Dorian Gray’in Portresi

BrokeYazan: Alice

Paket halinde sunulan yaşamınızı, normlara uygun sürdürdüğünüz müddetçe güvendesinizdir. Gizlice o paketin dışına da çıkabilirsiniz, yeter ki “normal” olduğunuzu spot ışığı altında gösterin. Paketin dışına, kontrol bozulmasın diye herkesin bildiği enteresan yöntemlerle de çıkabilirsiniz. Tıpkı A.B.D. ve İngiltere’deki “tea-rooms” gibi…
İzin verilen veya göz yumulan tuhaflıklar, arada bir soluklanmak üzere denizin yüzeyine çıkıp, kısa sürede derin bir nefes alıp tekrar dalmaya benzer. Yüzeyde uzun süre kalmak ve hatta o şekilde yaşamak ise mangal gibi yürek ister.

İnsana cinsiyetüstü yaklaşmak normal değildir. Yalnızca iki cinsiyetin varlığı kabul edilmeli, bunlar heteroseksüel olmalı (egemenlik heteroseksüellerin elindedir), üstelik bunlardan birinin kayıtsız şartsız üstünlüğü yaşamın her alanında karşımıza çıkmalıdır. Genelgeçer “ahlak” anlayışı da bunlara uyup uymamakla yakından alakalıdır. Cinsel açıdan saldırgan ve doyumsuz veya çekingen ve doyumsuz bir toplumun tabuları da benzer niteliktedir. Erkek, dişil olmamalıdır. Yoksa gücü darbe alır, aşağılanır. Efemine erkek gülünçtür, ciddiye alınmaz çünkü dişildir. Statüsünde bir basamak aşağıya inmiştir. Üstelik erkeğin şanını zedelemiştir. Erkek gibi kadınlar ise, övülür. Ve her iki cinsin de diğer tarafa olan eğilimi eşcinsellikle eş tutulur. Eşcinsler arasındaki her çeşit cinsel münasebet ise aşağılanmayla, rahatsızlıkla karşılanır. Aşk kelimesi bu noktada kendine yer dahi bulamaz, iki kadının veya iki erkeğin birbirine aşık olması anlaşılamaz. Eşcinselliği özendirmesin diye yarışmalar ekrandan kaldırılır; filmler, kitaplar yasaklanır. Özendirmek… Kendine yabancılaşan homoseksüellerin sağlıklı, homofobik bireyler haline gelmesi ve ötekine karşı saldırgan ve dışlayıcı bir tutum sergilemesi açısından bu yasaklar oldukça yararlıdır. Oedipus’un çözülmesiyle psikanalitik olarak “normal” olmayı başarabiliriz. Peki eşcinseller onarılması gereken anormal ve hasta insanlar mıdır?

Yine de en büyük darbeyi travesti ve transeksüeller yer. Toplum onları alabildiğine dışlar. Bu insanlar güvende olmamayı tercih ederler. Ne için? İş bulma olanakları çok düşüktür, kalacak yer bulma olanakları çok düşüktür, alışveriş yaparken, yürürken, sinemaya giderken tedirginlik içinde yaşarlar. Her an her yerden onları tehdit edecek bir şey çıkabilir. Hatta yaşamları bile tehdit altındadır. Bir insan kendini böylesi bir cehennemin içine neden atar? Kafası karışık Hamlet’in elinde kurukafa ile hali, bu cevap için oldukça ehemmiyetlidir. Aslında ne hormonlarını, ne de kendilerini doğdukları andan beri hangi cinsiyette hissettiklerini açıklamaları gerekir. Fakat toplum onları zorunlu bırakır. “Neden bizim gibi değilsin? Açıkla!” Bir insanı yalnızca varolmaya çalıştığı için suçlamak, dışlamak, hor görmek ve ondan rahatsızlık duymak her zaman karşımıza çıkan bir durumdur. İnsanın değil toplumun varolması herkesin hayrınadır. Mümkünse evli bir erkek, kadın kıyafetlerini, yalnızken yatak odasında giymelidir. Her şey spotlarla ilgilidir. Hepimiz eminiz, çoğunluk normaldir. Karanlıkta yapılanlar kimseyi ilgilendirmez.

Önyargı ve gelenek, kişinin ötekini değerlendirme sürecine balta indirebilecek en harika etkenlerdir. Toplumsal-kültürel güçlerin etkisi altında gözlerimiz görür, kulaklarımız duyar. Hareketlerimiz ve sözlerimiz, bazen binlerce insanın binlerce yıllık birikimidir. Hep bir ağızdan tek ses olup yorumlarlar… “Algım yanlı olabilir” demek zordur, bunu anlayabilmek daha da zordur. Yanlı algımızı ötekine dayatmamayı başarabildiğimizde, kapılarımızı açarız. Ötekiyle uylaşamasak da uzlaşma şansını yakalarız. Önüne geçmemizin olanaksız olduğu önyargımızın en azından farkına vararak, ilk adımı atarız.

