Yazmak Ya Da Yazmamak
February 24th, 2007 at 12:17 pm (Deneme)

Yazan: Pınar Elmasoğlu
Gece yazmak güzeldir. Sessizliğin uğultusuyla baş başa oturup dururken, birden beliren yazma isteğine hiç bir şey engel olamaz gibi gelir. Bir hızla yazmaya başlarsın, kelimeler birbirini kovalar, ellerin geri kalır aklından… Boğulur gibi, kusar gibi yazarsın yoruluncaya kadar. Günün ilk ışıklarıyla karşı tepelerdeki birkaç binanın ışıklarına dalıp gittiğinde, orada kimlerin yaşadığı, niçin bu kadar erkenden güne başladıkları ya da yeni demlemiş oldukları çayın ilk bardağının sıcaklığı, onlarla beraber senin de içine yayılmaya başladığında, şimdi kim bilir kaç uyanma çabasına inat, sen uyumaya yollanırsın…
Uyanıp bir göz attığında yazdıklarına, çoğu zaman içinden bir defa daha okumak bile gelmez. O kadar çok sadece yazılan ana aittirler ki bazen, tekrar okuduğun zaman neredeyse her satır anlamsızlaşmış, kurumuş gibi gelir. Hani yazılıp panoya yapıştırıldıktan sonra unutulmuş, ama bir türlü yerinden sökülmeyip vicdanda yük olmuş hatırlatma notları vardır ya, öyle durur o yazılanlar orada. Kendin bile tekrar okumaya yanaşmadığın bu şeyleri, ne silmeye ne de atmaya kıyabilirsin. Belki bir başka gecenin sessizliği içinde, ruhunun onlara denk bir hal almasını bekleyip durarak, birbiri üzerine yığıp durursun yeni satırları yılmadan. Sonra bir gün, belki aylarca sonra dönüp okuduğunda bu yığını yeniden, biriken onca şeyin arasından parlayan öyle şeyler görürsün ki birden şaşırır, sevinir, sanki yepyeni bir şey bulmuşsun gibi heyecanlanırsın. Bu heyecanla yazmaya başlarsın yeniden, bazen sadece kendi kendine konuşur gibi, bazen karşındakine anlatır gibi, bazen bağırarak şiddetle, yeniden yazarsın.
Kimsenin okumayacağını düşünsen bile yazmak hep güzeldir, ama hep mutlu bir şey değildir…
Önce kendi ruhunla bir diyalog başlatır bu satırlar; yazdıkça kendini, hayatı, acıları ve sevinçleri, aşkları yaşayış biçimini de daha iyi anlarsın. Yazdıkça önce kendine sonra etrafta olup biteni anlamaya daha çok açılır gözün. Zamanla hassas bir kırılganlıkla donanmış bulursun kendini. Görülmeyenleri görmenin, fark edilmeyenleri seçivermenin yükünü taşımaya, dünyaya kırılgan gözlerle bakmaya başlarsın. Kimi yazarlar bu gözlerle gördüklerini döküp kâğıda, insanları en olmadık yerlerden tutup çekiverirler başka yerlere. Kimileri ise bambaşka bir kimlikle durmayı seçerler hayata karşı. Neredeyse tüm yazarlar en kalabalık zamanlarında bile yalnızdırlar. Hayatlarında bir tek kendi varlıklarının eşliğini kabul ederler çoğu zaman. Hassas gözleri yeni bir duvar örmüştür insanlarla aralarına. İsteyerek ya da bununla gelmiş olduklarından işte dünyaya, kalplerini koyup yapabildikleri tek şeydir yazmak. Bu yüzden çoğunun da yaptığı tek iştir zaten.
Yazmak hafifletmez de bazen. Daha da ağırlaştırır, daha da yoğunlaştırır; en istenmedik hallerle bir arada ruhunu köşeye sıkıştırıverir, kaçamazsın. Yazarak savaşırsın yine kendinle; yazarak meydan okursun seni kuşatan her şeye. Kaçamadığın bir şeydir yazmak; kendi kendinin içinde bir kayboluştur bazen. Bazen bir soluklanıştır, bir yükten kurtuluşu müjdeler. Baştan çıkarıcıdır, kışkırtıcıdır. Kenarda kalmış tüm duyguları ayaklandırır birer birer. Kendinden bir şeyler yarattıkça kendine hayran oluşu da peşinden sürükler. Çoğu açıkça bağırmasa da bunu her yazar önce kendisinin gizli hayranıdır. Bu yüzdendir ki hep çelişkiler yaşar durur. Alçak gönüllülük, bazen kaybetmemek için çabaladığı biricik hazinesidir ruhuna dar gelen.
Yazmayı ‘iş’ edinmenin en sıkıcı hallerinden biridir yazmaya mecbur olmak. Herhangi bir şey düşünmeyi bile istemediğin anlarda bile yazmak zorundasındır bazen. Ne yazacağına karar verinceye kadar kıvranır, karar verip yazdıktan sonra yeterince iyi olmadığı şüphesini uzun süre atamazsın üzerinden. Yazmanın “öylesine” yapılmış otomatik bir eylem halini aldığı düşüncesi daha da ruh karartıcı bir yabancılaşmaya sürükler, mecburiyetler yazmakla arana bir duvar gibi girer. Müzik tam da bu anlarda çözülmenin en iyi yolu olabilir bazen. İyi bir müzik, duyguları hapsolduğu yerlerden çıkarıp ayaklandırır yeniden. Kendinle karşı karşıya kaldığında sıkıcı kalabalıkta bir tanıdığa rastlamış olmanın rahatlatıcı hissiyle dirilirsin aniden…
Tam da ucunda yürüyedurduğun uçurumundur bazen “yazmak ya da yazmamak…”
Fakat mesele aslında hiç de bu değil.
Popularity: 14% [?]
