmasındaki temel ayıgt olduğu saptaması da, aynen, günümüze kadar, geçerliliğini sürdürmüştür. Demek istediğim, siyasi erkin kullanım kastı değişmediği sürece, aygıtın temel işlevi de değişmemiş. Bunda garipsenecek bir şey yok; teorik olarak da.

    Haa, sizin bu yorumuma bir itirazınız da yok, gördüğüm kadarıyla. Sadece, “Sizin mektep nasıl izin veriyor böyle konuşmana.” tarzında bir itirazınız olmuş. Onu da şimdi cevapladım, sanıyorum.

    ………………..

    Gelelim antinomi yorumunuza: Malesef, ben, meta düzeyde, tartışmamızın formunun antinomi olduğunu düşünmüyorum.

    “Yani dini televizyon, gazete, mecmua yayınları, camii sayısı, kuran kurslari vs, vs artıyor ama din… Geriliyor ve de germiyor Anakin’i!”

    Bence de olabilirdi bu. Olsaydı, olguların seyrinin antinomik bir hal aldığı yorumunuza da iştirak edebilirdim zaten.

    Lakin, benim iddiam, durumun böyle olmadığı. Yani, sayısal veriler, nominal değil de oransal olarak değerlendirildiğinde, “”Yani dini televizyon, gazete, mecmua yayınları, camii sayısı, kuran kurslari vs, vs artıyo….” tespitinize karşı çıkıyorum zaten.

    Benim iddiam, bu artışların minüskül olduğu yönündedir. İstatistiki açıdan ehemmiyet eşiğimin altında kalıyorlar. Dolayısıyla, sizin gibi hazretlerin de, bu ehemmiyet arzetmeyen değişiklikleri (ya da artışları) baz alarak siaysi/sosyolojik okumalarda bulunması, benim ilmimce yanlış oluyor.

    ……………………

    Binaenaleyh, davetimi yineliyorum: Artık bırakalım bu süfli konuları da, sizinle, karşılıklı olarak, ‘asıl meseleleri’ tartışalım. Siz açın öze ulaşan damarı, ben peşinizden geleyim.

    Sadık hizmetkarınız,

    Genç Anakin

  4. Tuncblake says:

    Anakin diyor ki, o, bi kurumun cumhuriyet kurulurken ne amaçla inşaa edildiğini tesbit etmiş ve de kurumlar kuruluş amaçlarına sadık kalmaya çalışırlar gibi bir teorik bakışın çaktırmadan altını çizmeye devam ediyor! Bu, herhalde, biraz sizin rahle tarafindan, jedaylıktan afaroz edilen Weber’in amaç rasyoniletesi gibi bir şey olsa gerek. Evet, herhalde cumhuriyet kurulurken dini yapıların bolluğu ve kontrolünün imkansızlığı, böyle bir kurum aracılığıyla halkın dini ihtiyaçlarının da, merkezi devlet eliyle kontrolünü denemeye yönlendirmiş olmalı. Sonucta, cumhuriyet dine karşıydı ve o yıllarda, kuran kursları, megafonla ezan okumak, tekkeler, zaviyeler, sarık, cüppe ve nerdeyse bütün dini semboller yasaktı da. Cumhuriyet, bu çılgın düşünceyi, bütün gücüyle uyguladı ve Türkiye’de, Kuran okudugu için hapse giren insanlar oldu. Neyse, uzatmiyim; Paşa’mız bütün camileri yıkma kararını uygulayamıycağını anlayınca, “Bu memlekete din lazimsa, onu da biz veririz,” dedi. Yani diyanet, sadece kontrolü diğil, bir cins din yorumunu, -giderek artan bir tonda- yaymaya da basladi. Bu, Demokrat Parti’den sonra, asli görevi haline geldi. Yani, İslamı (Sünni ve de Turk) yayma vazifesi. Eğer söyliycek, yerine koyucak bir şey yoksa, kontrol de olmaz. Bu, Baba’nın zamaninda da değişmedi; Nurcular’ın sağa, sola imam atamaları ve Feto’nun sermaye birikimi de taa o yıllara gider. Bir atlama daha yapıcak olursak (kısa kesmek için) bu diyanet sürecine, 12 Eylül’de resmi ideoloji haline gelen Türk-İslam Sentezi’ne giden yolun baslangiciydi diyebiliriz. Yani, diyanetin macerası, bence bir şeyler anlatır. Ayrıca, sizin binlik dilimler içinde küçümsediğiniz artış, son yilda, yaklasik %16′dır ki, bu, hükümetin üzerinde karar verdigi bütce açısından, (yani borç ve faiz ödemelerinden sonra arta kalan) dikkate değer bir fenomendir.

    Anakin, belki karanlık güç, senin vizyonunu körleştiriyor. Ancak, burda ısrarla üzerinde durduğum konu, Sünni İslam’ın, Kemalizm’e halef olucak bir ideoloji olarak, Türkçü miliyetçi ideolojiyle (Kemalist “ulusalcilik” da bu cephededir) yarışta olduğudur. Yarışta olduklari gibi, aynı zamanda, bunların karşıtlıklarını tanımladıkları yer, (ki o da, laik anti-laik… O temelde Ortaduğu’yla ilişki ve yine bu bağlantıyla kürt sorunu; belki alevilik….) antinomik bir labirenttir, diyorum. Yani, hangisi kazanırsa kazansın, sizin rahle kaybedecektir! Dolayisiyla, AKP nin 301 liberalizmiyle alınacak bir konfor yoktur! AKP, demokrat görüşlü insanlara, kudurmuş Kemalistler’i izletiyor; tıpkı kafesteki aslanlar gibi ve bu konfor onların kudurmasını izlemekten edinilecek, sapık bir konfordur! Çünkü, AKP ideolojisinde de, esasen, otuzların İtalya’sı ya da altmişların Nasıri tarzı öğeler, bolca mevcuttur. Bunu, en iyi, zinaya beş yıl hapis getirmeye kalkıştıklarında gösterdiler (düsünün; bi geçseydi!). Ya da İstanbul’u, “Kurban olam ayına(!) yıldızına.” afişleriyle donatan ucuz populizmlerinde, fetih şenliklerindeki mehteran servisinde, vs vs…

    Gelelim damardan mevzulara:
    Şimdi, şu yukardaki yazıda da dediğim gibi, ben yorumlayanlardan, bir vakaya yönelik bakışı ve değerlendirmeyi anlıyorum. Bu, -İslam’ın yükselişi- bir vakadır. Yok, “Yükselmedi.” diyorsanız, %5lik Hoca’nın partisinin, nasıl %35′e dayandığını açılamakla hükümlüsünüz. Yani, bu vaka değilse, başka nasıl bir vaka olmuştur memlekette?

    Benim yukardaki yazımda söylediğim antinominin, küresel çapta bir salgına dönüştüğüne dair işaretler var. Yani, bu, Dark Lord’un son numarası, aklı, antinomiyle tutulmaya tabi tutmaktır. Ama bir şeyin evrensel olduğunu söylemek için, önce onun yerel oldugunu soylemek de icab eder, Anakin! Degil mi?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>