Eşcinseller, travestiler ve transeksüeller azınlıktır. Azınlıkların hoşnutsuz, rahatsız, baskı altında olduğu her yer, küçük insanların gölgelerinin büyük göründüğü yerlerdir. Böyle yerlerde ırkçılık, cinsiyetçilik karşıtı olmak ise güvensizdir…

Popularity: 25% [?]

3 yorum »

  1. Ahmed-i Mursi şöyle yorumlamış:

    February 7th, 2007 at 7:22 pm

    “Varol” Alice.

    (Editörün notu: Yorumunuzu, nedenselleştirmelerinizi de içerecek şekilde genişletmenizi rica ediyoruz.)

  2. Kerem Kandemir şöyle yorumlamış:

    February 15th, 2007 at 10:49 am

    Vallahi, Mursi kardeşimin yorumuna, çok kısa olduğu için uyarı notu düşmüşüm ama bu yazıdaki tespitlerin ve okumaların altına imza atmak dışında ne yapılabilir; bilemiyorum. Çok başarılı.

    Yine de, kadı kızında kusur bulmaktan da geri kalmayayım:
    “Erkek gibi kadınlar ise, övülür.” demişsin, Alice. Oysa, ataerkil toplumlarda (yani mevcut bütün insan topluluklarında), kadının erkeksi (tomboy) olmasından hazzedilmez. Kadın, dişil olmalıdır. Zira, erkeksi kadınlar, hem erkeğin otoritesi açısından bir tehdit unsuru olarak algılanabilirler, hem de, müstakbel eş/cinsel partner olma potasından çıkma vehmi yaratabilirler.

  3. Ebru şöyle yorumlamış:

    February 15th, 2007 at 11:57 pm

    Azizim, yorumunuza katılıp katılmadığımdan emin değilim. eksik anlıyor olma riskime karşılık biraz uçuşucam, yüksek müsaadenizle.

    Beni evel ezel düşündüren bir nokta, yaşlı kadınların genç kadınlara olan tavırlarının erkeklerin bu kadınlara olan tavırlarından -çoğunlukla- daha katı olmasıdır. “kendileri de benzer bir zulme maruz kalmışken niye bu genç kadınlara böyle davranıyorlar?”

    Fark ettim ki, doğurganlığını kaybeden kadın -nedenlerini başka bir yerde tartışmak mümkün- ataerkil bir cemaat ya da cemiyette bir tür erkek rolü, yani yönetici rol üstleniyor. Kendisinden daha genç erkeklerden daha saygın addediliyor. Kadınlıktan analığa geçişini tamamlamış ve artık hiç kimseye cinsel olarak bir faydası dokunmayacağı için, herhalde. Dolayısıyla, bu noktada kadının erkek gibi olup övülmesi durumu gözlenebiliyor (Tabii, tom’daki boy’lukları pek kalmamış ama).

    Doğurgan kadın ise, tarife gerek kalmadan, dişil olmak zorunda bırakılırken bir yandan da ‘premiscous’ olmakla suçlanıyor, zaten yapılan zulümün özünde de bu kadınların herkesle sevişmeye meyyal zannedilmesi ve bunun zapturapt altına alınma zorunluluğu yatıyor.

    Ötesi, erkek eşcinseller*, travestiler ve transeksüellerin de ‘premiscous’ olduklarına ilişkin izlenim kadınsı/kadınlara benzemeye çalışmalarından kaynaklanıp (hepsi için aynı şey söylenemez elbette), kadınların heptir maruz kaldıkları zulmün kat fazlasına maruz kalmalarına zemin hazırlıyor olabilir.

    kadın eşcinsellerle ilgili durum ise daha karışık. Tarih boyunca daha az reddedilmiş ya da erkek eşcinselliği kadar tiksinilmemiş. Ben sevişme sırasındaki eril organın yokluğundan, durumun daha çok oynaşan iki insan gibi görünmesine bağlıyorum. Ama baştacı da edilmemişler ya da “anne, ben eşcinselim” diyen bir kız “eh, olsun, bir akşam yemeğe çağır bari” diye de yanıtlanmıyor. nedenini çok uzaktan çağıracak olsam, evrimin buyruğundan (Üre!) çıkıyorlar da ondan, derdim.

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın